Yaz gecelerinde Karaman sinemaları
Yeni Sinema! Otuz beş yaş üzeri olan her Karamanlı, Yeni Sinema’yı hatırlar. Peki, eski sinema neresi o zaman?
Otuz Metrelik yolun üst kavşağında, dolmuş bekleyenler, başlarını biraz kaldırırlarsa karşılarındaki binanın ikinci katındaki bir pencerede, eski sinemaya ait film makinesini rahatça görebileceklerdir. Bahsettiğimiz yer, Ahmet Ferit Çelebi’nin kışlık ya da kapalı sinemasıdır.
Karaman’ın İlk Sineması: Eski Sinema ya da Zafer Sineması
Ahmet Ferit Çelebi, Çiftçi
Bankası’nın kurucusu olarak bilinse de, Karaman’a sinemayı ilk getiren kişidir.
Sinemayı Karaman’a ne zaman getirdiğini tam olarak bilen yok?
1936 doğumlu Masaralı Hüseyin
Basmacı Amca,” Orta Okul’a giderken hep sinemanın önünden geçerdim.” diyor. Yıl
olarak da 1948’den bahsediyor.
Karaman’ın meşhur makinisti, 1938 doğumlu Makinist Kerim ise 1950
yılında Feridin Sinema’da makinist çırağı olarak işe başladığını bunun ötesinde,
hayal meyal sinemayı hatırladığını söylüyor. Bir de küçük bir hatıra ilave ediyor
bu sözlerinin üzerine:
Kışlık sinemanın ilk ve devamlı
müşterisi, Boyacı Kel Kaymakam Halil Efendi’dir.[1]
Tam bir sinema tutkunu olan Halil Efendi, eşini de yanına alır, locaların önüne
oturur, bir yandan da devramber (ayçiçeği çekirdeği) çitlerdi. Bazı filmleri de
üst üste izlerdi.
Ferit Amca, kışlık sinemada bazen
aynı anda iki üç filmi gösterime sunardı. Radyonun bile herkeste olmadığı 50li
yıllarda, insanlar, salonu tıka basa doldururdu. Cumartesi ve Pazar günleri
öğrenci ve asker matinesi yapardı. Hafta içi bir gün, öğle saatlerinde
düzenlenen, kadınlar matinesinde ise iğne atsan yere düşmezdi. Bahçe tarla
işlerinde kullandığı at arabacılarından, sinemayı sevenler ile film
izlettirerek ödeşirdi.[2]
Resim 1: Ferit Çelebi’nin ve Karaman’ın ilk sineması makine dairesine ait pencere: Zafer Sineması ya da Eski Sinema.
İlginç bir hatıra! İsmail Güven anlatıyor:
-Bir akşam yine sinemadayız. “Gore” diye bir film izliyoruz. Yani Kore.
Filmin bir bölümünde bizim Türk askerleri, Kore’de bir düşman köprüsünü uçurmak
için köprünün ayaklarına dinamit döşemekteler. Türk askeri, dinamiti
ateşleyeceği çakmağı suya düşürür. Bunun üzerine kadın askerlerden biri,
ırmağın karşısındaki düşman askerlerinin yaktığı ateşten almak için karşıya geçer.
Tam geri dönecek iken nöbetçiye yakalanır. Nöbetçi asker, silahı, asker kızın sırtına dayar. Bu sırada arkaya
üç el silah sesi duyuldu. Seyirciler bir bakar ki perdede üç mermi deliği!
Salona ise barut kokusu yayılmıştır. Biraz da duman yükselir, film makinesinin
yaydığı ışık hüznesi içinden. Ve yerinde duramayan bir seyirci, avazı çıktığı
kadar bağırmakta:
-Len utanmaz! Harpte bile olsa
kadınlara dokunulmaz. Bırak kızı!
Tosun İbrahim namı ile bilinen
İbrahim Gürsoy, filmin akışına daha fazla dayanamayarak filmdeki düşman
askerine var gücü ile ateş etmiştir. Ama asker kızı, komutanı olan bir yüzbaşı
kurtarır…
Kışlık Sinema’nın dört locası
vardı. Tam yeri ise, salonun girişi olan ve salonun orta yerinin hemen altı
idi. Yani salonu ikiye ayırırsak altta kalan bölümün üst kısımları loca idi.
Localar dörder ya da altışar kişilik olurdu. Kaymakam, belediye başkanı,
emniyet müdürü ve diğer önemli yöneticiler, her zaman bu localardan filmi izlerlerdi.
