Çeşmeli Kilise etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çeşmeli Kilise etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22/05/2026

Çeşmeli Kilise’nin Ermenice Kitabeleri ve Ana Nef İkonografileri

 Halk arasında Çeşmeli Kilise adıyla bilinen, Ermenice adıyla Surp Asdvadzadzin Kilisesinde bulunan ve şimdiye kadar ne olduğu hakkında hiçbir bilgiye ulaşılamayan apsis kemerindeki kitabe ile ana nef ikonografilerinin kimlik yazıtları artık çözüldü.

Kilisenin 1727 yılında inşa edildiği (Yıldırım, 2020), 1844 ve 1854 yıllarında da iki tamirat geçirdiği (Yavuzaslan, 2020) daha önceki araştırmalarda ortaya çıkmıştı. Kaynaklara göre kilise, 1922 yılında Ermeniler tarafından kullanılmakta idi (Sapancalı, 1922; Yıldırım, 2024) ve en geç 1924 yılında kapanmış olmalıdır. Cumhuriyet döneminde 1940-1981 yılları arasında Karaman Hapishanesi olarak kullanılmıştır. Kilisenin güneyinde bulunan mermer çeşme, 1983 ya da 1984 yılında Karaman Müzesi Müdürü İlhan Temizsoy ile Arkeolog ve Sanat Tarihçi Mehmet Vehbi Uysal tarafından koruma amaçlı müzeye taşınmıştır. Bu mermer çeşmeye atıfla kiliseye ne zaman “Çeşmeli Kilise” denildiği tam olarak bilinememektedir.

Karaman Cezaevinin taşınması sonrası kaderine terk edilen kilise, 2007 yılında geniş çaplı bir restorasyona alınmıştır. Bu tarihten itibaren kilise; sergi, müzik dinletisi, konferans gibi çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapmaktadır.



Kilisenin apsisi ve ana nef kemerleri, fresk tekniğiyle bitkisel bezeme ve ikonografilerle süslenmiştir. Ayrıca sadece dikkatli ziyaretçilerin ve araştırmacıların fark edebildiği bazı kitabeler de kilisede bulunmaktadır.

Apsis kemeri ile ana nef sağ taraf kemerlerinin ikisinin yüzeyindeki ikonografilerin birer kelimelik kitabeleri bulunmaktadır. Ana nef kemer yüzeylerinde toplamda altı adet ikonografi vardır.

Kitabeleri çözümlemek için 8 yıl önce internet üzerinden bazı Ermeni vatandaşlara ve Ermeni Patrikhanesine kitabe görselleri gönderilmiş olsa da bir sonuç alınamamıştır.

Bu kez bu kitabeleri ve aşırı yıpranmış ya da tamamen silinmiş ikonografileri çözmek için yapay zeka araçlarına başvurulmuştur. Birden fazla yapay zeka modeli ile yapılan çalışmada ortaya çıkan veriler karşılıklı olarak tartışılarak kilise kitabeleri ve kemer yüzeylerindeki ikonografiler büyük ölçüde kesinleştirilmiştir.

Apsis Kemerindeki Ana Kitabe

Kilisenin apsis kemerinde yer alan kitabe, Klasik Ermenice (Grabar) ile yazılmış litürjik bir adanma ifadesidir. Litürji din ve tanrı adına kamu ya da halk hizmeti, kilise ayini gibi anlamlara gelmektedir. Kilise inşasıyla eş zamanlı olduğu değerlendirilen bu kitabe, dönemin Ermeni kilise yazıt geleneğine uygun bir üslup taşımaktadır.


Ermenice:

ԶՏԷՐ ՓՐԿՉ ԱՆԱՐԱՏ ԵՒ ԱՅՍ Է ՅԻՇԱՏAKԻ ՀՈԳՒՈՅ ՅՈՒՐՈՑ

Türkçe Transkripsiyon:

“Z-Ter Prkiç Anarat yev ays e Yişatak Hoğvoy Yuroç”

Akademik Latin Transkripsiyon:

Z-Tēr P'rkič' Anarat ew ays ē hišatak hoguoy yurōc

Türkçe Çeviri:

“Lekesiz Rab Kurtarıcı — ve bu onların ruhlarının hatırasıdır”

Kitabede geçen ԱՆԱՐԱՏ (Anarat) sözcüğü "lekesiz, kusursuz, saf" anlamına gelmekte olup kilisenin resmi adı olan Surp Asdvadzadzin (Kutsal Tanrı'yı Doğuran, Meryem Ana) ile doğrudan örtüşmektedir. ՅԻՇԱՏAKԻ ՀՈԳՒՈՅ ՅՈՒՐՈՑ ifadesi ise kiliseyi yaptıranların ya da kilise inşasını mümkün kılan bağışçıların ruhlarına adanmış bir anma yani dua kalıbıdır. Bu tür yazıtlar, 18. yüzyıl Anadolu Ermeni kiliselerinde yaygın bir litürjik gelenek olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ana Nef İkonografi Programı

Kilisenin ana nefinde, karşılıklı sütunlar üzerindeki kemerlerin köşelik yüzeylerinde toplam altı adet madalyon içinde ikonografi yer almaktadır. Tüm ikonografiler mavi mandorla (ışık hâlesi) ile çerçevelenmiş olup bu biçim, 18. yüzyıl Ermeni kilise sanatının karakteristik özelliğidir. İkonografilerin bir kısmının altında birer kelimelik Ermenice kimlik yazıtları bulunmaktadır.



