Mümtazer
Türköne, geçen Perşembe, köşesine Karamanoğullarını
taşıdı. 2009 Mayıs ayında da benzer bir yazı yazmıştı. Yine geçen yıl, Konya
menşeli bir yazar da dil fermanını ağzına dolamıştı. Yani, Karaman’ın tarihi
değerlerine ya da Karamanoğulları’na saldırmak, her nedense alışkanlık haline gelmeye başladı.
Tamamen
polemik tarzında geçen yazının en göze çarpan kısımları ise şöyle:
“…Bugün Karaman Üniversitesi'ni
süsleyen ve Türk milliyetçilerinin mottosuna dönen bu ferman, Selçuklu-İlhanlı
Sarayı'nın kozmopolit dünyasına karşı bir tür Türkmen tepkisini dile
getiriyordu. Şöyle diyordu Karamanlı Mehmet Bey: "Bugünden sonra hiç kimse
sarayda ve divanda ve meclislerde ve seyranda Türk dilinden başka dil kullanmaya."
Ne kadar etkileyici değil mi? …”
“…Karaman Beyi aldığı şehirlerde taş
üstüne taş bırakmamış, zayıfı ezmiş, güçlülerle ittifak yapmıştı. Osmanlı,
geldiği her yerde adaletle hükmetti, zayıftan yana oldu, farklı olana saygıyla
yaklaştı…”
“…Karaman
Beyliği'nin tarihi, neredeyse sadece gözünü Batı'ya çevirmiş Osmanlı'ya ayak
bağı ve daha ötesi bela olmaktan ibarettir…”
“…Karaman
Beyliği sonunda Osmanlı'nın birkaç düzine Karaman'ı kuşatan ufku altında ezildi
ve yok oldu. Tarihe hiçbir hayırlı iz bırakmayan bu beyliği, Mankurtlaştırdığı
Türkmen taifesi ile hatırlamamız gerekiyor…”
Aslında tüm Karamanlılar, bu tür
hakaretlere ve saldırılara alışkındırlar. Çünkü tarihçilerin büyük bir kısmı ve
tarih kitaplarının tümü Karamanoğulları ile Osmanlı ilişkilerini bu şekilde
anlatırlar. Mutad bilgilere göre Karamanoğulları, her zaman Osmanlı’yı
arkasından vuran bir haindir. Mümtazer Türköne Hoca’nın söyledikleri de zaten
lise tarih kitaplarındaki bilgilerden ibaret. Yeni bir şey söylemiyor ya da
söyleyemiyor. Zaten yeni bir şey söylemeye niyeti de yok görünüyor.
Ulusal
düzeyde, Karaman’ın tarihi değerlerinin öyle ya da böyle mevzu edilmesini, çok anlamlı
buluyorum. Görünüşte oldukça aşağılayıcı, hakaretvari bir üslup ve içerik ile
yazılmış olan bu yazı, aslında Karaman’ın, dil fermanı, Türkçe, Yunus Emre gibi
değerlerine ait etkinliklerinin ne kadar ses getirdiğinin bir göstergesi. Çünkü
Karaman, ulusal düzeyde hiç bu kadar muhatap alınmamıştı. Demek ki, Karaman,
dışarıdan iyi takip ediliyor, Karaman’da yapılan etkinlikler, gerekli yerlerde
etkisini tam gösteriyor.
Tarihten konuşuyorsanız mutlaka
tarihin bir bilim dalı olduğunu bilerek konuşmanız gerekir. Aslı astarı olmayan
iddialar ile ortaya çıkarsanız, siz dedikoducu, iddialarınız da dedikodu
olmaktan öteye gitmez. Tarih bilmek demek, olayları doğru tahlil etmek
demektir. Her olayın arka planında mutlaka kültürel, dini, ekonomik, sosyal
etkenler vardır. Bu etkenleri doğru süzgeçten geçirmezseniz her olayı yanlış anlar
ve yorumlarsınız.