Aileler ya da kız arkadaşı ile gelenler, filmleri bu localarda rahatsız
edilmeden izlerlerdi. Salonun alt tarafında, sağ ve sol köşelerde soba olarak
kullanılan birer tane varil vardı. Her şeyi kâra çevirmeyi iyi bilen Ferit
Amca, seyircilerin çitlek kabuklarını toplatır ve burada yakardı.[3]
Bu varillerle ilgili ilginç bir
hatırayı Süreyya ve Tevfik Kayalık kardeşler beraber anlattılar:
-Bazen seyirci sinemaya az gelir, işler
kesata uğrar. Ama salon yine de açıktır. Birkaç seyirci gelmiştir. Birkaç seyirci
için de olsa salonun ısıtılması gerekir. Ama attığın taş da ürküttüğün
kurbağaya değmeli, değil mi? Sonuçta Ferit Amca iki üç seyirci için salonu
ısıtacak değildir. Ama bir çözüm de bulması gerekir tabi. Varillerin içine
birer tane mum yakar ve koyar. Sinema salonu karanlık olduğu için, varilin
içindeki mumun alevi, tüm varilin içini kıpkırmızı gösterir. Bu hileyi bilmeyen
seyirciler de varilin içinde gürül gürül odun yandığını sanırlardı.
1950li yılları rakipsiz geçen
Feridin Sineması ya da Zafer Sineması, 1960 yılında Yeni Sinema’nın açılması
ile eski günlerini arar hale gelir. Yeni Sinema’nın açılması ile beraber halk,
buraya Eski Sinema demeye başlar. Bir ara yanar, kapanır, tekrar açılır. Bu
sefer işletmecisi, Halk Bankası altındaki yazlık sinemanın sahibi Orhan Doğruöz
ile Yeni Sinema’nın sahibi Naci Özpeynircidir. Makinist Kerim Amca’nın dediğine
göre son müsteciri, yani kiracısı, Celil Ağa diye biridir. En son olarak Kör Abdurrahman adında biri
mülkiyetini satın alır. Böylece Eski Sinema,1980leri göremeden ömrünü tamam
eyleyerek tarihteki yerini alır.
İlk Yazlık Sinema
Ferit Amca’nın, kışlık sinemadan daha şaşaalı bir sineması daha vardı. Karaman’ın ilk yazlık sineması! Hem de bir adı var. Menekşe Sineması! Bu bilgiyi Kore Eczanesi’nin şimdiki sahibi Recep Kızıltoprak’tan öğrendik. Bugün elli doğumluların bile zor hatırladığı bu sinema, zamanının en hareketli ve en eğlenceli mekânlarından biri idi. Daha da ilginç olanı, Ferit Çelebi, yazlık sinemayı kendi evinin bahçesine açmıştı. Yani, Karaman’ın ilk yazlık sineması, Fenari Mahallesi, Küçük Kapı Sokağı içinde idi.[4] (Resim 2’de 2 numaralı yer)
Burası günümüzde, Belediye
İşhanı’nın iki sokak arkasına denk düşen bir yerdir. Belediye İşhanı’nın olduğu
yerde, eskiden Sebze Hali (Pazarı) ve Kasaplar Çarşısı vardı. Kasaplar Çarşısı,
Sebze Hali’nin hemen ön tarafı idi. Civardaki
en işlek ve merkezi yerler buralar idi. Sebze Hali, mülkiyeti belediyeye ait, bir
bakıma sabit halk pazarı durumunda bir yer idi. Karaman’a giren çıkan tüm
ürünlerin buraya getirilmesi mecburi idi. Belediye, sebze halindeki her tezgâh
sahibine makbuz keserek kendisi için iyi sayılabilecek bir gelir sağlardı. Sebze
Halinin ortası, açık avlu idi. Binanın
tamamı kuzey güney yönünde dikdörtgen planlı bir mekân idi.
Resim 2: 1950lerin ortasında sinemaların bulunduğu civar
Numaralı Yerler: 1- Sebze Pazarı ve Kasaplar 2- İlk Yazlık Sinema 3- Hancı Orhan’ın Yazlık Sineması 4- Deveci Hanı 5-Şabaniye Camii 6-İlk Kışlık (Kapalı) Sinema 7-Dönemin meşhur İhtiyarlar Kahvesi 8-Cumhuriyet Parkı 9-Hükümet Konağı ve Ziraat Bankası 10- Halkevi Binası 11-Yeni Sinema 12-Meseplerin Bahçesi 13-Eski Garaj 14-Mezbaha ve Buzhane
Dört
kapısı var idi. Kapalı kısımlarda onbeşer metre karelik dükkânlar var idi. Bu dükkânlarda
bakkal, sebzeci, yağcı, pekmezci esnafı yerleşikti. Pazarın açık avlu
durumundaki bölümü, zeminden 70-80 cm kadar yükseltilmiş beton bir platform
olarak düzenlenmişti. Bu beton platformun üst kısmı ise açık V biçiminde idi.