1. Keşiş/Münzevi Aziz — ՄԻ ԱՐՍ (Sağ Ön) Yazıtı ՄԻ ԱՐՍ (Mi Ars) olarak okunan bu ikonografi, dönem Ermeni kilise yazıt geleneğinde "keşiş" veya "münzevi" anlamına gelen ՄԻԱՅՆԱԿԵԱՑ (Miaynakeats) sözcüğünün epigrafik kısaltmasını taşımaktadır. Madalyon içindeki figürün çileci bir azizi temsil ettiği anlaşılmaktadır. Aziz Makarios Mısırlı bu ikonografi için güçlü bir aday olarak değerlendirilmektedir.

2. Kurtarıcı İsa — ՓՐԿԻՉՆ (Sağ Orta) Yazıtı en net okunan ikonografidir. Mavi mandorla içindeki figürün altında ՓՐԿԻՉՆ (P'rkičn — "Kurtarıcı") yazmaktadır. Ermenicede -Ն eki belirlilik bildiren bir artikel işlevi görmektedir. Bu ikonografi, Ermeni kilise sanatında merkezi konumda yer alan İsa Pantokrator (Her Şeye Hükmeden İsa) tasvirinin tipik bir örneğidir.

3. Hale İzli Figür (Sağ Arka) Yazıtı silinmiş olmakla birlikte madalyon içinde belirgin altın hale ve kırmızı/turuncu cüppe kalıntıları seçilebilmektedir. Kırmızı episcopal cüppe ve altın hale kombinasyonu, Ermeni Kilisesi'nin kurucu azizlerini — başta Surp Grigor Lusavoriç veya Surp Nerses — çağrıştırmaktadır. Kesin tespit için yazıtın okunması gerekmektedir.



4 Mavi mandorlalı boş ikonografi  (Sol Arka) Madalyon içi boş yüzeydir. İkonografiye dair hiçbir iz yoktur.

5. Kitap Tutan Figür (Sol Orta) Mavi cüppeli, elinde kitap/İncil tutan bu figürün yazıtı silinmiş durumdadır. Mavi cüppe ve kitap kombinasyonu Ermeni ikonografisinde kilise kurucusu azizlere özgü bir tasvir biçimidir. Surp Grigor Lusavoriç (Ermeni Kilisesi'nin kurucusu, ışığı getiren aziz) ya da bir kilise babası bu ikonografi için en güçlü adaylar arasında yer almaktadır.

6. Meryem Ana — Hilal İkonografisi (Sol Ön) Madalyon içinde yazıtı silinmiş olmakla birlikte merkezdeki belirgin altın hilal formu Vahiy 12:1 ikonografisine işaret etmektedir: "Ayaklarının altında ay olan kadın." Bu tasvir, Ermeni kilise sanatında Meryem Ana'yı simgeleyen en yaygın kompozisyonlardan biridir. Kilisenin resmi adının Surp Asdvadzadzin (Kutsal Tanrı'yı Doğuran, Meryem Ana) olduğu göz önünde bulundurulduğunda bu ikonografinin önemi daha da belirginleşmektedir.

Sonuç

1727 yılında Karaman'ın Tapucak Mahallesi'nde inşa edilen Surp Asdvadzadzin Ermeni Kilisesi, Anadolu'da ayakta kalan ve özgün iç süsleme programını kısmen koruyan nadir Ermeni dini yapılarından biridir. Halk arasında Çeşmeli Kilise olarak bilinen bu yapının apsis kemeri kitabesi ile ana nef ikonografi yazıtları, bu çalışmayla ilk kez sistematik biçimde okunmuş ve değerlendirilmiştir.

Apsis kemerindeki ԶՏԷՐ ՓՐԿՉ ԱՆԱՐԱՏ ԵՒ ԱՅՍ Է ՅԻՇԱՏAKԻ ՀՈԳՒՈՅ ՅՈՒՐՈՑ kitabesi “Lekesiz Rab Kurtarıcı, ve bu onların ruhlarının hatırasıdır”  kilisenin hem adıyla hem de kuruluş amacıyla tam uyum içindedir. ԱՆԱՐԱՏ (Lekesiz) sıfatı, Surp Asdvadzadzin'in (Kutsal Tanrı'yı Doğuran, Meryem Ana) teolojik özünü yansıtmaktadır.

Ana nef kemer yüzeylerindeki altı ikonografiden yazıtı okunabilenlerin ՓՐԿԻՉՆ (Kurtarıcı) ve ՄԻ ԱՐՍ (Keşiş/Münzevi) olduğu kesinleştirilmiştir. Diğer ikonografilerin yazıtları ise yapının cezaevi olarak kullanıldığı dönemde uğradığı tahribat nedeniyle büyük ölçüde silinmiş durumdadır. Buna karşın görsel izler “ altın hilal, episcopal cüppe kalıntıları, kitap tutan figür” ikonografi programının tutarlı bir teolojik bütün oluşturduğuna işaret etmektedir.