Karamanlılar, Osmanlı’yı sever, çünkü
Osmanlı, arkasında büyük bir medeniyet bırakmıştır. Kıskanmaz. Güzel ve iyi
olan her şeyi kabul eder. Karamanlılar, tüm tarihi boyunca Karaman oğullarını
sevmiş ve onlarla gurur duymuşlardır. Çünkü Karaman oğulları, pek az şehre
nasip olan başkentliği, Larende’ye vermişlerdir. Böylece Karaman’da doğan her
nesil, tarihi eserlerle dolu bir şehre sahip olmanın mutluluğu içindedir. Ama
asla bölgesel milliyetçilik yapmazlar. Kuru bir taraftarlık içinde olmayacak
kadar olgundurlar.
Bu noktada yukarıda aktardığımız
iddiaları cevaplandıralım:
Mehmet Bey’in dil fermanı, dönemin iktidarına
ve kültürüne karşı bir haykırıştı. Bu haykırış, sadece Mehmet Bey’in keyfi ve bireysel
bir eylemi değil, tüm Türkmen boy ve aşiretlerinin ortak sesi idi. Türkmenler,1239
yılında da Selçuklu Devleti’ne karşı, tarihe Babai İsyanı adı ile geçen, büyük
ve toplu bir isyan başlatmışlardı. Anadolu Selçuklu Devleti o isyanı, ancak
paralı Frenk askerleri ile bastırabilmişti. O isyanın da temel sebebi, kültürel
farklılık ve ayrışma idi. Ferman’dan 20 küsur yıl sonra ortaya çıkan Osmanlı
Devleti, devlet dilini, Farsça değil de Türkçe yaptı. Osmanlı Arşivi’ndeki
belgelerin tamamı istisnasız Türkçedir. Yine münşeat, mecmua, şehname tarzı
kaynakların hemen hemen hepsi Türkçe yazılmıştır.
Ya Osmanlı, Anadolu Selçuklu
Devleti gibi, devlet dilini Farsça yapsa idi? Soruya gerek yok. Zaten Anadolu Selçukluların
tüm kaynakları Farsçadır. Farsça o kadar içlerine işlemişti ki, sultan isimleri
bile tamamen Farsça kaynaklı idi. Alaaddin Keykubad, İzzettin Keykavus,
Gıyaseddin Keyhüsrev…
Altı asır süren ve yetmiş üç milleti
içinde barındıran Osmanlı, imparatorluğun her yerinde, yazışma dili, devlet
dili olarak, hep Türkçe’yi kullandı. Yani
bir Arap, Arnavut, Bulgar, Yunanlı ya da her hangi biri, devlet ile olan
ilişkilerinde, Türkçe’yi kullanmak ve yazışmak mecburiyetinde idi. Çünkü devlet,
her millete ayrı bir dil kullanmıyor, ortak dil olarak Türkçe’yi benimsemişti. Aksini
söylemek imkânı var mı?
Karaman Beyliği’nin şehirleri yakıp
yıktığı iddiası, tam bir, çamur at izi kalsın mantığı ile söylenmiş bir söylentidir.
Bu sözü söyleyen kişi, bir de örnek verse ya! Ama örnek yok. Karamanoğulları,
Antalya’dan Kayseri’ye kadar, idareleri altındaki tüm şehirlerde, mutlaka bir
eser bırakmıştır. Verebileceğimiz en iyi örnek ise Hz. Mevlana’nın türbesidir.
Bugünkü hali ile yeşil kubbeli Mevlana Türbesi’ni, Karamanoğulları’nın büyük
hükümdarlarından Alaaddin Bey yaptırmıştır. Ama Osmanlı, maalesef Larende’yi
alırken, şehri tamamen yakıp yıkmıştır. Yıktığı kaleyi tekrar yaparken, bu
sefer civarda bulunan sultan saray ve camilerinin taşlarını kullanmıştır.
Karaman Kalesi’ndeki Allah isimleri ve ayet yazılı taşlar, Osmanlı’nın yıktığı
cami ve saraylardan kalmadır.
