Yol Değirmeni Denemeler Erol Erdoğan
Yusuf Yıldırım
Herkes kendi yaşamının ya
figüranıdır ya da kahramanıdır. Figüranlar izlerken kahramanlar izlettirir.
Umut Şarkısı adlı şiir kitabıyla yayın hayatına adım atan Erol Erdoğan, bu
kez yoluna deneme ile devam ediyor. Yayın hayatına şiir türünde, hızlıca ve
ustalıkla giriş yapan Erdoğan, böylece şairliğinin yanında yazarlığını da
eklemiş oldu.
Erdoğan, Umut Şarkısı adlı kitabıyla başarılı ve beklenenin ötesinde bir
etki ile kalıcı izler bırakır. Zira, tanıtım, imza günleri, şiir dinletisi gibi
etkinliklerde eserinin temsilinde üst düzey performans sergiledi.
Yol Değirmeni’nin şaşırtıcı ve ilk dikkat çeken özelliği; derinlik, üslup,
özgünlük gibi öncül ölçütlerle Erdoğan’ın şiir de yakaladığı başarıyı deneme de
devam ettirmesidir.
Eser, 2026 Ocak ayında Kadran yayınlarından çıktı. Kapak, başlıkla uyumlu
olabilecek ve tahmin edilebilecek biçimde yolda sonsuzluğa yürüyen bir adam
simgelemesi ile tasarlanmış. Ufuktaki ışın halkaları sonsuzluğu
betimlemektedir.
Arka kapak yazısı ise kitabın toplam resmi gibidir: Anadolu insanın
yaşadığı her bir deneyim (….) hepimizi bir istasyonda buluşturacaktır.
İlk bakışta gözden kaçabilir ancak kitabın adı da özgün ve düşünülemez bir
metafor. Yol ve değirmen zaten başlı başına iki ayrı simge ve imge iken
birleşerek zaman yolculuğunda tüketilen yaşamların resmini çiziveriyor. Zaten
yazar birkaç yerde başlığa gönderme yaparak ”Adına
zaman denilen o öğütücü (…) (s. 27)” ve “ (…) büyük kent değirmenin öğüttüğü vefa, dayanışma, kadirşinaslık (…) (s. 31)” gibi örneklerle öğütme mecazıyla değirmen
üzerinden ince mesajlar vermektedir.
Yazar, kitabın vücuda gelme amacını önsözde; “Umarım
sonsuzluğa emanet edebileceğim güzellikler biriktirebilmişimdir.”
mesajıyla ustaca ortaya koymaktadır.
Kitabın dıştan göze çarpan iki önemli özelliği de sayfa tasarımı ve kitap
hacmidir. Kitap; on iki punto yazısı ve bir buçuk nokta satır aralığıyla
sayfalara dağılan metinler, okuyucuyu sıkmayacak ve bir sayfayı ortalama bir
dakikada okuyacak biçimde hazırlanmış. Yine seksen yedi sayfada bitirilen
kitap, okuyucuya “Koltukta bir fincan kahve
eşliğinde oturup bitiririm.” hissini vermektedir.
Yine kitabın göze çarpmayacak ögelerinden biri de mimarisidir. Toplamda
yirmi bir adet konu okuyucuya sezdirmeden verilecek iletilere uygun sıralanmış.
Özellikle ilk altı konu, okuyucuyu kitaba zincirleyecek türden. “Dün Bugün Ve
…” başlığı altında Tagor, Mevlana Nuşirevan, Nietzsche’den verilen örnekler,
hem yazarın erdemler ölçeğinde dünya görüşünü betimliyor hem de okuyucuya
deneyimlemede sağlam referanslar sunmaktadır.
Konu sonundaki yazarın güçlü mesajı fazla söze ne gerek var dedirtiyor:
Ondan sonra!
Sonra da şu üç boyutlu âleme dar gelen arzu
ve özlemlerimize yeni koşu alanları bulmak için adına ölüm denilen ancak bana
göre bir dezekarnasyondan ibaret olan sürekli yürüyüşün ikinci perdesini
yaşamak üzere birinci perdeyi kapatabileceğimiz anı yaşamaktır.