Bu çalışma, 100 yıldır ne olduğu bilinmeyen söz konusu kitabelerin ancak yapay zeka teknolojisinden yararlanılarak aşılabildiğini ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular, alan uzmanlarının katılımıyla daha kapsamlı biçimde incelenmesi gerektiğini göstermektedir. Surp Asdvadzadzin Kilisesi, Karaman'ın çok katmanlı tarihi mirasının somut bir ifadesi olarak bu ilgiyi fazlasıyla hak etmektedir.

Kaynaklar

Yusuf Yıldırım, Çeşmeli Kilise’nin inşa tarihi kesinleşti, Karaman’da Uyanış, karamandauyanis.com, https://www.karamandauyanis.com/yazarlar/yusuf-yildirim/cesmeli-kilisenin-insa-tarihi-kesinlesti/87187, 23//04/2020, E.T: 23/04/2020

Mehmet Vehbi Uysal, Görüşme, 2024, 2025, 2026

Şehabettin Yavuzaslan, Görüşme, 2024, 2025

Sapancalı Hasan Hüsnü, Karaman Ahvâl-i İxtimâiye,Coğrâfiyye ve Târîhiyyesi, Karaman 1922, Süleymâ-niye Kütüphanesi, İhsan Mahvi Koleksiyonu, No 76

Yusuf Yıldırım, Cumhuriyetten ve Mübâdeleden Hemen Önce Karaman’daki Milletler ve Karaman’ın Genel Nüfusu, Akademik Sayfalar, C 23, S 6, 13 Mart 2024 Çarşamba, s. 81-87

01/09/2022

KANAL 7 GÜNDÜZ GECE PROGRAMININ KARAMAN 3 BÖLÜMÜNÜN TANITIMI YAYINLANDI

 Kanal 7 Gündüz Gece programının Karaman bölümünün üçüncüsünün tanıtımı yayında




Sevilen türkücü Kürşat’ın eğlenceli sunumuyla Anadolu’nun saklı kalmış güzelliklerini ekrana getiren Gündüz Gece turuna hız kesmeden gezmeye devam ediyor. Memleket hasreti çekenlerin özlemini dindirmek isteyen Gündüz Gece, Anadolu topraklarının güzelliklerini karış karış dolaşarak Kanal 7’de ekrana taşıyor.


Kanal 7 Gündüz Gece Kürşat Biçici

Sevilen türkücü Kürşat'ın sunduğu Karaman gezisinde bu hafta Karadağ Binbir Kilise'ye, Madenşehir köyüne, Çeşmeli Kilise'ye tanıtımları var. Çeşmeli Kilise'yi Karaman Belediye Başkan Yardımcısı Eyüp Aslan tanıtmaktadır.

Program yayın Tv: Kanal 7
Program: Gündüz Gece
Sunucu: Kürşat Biçici
Tarih: 2 Eylül 2022 Cumartesi
Saat: 11.30 Gündüz Gece programı Karaman 3. bölümü 2 Eylül 2022 Cumartesi günü saat

BİR SERGİNİN ARDINDAN…

 

“Daha dün annemizin kollarında yaşarken…”

 


BİR SERGİNİN ARDINDAN…

Ali Yağcı ile “İlkokul Yardımcı Ders Afişleri Sergisi”si Söyleşisi

Yusuf Yıldırım

Afişler, afişler bizim afişler…

Bir uçurtmanın kuyruğuna bağlanmış nazlı nazlı süzülen kâğıt parçacıkları, bir ipe dizilmiş rengârenk balonlar veya bir bayram yerinde çocukları bekleyen horozlu, balıklı şekerler tadında afişler…

Aldırmayın siz şimdilerde aranıp sorulmadıklarına, yüzlerine bakılmadıklarına… Onlar, daha kısa bir süre öncesine kadar ilkokullarımızın olmazsa olmazları arasında yer almaktaydılar…

Bugün yaşları ellinin üzerinde olanlar çok iyi hatırlayacaktır onları. Sınıflarımızın duvarlarında, kara tahtanın hemen üzerinde ve okulumuzun koridorlarında asılı bulunurlardı. Hemen hemen hepsi renkli, el çizimi, naif, duygu yüklü ve kendilerinden çok şeyler öğrendiğimiz, diğer bir anlatımla: ikinci öğretmenlerimiz olan afişler…

Önlerinde durur, onları seyrederdik. Sadece öğretmekle kalmazlar, çocukluk günlerimizin hayal dünyasına rengârenk tatlar da sunarlardı. Mevsim şeridinin karşına geçer; sonbahar afişindeki ağaçtan düşen yapraklarla savrulur, kış afişindeki kartopu oynayan, kızak kayan çocukların arasına katılırdık. İlkbahar afişiyle kırlarda kuzuları sever, uçurtma uçurur, kelebek tutar, yaz afişiyle denize girer, harmanda düğen sürerdik…