Daha önce de söylediğimiz gibi,
Karaman oğulları her nedense hep hain olarak görülür. Bizler de tarihe, bir
mecburiyet gibi hep günümüzden bakarız. Sanki Karamanoğulları bir devlet değil
de sadece Osmanlı Beyliği bir devlet idi. Osmanlı deyince kafamızda bir
imparatorluk resmi çizilidir. Oysa 14-15. Yüzyıllarda, hem Osmanlı, hem de
Karamanlı birer beylikti. Yani Osmanlı ne kadar var olma ve gücü elde etme
mücadelesi verdi ise Karamanlı da o kadar aynı mücadeleyi vermiştir. Ne yani
Osmanlı, doğuda batıda, kuzeyde güneyde sınırlarını genişletirken Karamanlı
sessiz mi kalacaktı. Tabi ki Karamanlı da kendi var olma mücadelesini sonuna
kadar verecekti, verdi de zaten. Bu mücadeleden elbet bir galip çıkacaktı. O
galip maalesef Osmanlı oldu. Ya Karamanlı galip çıksa idi? O zaman hain
damgasını, Osmanlı’ya mı vuracaktık? İşte sakat olan anlayış budur. Bu
mücadeleye günümüzden bakarak yenilen tarafı hain ilan etmek hiç de sağlıklı
bir bakış açısı değildir. Bu açıdan bakarsak, bugün Osmanlı toprakları üzerinde
kurulu olan devletlerin, Osmanlı’yı hain ve emperyalist ilan etmelerini son
derece haklı bulmamız gerekir.
Mankurtlaştırma! Belki
Karamanoğulları hakkında hiç yapılmayacak bir yakıştırma. İnanılmaz, son derece
çirkin bir suçlama. Karamanoğulları gibi saf bir Oğuz boyu, acaba kimi
mankurtlaştıracaktı ki?
Mankurt terimi, Cengiz Aytmatov’un dünyaya kazandırdığı bir
kavram. Aytmatov, dünyaca ünlü romanı, Gün Olur Asra Bedel’de içinde bulunduğu
toplumun, kendi kültürüne olan yabancılaşmasını ele alır. Aytmatov, Stalin
dönemi Sovyet Rusyası’nda yapılan kültürel emperyalizmi anlatmak için mankurt
kavramını kullanır. Mankurt, geçmişini unutmuş, bedeniyle ve ruhuyla karşı
tarafın buyruğu altına girmiş, yeni efendisine yaranmak için kendi değerlerine,
ailesine ihanet edenlerin ortak adıdır.
Gün Olur Asra Bedel’de geçmiş ile
şu an, gerçekler ile destanlar iç içedir. Juan Juanlar(Avarlar-Aparlar), Sarı Özek bozkırında yaşayan Naymanların(çoğunluğu
Kazakistan’da yaşayan bir Türk topluluğu) topraklarını istilâ eder. Tutsak
aldıkları Nayman gençlerinin kafalarına yaş deve derisinden bir başlık
geçirirler. Güneş altında kurumaya ve daralmaya başlayan deri, esirlere korkunç
acılar verir. Ayrıca çıkan saçlar deve derisine giremediğinden dönüp kurbanın
kendi kafa derisine girer böylece tutsaklar hafızalarını kaybeder. Tutsaklar bu
işkencenin sonunda ya ölürler ya da mankurtlaşırlar yani belleklerini ve
bilinçlerini yitirirler. Juan Juanlar, tutsakların anılarını belleklerinden
silmekle, insanlığın bilincini yok etmekle insanlık onurunu ayaklar altına
almayı başarmış bir topluluktur.
Mümtazer Türköne’yi belki de
çirkinleştiren ve basitleştiren ifadeler, bu ifadeler. Tamam, sen, şu anki Türk
toplumunun mankurtlaştırıldığını söylemek istiyorsun. Ama mankurtlaştırılan bir toplum örneğini,
Karaman oğulları üzerinden vermek, tarifi mümkün olmayan bir faciadır. Son
derece ağır bir itham olan bu iddia, sahibine ancak bir echel sıfatı
yüklemektedir.
Sadede gelirsek: Ne Mankurduz, ne
de herhangi bir görüşün kuru taraftarıyız. Tersine ecdadına, geçmişine
kültürüne sahip çıkan hem Osmanlıyız, ama daha çok KARAMANLIYIZ.