Yazarın seçtiği ikinci konu “Anneler Günü” sıradan görünebilir ama konu
içeriği büyük anlamlar sunuyor, okuyucuya. Görünüşte bir kadirşinaslık
göstergesi olan bu yazının toplamında, ilk öğrenmenin, ilk deneyimin ana
rahminde ana kucağında başladığı, aslında annenin özellikle ilk yaşlarda tüm
hayata bedel bir dünya sunduğu sezdirilmektedir. Konunun ciddiyeti ve önemi şu
satırlarda yazar tarafından dışa vurulmaktadır:
Belki de tam zamanı dönüşüm ve değişim için.
Anne ve baba olmayı evlada tahvil edip içimizdeki yaşamsal cevherden bağımsız
haksızlık olacaktır bu duygudan bağımsız olanlara.
Aynı zamanda üçüncü başlık Aşık Veysel (s. 17)ve konu içindeki; gafletler,
acı hatıralar üzerinden Nuşirevan hikayesi tam ibretlik. Aşık Veysel’in şu
dörtlüğü de yaşam deneyiminin neden büyük hazine olduğuna örnek:
Nuşverani Âdil nerede
tahtı
Süleyman mührünü kimse
bıraktı
Resulü Ekrem’in kanunu haktı
Her
ömrün sonunda bir feryat gördüm
Denemelerin en önemli özelliği, herkesin yaşadığı, anda asılı kalmış duran
ve hiç gitmeyeceği düşünülen ancak tekrar dönüldüğünde bulunamayan hatıraları
zaman kararlığında saklıyor olmasıdır. Yazarın Seksenler başlığı altında öne
çıkardığı yazlık sinemalar ve siyah beyaz televizyon dönemi de öyle zaman
aralığından sızdırılmış iki toplumsal hayatın büyük parçası. 70’lerin
çocukları; son çırpınışlarını yaşayan ama 50, 60 ve 70’lerin başında sinema,
toplumsal etkileşimde şimdiki sosyal medya salgını gibi idi. Yine televizyonu
ve televizyondaki dünyayı sadece siyah beyaz gören son nesildir. Yazarın bu
tespiti eminim, 70’lerin ve önceki kuşakların çocuklarını yine o çocukluk
yıllarına götürecektir.
Yazar sohbet havasında, dinlendirici esinti hissinde kurduğu cümlelerde
konuları devam ettirirken, kendisinden ya da etkilendiği şiirlerden örnekleri
ya da kesitleri konulara serpiştirerek anlatımı renklendirir.
Böylece yalın ve akıcı bir üslupla ördüğü anlatımla yazar; okuyucuya bir
yandan zamanda ve mekanlarda yolculuk yaptırır bir yandan da her konuda
oluşturduğu örtük anlamlarla ruhsal ve duygusal geziler yaptırarak onlara iç
dünyada mihmandar vazifesi görür.
Kitapla ilgili bazı öneriler!
Öncelikle bu öneriler mevcut yayından bağımsızdır ve sonraki baskılarda
müzakere edilebilir.
Kapak, çağrışım zenginliği olan belki pastel renklerde soyut düşünülebilir.
Bölümler ve konular kapakla eşgüdümlü olacak biçimde tekli sayfalardan
başlatılabilir, böylece standart sağlanabilir.
Her sayfada ve oldukça üstte kitap adının olması, rahatsız edici bir etki
bırakıyor. Bunun yerine daha gri tonda ve metin puntosundan küçük olacak
biçimde solda yazar adı-soyadı sağda kitap adı görünecek bir düzenleme daha
etkili olabilirdi. Böylece okuyucu, sayfa çevirdikçe önce metne odaklanacak;
ihtiyaç duyarsa ikincil uyaranlara göz kaydıracaktır.
Bölüm ve konu başlıklarında altın oran uygulanabilir. Buna göre bölüm ve
konu başlıklarının olduğu sayfalarda üçte birlik üst kısım boş bırakılarak
okuyucunun daha rahat soluklanması sağlanabilir.
Erol Erdoğan, Yol Değirmeni, Kadran & Medya Yayıncılık, İstanbul
Ocak 2026, 87 sayfa.