İlköğretimimizde “Yardımcı Ders Afişleri” olarak isimlendirilseler de; başrolünü kendimizin oynadığı sessiz ve hareketsiz filimler gibiydi onlar bizim için…

Onlarla yatar, onlarla kalkar, onlara bakar ve onlardan çok şeyler öğrenirdik. Kısacası onlarla yaşardık…

Ne demeye çalışıldığını sorduğunuzu hisseder gibiyiz.  O halde sözü daha fazla uzatmadan haydi hep birlikte yazımızın en başına dönelim:

“BİR SERGİNİN ARDINDAN…”

23 Mayıs 2018 tarihinde, Çeşmeli Kilise’de;  “İlkokullar İçin Yardımcı Ders Afişleri” isimli bir sergi açıldı. Hollanda’da yaşayan hemşerimiz Ali Yağcı’nın koleksiyonundan seçilen ve tamamı ilköğretimle alakalı yüzelli afişten oluşan bu sergi büyük ilgi gördü. Ancak herşeyde olduğu gibi bu serginin de bir (ömrü) süresi vardı ve nihayet 29 Ekim 2018 tarihinde kapandı.

Duru Bulgur’un katkılarıyla gerçekleşen bu etkinlikte; toplu halde ilk defa gün yüzüne çıkan 150 afişi (ki bu sergiyi atladıysanız çok şeyler kaçırdınız demektir) gezenler çok şeyler gördüler, öğrendiler, hatırladılar ve yaşadılar…

Peki, ya bu sergiyi görmeyenler, göremeyenler…

Bu söyleşiyi hazırlayanlar sergiyle ilgili yeni bir tanıtım yapmak ve değerlendirmede bulunmak için yola çıkmış olsalar da, herhangi bir nedenle bu etkinliği ziyaret edemeyenlere bir nebze de olsa sergiyi anlatabilirlerse kendilerini tam olarak başarılı hissedeceklerdir.

Ali Yağcı ile İlkokul Yardımcı Ders Afişleri Sergisi’nin bilineni ve bilinmeyenlerini konuştuk…

“çiçekli bahçemizin yollarında koşarken…”

 

-Ali Bey, 10 yılı aşkın süredir, sizinle Göç Müzesi projesi sayesinde tanışıyoruz. Ama okuyucularımız sizi tanımıyor?

Ali Yağcı, 1958 yılında Karaman’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Karaman’da, yüksek tahsilini Konya’da tamamladı. 1981 yılında göçmen işçi olarak Hollanda’ya gitti. Halen orada ikamet etmekle birlikte, ideali olan “İlköğretim Müzesi’nin açılışı ile birlikte kesin dönüş yapmayı düşünüyor. Bazı dergi ve gazetelerde kültür-sanat üzerine makaleler yazdı. Evli, üç çocuğu var.



- Ali Bey, neredeyse kırk yıldır ülke dışında yaşadığınız halde; ilköğretimimizle alakalı malzeme topluyorsunuz ve bunların içerisinden bir de seçki yaparak Karaman’da “İlkokullar İçin Yardımcı Ders Afişleri Sergisi” açıyorsunuz. Amacınız nedir ve bu noktaya nasıl geldiniz?

Hollanda’ya gitmeden önceki mesleğim öğretmenlik idi ancak oradaki işim ve çalışma alanım turizm ve tanıtım.  Yani, ikinci bir meslek edinmiş oldum. Bunlara ilaveten; özde “memleket davası”, özelde de “Karaman sevdası” ile dolu bir yüreğin hizmet etme arzusu bir araya gelince; yani bu temel ögelerin harmanlanmasıyla “İlköğretim teması üzerinden; eğiten, öğreten, hoşça vakit geçirtirken şehrimizi de tanıtacak kalıcı bir eser ortaya koyma” fikri ortaya çıktı.

Peki bu nasıl olacaktı?  Bunu nasıl yapacaktım ve nereden başlamamız gerekiyordu, bunu bilmiyordum. Türkiye özelinde önümde böyle bir çalışma, bir örnek te yoktu. Yaptığım araştırmalar neticesinde, ülkemizde müstakil bir “İlköğretim Müzesi” olmadığını da öğrenmemle birlikte hedefimi de belirlemiş oldum: Karaman’da bir İlköğretim Müzesi açmak…

O andan itibaren de tüm çalışmalarımı bu uğurda yapmaya ve ilk iş olarak ta sergilenecek afişleri ve diğer malzemeleri toplamaya başladım.




- Müze diye yola çıkmışsınız ama siz müze değil sergi açtınız.

Bu sergi, bir idealin ilk adımı. Açmış olduğumuz “İlkokullar İçin Yardımcı Ders Afişleri Sergisi” nihai hedefimiz olan  “İlköğretim Müzesi”nin bir işaret fişeğidir ve böyle görülmelidir. Zaten bu etkinliğin yegane gayesi; müze ile alakalı yaptığımız çalışmaları duyurmak, dikkat çekmek, bir farklılık ortaya koymaktı ve bunu da başardık.

- Sergiden ve açılışından bahseder misiniz?

Sergimizin açılışını sizler gibi nitelikli dostlarımız, seçkin davetiler ve saygıdeğer hemşerilerimizden oluşan yoğun bir katılımcı eşliğinde gerçekleştirdik. Sayın Tülin Kurt Hanımefendinin sunumu, Ud Sanatçısı Sayın İsmail Özsoy ve Keman Sanatçısı Sayın Süleyman Ali Ünver’in düeti etkinliğimize ayrı bir renk kattı. Açılış kurdelesini; İl Milli Eğitim Müdürü Sayın Mevlüt Kuntoğlu, İl Emniyet Müdürü Sayın Fikret Bayraktar, öğretmenlerin öğretmeni Sayın Necati Güngör ve Duru Bulgur Yönetim Kurulu Başkanı Sayın İhsan Duru birlikte kestiler. Kendilerine ayrı ayrı teşekkür ederiz.

Etkinliğimize ulusal ve yerel basın büyük ilgi gösterdi. Haberlere çıktık, canlı yayınlara katıldık. Tatil dönemi olmasına rağmen açılı kaldığı süre içerisinde sergimiz dört binin üzerinde ziyaretçi ağırladı. Açılışından son gününe kadar sergimizin başında bizzat bulunduk ve ziyaretçilerimizle birebir ilgilendik. Büyük bir alakayla karşılandık ve çok olumlu tepkiler aldık. Tabi bu bir başlangıç ve çalışmalarımız inşallah “İlköğretim Müzesi” ile taçlanacaktır.



-Ali Bey, böyle bir müzeye gerçekten ihtiyaç var mı ve açıldığında ne gibi faydaları olacaktır?

Sorunuzun cevabı aslında çok kısa ama açıklanmaya ihtiyacı var. Şöyle ki; maalesef büyük bir tüketim toplumu haline geldik. Her şeyi ama her şeyi büyük bir hızla ve kökünü kuruturcasına tüketiyoruz. Doğal kaynaklarımızı, zamanımızı, gücümüzü, birikimlerimizi, moral değerlerimizi ve hatta dostluklarımızı ve sosyal ilişkilerimizi bile… Üretmediğimizi tüketiyoruz, kazanmadığımızı harcıyoruz.  Sahip olduklarımızı çok çabuk yitiriyoruz. Kaybettiklerimizin yerine yenisini koymadığımız gibi çok kolaylıkla da unutuyoruz onları. Hem de bir daha hatırlamamacasına…  Unuttuklarımıza; adetlerimiz, gelenek ve göreneklerimiz ve hatta mahalli mutfağımız bile dâhildir. Yok ettiklerimizin içerisinde; mimari eserlerimizden tutun da yüzey şekillerimize kadar neler neler yok ki, sayılmakla bitmez... Nasıl mı?

Hani nerede Emir Musa medresesi, nerede Çavuş Gölü? Karaman Kalesi’nin dış surları neredeyse tamamen yitik ve bu surların dokuz kapısından bir tanesi bile bugün ayakta değil. Nerede Fisandon Deresi, nerede Deli Çay?  O güzelim sokak isimlerini bile tabelalarıyla birlikte çöpe attık… Dokuz hamamdan dört tanesi, on yedi medreseden ise bir tanesi günümüze ulaşabildi. 115 çeşme ve şadırvandan geriye ne kaldı? Sayıları onlarla ifade edilen değirmenlerle birlikte, sarnıçlar, sebiller, karlıklar da yok olup gittiler. İstasyon Mesire Alanı bile artık sizlere ömür ve bunun gibi daha neler neler… Tüm bu kayıplarımızın ve unuttuklarımızın; bazılarının isimleri, bazılarının resimleri ama büyük çoğunluğunun da ne isimleri ne de resimleri kaldı yadigar…

Bu örnekleri daha da artırmak mümkün olmakla beraber, bu artışa paralel olarak üzüntümüzün ve utancımızın da artığının; yüzümüzün kızardığının eminim farkındasınızdır. Bu ayıp hepimizindir.




Müze çalışmalarımızla doğrudan alakalı olduğu için özellikle belirtmemiz gereken bir diğer kaybımız da; bir önceki dönemimize ait eğitim kurumlarımız; ilk mekteplerimizdir. Daha bir asır öncesinde Karaman merkezde on yedi adet ilk mektep bulunurken, bugün bir tanesinin bile artık ne ismi, ne cismi, ne de yeri mevcuttur.  

Biz Karaman’da bir “İlköğretim Müzesi” açılması için uğraşıyoruz ve inşallah da açacağız. Müzemizde ilköğretimimizin dününü sergileyeceğiz, bugününü yansıtacağız, geleceğine dair fikirler üreteceğiz. Sergilerimizle ve diğer etkinliklerimizle ziyaretçilerimizin ilköğretimle alakalı daha çok düşünmelerini, mukayese yapmalarını istiyoruz. Şehrimizin tanıtımına da büyük katkı sunacağına inandığımız müzemizin ziyaretçileri, çok şeyler görerek ve öğrenerek yanımızdan ayrılacaklardır. Bu müze: Hatıralarla dolu ve hoşça vakit geçirilebilen salonlara sahip olmasının yanında, eğitici ve öğretici yönü her zaman daha önde tutulan bir mekan olacaktır. Sergiler ve diğer etkinlikler üzerinden, eğitici ve öğretici özelliği olan her türlü çalışmayı da burada yapacağız.  Ayrıca; müzemiz bünyesinde ilköğretimle alakalı tüm yayınların (kitap, dergi, poster, makale, araştırma, tez, filim, kaset, cd, belge…) bir araya getirildiği bir “İlköğretim ve Eğitim Tarihi Kütüphanesi” de kurmak istiyoruz.  

Kısacası: Bizim eğitim diye bir derdimiz, bir sancımız, bir davamız var. Biz; yitirdiğimizi bulmaya, unutulanı hatırlamaya, yıkılanı imara ve yapılmayanı yapmaya talibiz ve tüm gayretlerimiz de hep bu uğurda olacaktır.  

Sorunuza dönecek olursak; böyle bir müzeye şiddetle ihtiyaç vardır ve faydaları da sayılamayacak kadar çoktur.

“şimdi okullu olduk, sınıfları doldurduk…”                                                                                           

-Nasıl bir müze kurmayı hayal ediyorsunuz, açılınca nasıl bir görüntü ortaya çıkacak?

Müzemizi gezenler; elifbadan alfabeye, sıbyan mektebinden ilkokula bir zaman dilimi üzerinden: Yaşayan, yaşatan, hatırlatan, düşündüren, eğiten ve öğreten bir mekânı ziyaret etmiş olacaklardır. Hemen girişte genelde eğitim tarihini, özelde Milli eğitimimizi tanıtacağımız bir filim ve bilgilendirme salonumuz olacak. Altmışlı yılların ilkokullarına ait; tamamı o döneme ait özgün eşyalardan oluşturulmuş iki örnek sınıf açacağız ve müzemizi ziyaret edenler bu sınıfları gezebilecekleri gibi, gelen öğrenci guruplarımız bu sınıflarda ders de görebileceklerdir. İlaveten; ziyaretçilerimizin aradaki farklılıkları görebilmeleri ve mukayese yapabilmeleri için Batı Avrupa’dan, gene örnek ve özgün bir ilkokul sınıfına da müzemizde yer vereceğiz.  Ayrıca, dönemine ait ders araç gereçlerinden oluşan koleksiyonlarımızı sergileyeceğimiz sergi salonlarımız da olacaktır. “İlköğretim ve Eğitim Tarihi Kütüphanesi” ve atölye çalışmalarının da yapılacağı salonlar müzemizin olmazsa olmazları arasındadır. Müzemizin genel görünümü ana hatlarıyla bu sıraya göre şekillenecektir.



-Açılacak olan “İlköğretim Müzesi”nde sergilemeyi düşündüğünüz ne gibi malzemeleriniz var, neler topladınız?

Neler yok ki, neler toplamadık ki… Yaklaşık 20 sene içerisinde Elifba’dan Alfabe’ye şeklinde isimlendirebileceğimiz, 1900 - 2000 yılları arası döneme ait,  şu an itibarıyla üç bine yakın sergilenecek özgün malzememiz bulunmaktadır. Bunların içinde; Kara tahtadan, kara önlükten, tahta sıra, tahta çanta, keçeden yapılma topak tahta silgileri, beyaz yakalık ve bez kurdeleden tutun da; Osmanlıca diplomalar, Elifbalar, karneler, ders kitapları ve diğer belgelere varıncaya kadar onlarca malzeme. Ahşap kalem kutuları, tekerlek silgiler, vidalı pergel, teneke iletki, plastik hokka, ahşap cetvel, kollu kalemtıraş, eski haritalar, mevsim şeritleri, tarih şeritleri, yardımcı ders afişleri, ilkokuma kitapları, saman kâğıt eski defterler, hece ve okuma yazma fişleri,  etiketler, eski kağıt bayraklar, ilkokul dergileri, sosyal çalışma kolu kollukları, rozetler, metal okul zilleri, mazı ve andız çekirdeğinden yapılmış sayı boncukları, beslenme çantaları, öğretmen not defterleri, talebe sicil defterleri, karneler, takdirnameler, teşekkürnameler, siyah beyaz ilkokul dönemi fotoğrafları vb sergilenecek daha pek çok çeşit malzememiz bulunmaktadır…

“yaşasın okulumuz sevinçliyiz hepimiz.”

- Ali bey, bugün itibarıyla müze çalışmalarınızda geldiğiniz son durum nedir?

Bu röportajın yapıldığı 2019 yılında şöyle demişim:

Çalışmalarımızı bir program dâhilinde, gayret ve titizlikle sürdürüyoruz. Konumuzla alakalı olarak daha fazla kişiye ulaşmaya ve onları bilgilendirmeye çalışıyoruz. Bir Sivil Toplum Kuruluşu (STK) olarak “İlkeğitim Müzesi Derneği” (İLKEM) in kuruluşunu tamamladık. Artık bir tüzel kişiliğimiz var. Yakında, müzemizin internet sitesi adresi olan www.ilkokulmuzesi.com’un açılışını gerçekleştireceğiz. Bizim dışımızdaki STK’ları ziyaret ediyoruz, çalışmalarımızı anlatıyoruz,  Müze yeri ile alakalı olarak ta; kendi aramalarımız dışında İl Milli Eğitim Müdürlüğümüz nezdinde de girişimlerde bulunduk, netice almayı bekliyoruz.

Hedefimiz; 2019 yılı Türk Dil Bayramı etkinliklerine yeni bir sergi ile katılmak ve 2019/2020 Eğitim ve Öğretim Haftası’nın ilk günü olan 16 Eylül 2019 Pazartesi günü İlkokul Müzesi’ni Karaman’da açmaktır. Allah mahcup etmesin.

Bilindiği üzere 2019 ve 2020 yılları korona salgınıyla geçti. Ülke genelinde kamuya açık etkinlikler ya yapılmadı ya da sınırlı kaldı.

Müze çalışmalarına gelince; İl Milli Eğitim Müdürümüzün gayretleriyle netice aldık. Eski Gazi İlkokulu binası İl Milli Eğitim Müdürlüğünün bir kültür merkezi olma yolunda gidiyor. Sayın İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Çalışkan Gazi İlkokulundaki üç sınıfı İLKEM’in müze hizmetine ayırdı. Şimdi bize ayrılan bölümleri en hızlı biçimde müzeye dönüştürmeye çalışıyoruz. Çalışmalarımız eğitim öğretim yılının başına inşallah yetişecek.




-Ali Bey, son olarak neler söylemek istersiniz?

Büyük bir gayretle, şevkle ve samimi duygularla kutlu bir yola çıktık. İnsanlarımız bizleri takip etmeye devam etsinler. Kendilerinin teklifleri, önerileri, fikir ve hatta eleştirileri bizlere ışık tutacak; netice almamızı kolaylaştırarak İlkokul Müzesi’ne giden yolumuzu daha da kısaltacaktır.

Sergimizin hazırlık safhasında; bilgi ve tecrübeleriyle bizleri yönlendiren ve bizlerden yardımlarını esirgemeyen: İl Kültür Müdürü Sayın Abdullah Kılıç’a, İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Sayın Abdurrahman Kurt’a, Karamanın Sesi Gazetesi sahibi Sayın Medeni Yavuz Aslan’a, tüm dostlara ve açılışta bizleri yalnız bırakmayan tüm hemşerilerimize ayrı ayrı teşekkür ederiz. Sergimizin açılışında da söylemiş olduğum gibi: “Duru Bulgur Yönetim Kurulu Başkanı sevgili İhsan ağabey. İsminizde ifadesini bulduğu gibi; şayet sizin ihsanınız, katkınız, teşvikiniz ve yardımlarınız olmasaydı bu sergi açılmazdı, açılamazdı. Allah sizlerden razı olsun…” şeklindeki sözlerimi burada da tekrar etmeyi bir borç bilir ve kendilerine saygılarımızı sunarız.

Bu söyleşi vesilesiyle sizlere de çok teşekkür ederiz.

-Böyle bir sergiyi Karaman’a kazandırdığınız için hem size hem de Duru Bulgur’a asıl biz teşekkür ederiz.

02/04/2020

Çeşmeli Kilise’nin inşa tarihi kesinleşti


Karaman’da dar kapsamlı kültür sohbetlerinin önemli konularından biri de Çeşmeli Kilise’dir. Şehabetin Yavuzaslan, Ali Yağcı, Remzi Tartan ve Nazım Boynukalın gibi güzel Karamanlılar bira araya geldiğinde güzel Karaman’ı konuşurlar. Denizde yüzme misali sohbetlerde oradan oraya dalınır ve bir yerde Çeşmeli Kilise’ye bir temas yapılır. Nedense Çeşmeli Kilise’nin yapımına dair kesin bir bilgi bulunmaz ortada. Mevcut bilgi ve tahminler ışığında kilisenin yapımına dair oluşan kanaat ise 19. yy ortalarıydı.

Emekli Savcı Şehabettin Yavuzaslan’ın 90’lardaki tespitlerine göre kilisenin şimdi hatırlayamadığı bir yerinde Ermenice mermer bir tamir kitabesi vardı. [ Kilisenin karşı giriş kapısının sol tarafındaki pencere üzerinde idi o tamir kitabesi.]

 


Yavuzaslan kitabe metnini Türkçe’ye çevirttirip Karaman’ın Sesi gazetesinde yayınlatır. Yayından birkaç gün sonra da o kitabe kiliseden kaybolur. Muhtemelen de maddi beklentiyle sökülüp çalınan kitabenin metni şöyledir:

1844

Bu khayrad Garamanlı Sanasyan Haci Garabed’in ehli Anna Khatun Hangav 1249 Cemaziyelakhr 12 ve 1259 ve evladı Hagopn Hangav 1259 Zilkhde 1

Kitabeden anlaşılan Çeşmeli Kilise, 1844 yılında Sanasyan Haci Garabed’in hanımınca; 1854 yılında da oğlu Hagop Hangav’ca tamir ettirilmiştir. Demek ki 1844 yılında kilisede bir tamir var ise ilk yapımı daha eski tarihlerde aramak gerekir.

Konya Vilâyet Salnâmesi’ndeki eşsiz bilgi!

Hani iyi olacak adamın ayağına doktor gelirmiş diye bir söz var! Bir de aramakla bulunmazmış da arayanlar bulurmuş! 2017 yılında elime geçen 1914 Konya Vilâyet salnmasinde aradığımız bilgi hazırca bekler! Üstelik fazlasıyla ayrıntı verilmiş kilise hakkında!

Sâlnâmenin 617. sayfasında verilen bir paragraflık da olsa kilisenin yapım tarihinin de verildiği kısmen sadeleştirilmiş bu bilgi şöyledir:

Ermeni Kilisesi ve okulları

Kazada hahamhane (haham evi), despothane (piskopos dairesi) ve sâire yoktur.

Ancak Karaman’ın Say (Tapucak) Mahallesi’nde bir Ermeni Kilisesi mevcuttur. Bu kilisenin yaptıranı Ermeni cemâati olup 1140 (1727/1728) târîhinde inşâ olunmuştur. Bu kilise gök ve sert taştan binâ ve inşâ edilip on iki metre yüksekliğinde muhkem (sağlam) ve kârgîrdir (taş). Kilisede eski eser olarak hiçbir şey yoktur. Yalnız basma eski İncil ile bir Tevrat bulunduğu araştırma-soruşturma ile anlaşılmıştır. Kilise havlusunda Ermeni cemaati çocuklarına mahsus biri erkek diğeri kız olmak üzere iki mektep vardır. Bunlardan başka yine bu havluda cemaatin ileri gelenlerinin toplanmasına ve özel işlerini görüşmeye yarar iki odalı bir daire vardır.

 

Bilgiler çok güzel.

Özetli kilise Hicri 1140 Miladi 1727 yılında yapılmış.

Ama bir sorun daha var!

Konya Vilâyet Salnamesi’deki Çeşmeli Kilise’nin yapımı için verileni 1140 (1727/1728) tarihini nasıl doğru kabul edeceğiz? Salname bu bilgiyi nereden almış olabilir?

Bu bilginin dönemin Kilise görevlilerine sorularak yazıldığı büyük olasılık.

Bu bilgiyi doğru kabul etmekten başka seçenek yok. Çünkü elimizde kilisenin yapımına dair devlet ve patrikhane ile yazışmalara dair belgeler yok. Bu konuda Ermeni Patrikhanesinden talep ettiğimiz sorumuza, “Sorduğunuz tarihi esere dair kayıtlarımızda bilgi yoktur.” cevabı geldi.

Çeşmeli Kilise’nin çeşmesindeki o tarih!

Arayanlar bulurmuş olayı devam ediyor benim için…

Rastlantının böylesi. 2019 Şubat’ı ama hava açık ve güneş pırıl pırıl. Mersin’den gelen Celal Yıldırım ile Karaman Müzesi bahçesinde dolaşırken Çeşmeli Kilise’nin çeşmesine de göz attık. Kiliseye halk ağznda adını veren çeşmenin ne zaman müzeye taşındığnı bilmiyorum. Ama kilisedeki yeri güneyindeki çıkıntının batı cephesindeki duvar imiş.

Kaç kez baktığımız ama hiç gözümüze çarpmayan bir metin bu kez beliriverdi. Bir tarih yazılı orada! Çeşmenin üstüne sütun üzere çevrili kemerle muhtemeldir, kilise kabartması işlenmiş. Ortada büyük kemer içinde haç işareti var. Kemer köşeliklerine bir güneş ve hilal kabartılmış. Kenarlardaki simetrik kemer içi de çatal sap üstünde yükselen zeytin, zeytin yaprağı ve Davut yıldızı süslemesiyle bezeli. Sağ kemer kaidesi yüzeyine Arap rakamları ile 1771 yazılı.

1771 çeşmenin yapım tarihi!

Bu çeşmenin yapım tarihi olmasının ötesinde kiliseye ait kıt bilgi içinde çok anlamlı bir tarih.

Çeşme 1771’de yapıldı ise kilise de yakın bir tarihte yapılmış anlamı ortaya çıkıyor.

Artık şu kesin ki, kilise yapıldıktan 43 yıl sonra yapıya çeşme ilave edilmiş. Bir başka olasılık da kilise ile beraber mutlaka basit de olsa bir çeşme var idi. Sonra mermerden çok güzel işçilikli göz alıcı bir çeşme yaptırıldı ve tarihi de belirttiğimiz yere eklendi.

Şu duruma göre Çeşmeli Kilise’nin 1727 yılında yapıldığını çok rahat biçimde söyleyebiliriz.

Çeşmeli Kilise halk ağzındaki adı olsa da buranın resmi adı Surp Asvadzadzin Kilisesi’dir.

İlk kez öğrendiğimiz Ermenice bilgilere göre “surp”, aziz; Asvadzadzin Meryem demekmiş. O zaman bu kilisenin resmi adı Aziz Meryem Kilisesi demek oluyor.