Üreticiler, ürünleri bu beton zemin üzerinde sergilerler ve satarlardı. Sebze
Hali ya da Pazarı’nın aşağı bölümüne genelde köylüler malları ile
konuşlanırlardı. Köyden getirdikleri ürünleri burada satarlardı. [5]
Yazlık Sinema’nın ne zaman
açıldığına dair net bir tarihe sahip değiliz. O dönemi hatırlayanlardan
dinlediklerimize göre Karaman’da ilk yazlık sinema gösterimleri, elli beşlerde
başlamış olmalıdır. Daha önce dediğimiz gibi, Ferit Amca’nın, evinin bahçesini
yazlık sinemaya çevirmesi çok ilginçtir. İlk anda insanın aklına, hem de
yadırgayarak “Bir evin bahçesi nasıl yazlık sinema olur?”düşüncesi geliyor. Ancak
bu durumu kendi dönemi içinde değerlendirmek ve yorumlamak en doğrusu
olacaktır.
Resim 3: Günümüzde sinemaların bulunduğu bölge
1-Belediye
İşhanı 2-Yazlık Sinemanın olduğu sokak 3-Doğruöz İşhanı (Hancı Orhan’ın Yazlık
Sineması’nın olduğu yer) 4- Otopark
(Eski Deveci Hanı) 5-Şabaniye Camii 6- Eski Sinema’nın olduğu bina 7-Küçük
Park(İhtiyarlar Kahvesinin bulunduğu yer)
8-Cumhuriyet Parkı 9-Eski Hükümet
Konağı 10- Taksi Durağı (Eski Halkevi binasının olduğu alan) 11-Yeni Sinema 12-Karaman’ın en son açılan sinema binası
13-Dil Parkı 14-Özel İdare İşhanı 15-Belediye
Dönemin
Karaman’ı zaman olarak 1950’lilere ait olsa da yaşadığı çağ, imkânlar,
fırsatlar ve yaşam tarzı bakımından 19.yydan çok da farklı değildir. Daha açık
ifade edersek, Karaman, otomobil, kamyon, traktör, betonarme binaları, sınırlı
sayıda ve kısıtlı imkânlarla gören bir şehirdir. Yani ulaşım, iletişim, sanayi
gibi alanlar bakımından, dış dünyayla bağlantısı nerde ise kopuk bir şehir
durumundadır. Diğer şehirlerle karayolu bağlantısı bile yoktur. Bu şartlar
içinde bir evin bahçesinin yazlık sinemaya çevrilmesi herhalde anlaşılabilir
bir durum olmaktan çok, hem elzem hem de pratik bir çözüm yoludur.
Ferit
Çelebi’nin ilk yazlık sinemasının en önemli özelliği tahtadan bir locasının
olması idi. Yazlık sinemayı iyi hatırlayan, her ikisi de 1940 doğumlu, Kasabalı
Mehmet Kocabaş ve Çataklı İsmail Güven, yazlık sinema hakkında bize ayrıntılı
bilgiler verdiler. Buna göre, tahta loca, bahçenin güney tarafında, perde ise kuzeye bakan tarafında idi. Tahta
locanın yüksekliği iki metre civarında idi. Tahtadan balkon ya da locada film
seyretmek ayrıcalıklı bir durumdu. Burada film seyretmek isteyenler, 10 kuruş
daha fazla vermek mecburiyetinde idiler. Normal seyretmek isteyenler ise 25
kuruşa, numaralı tahta sandalyelere otururlardı. Ferit Çelebi, sinemada
meşrubat ve çekirdek sattırdığı bir kantin de işletirdi. Yazlık sinemaya
aileler, deyim yerinde ise çoluk çocuk dâhil, cumbur cemaat giderlerdi. Yeni
bir film geldiğinde alan, hınca hınç dolardı. İzleyiciler kantinden çekirdek ve
meşrubatlarını alırlar, film boyunca bunları atıştırırlardı . Ferit Çelebi, kantinin işletmeciliğini
ücretle oğullarına vermişti. “Niye böyle yapıyorsun?” diye soranlara “Hayatı
kazanmanın yolunu bu şekilde öğretiyorum.” cevabını verirdi.[6]
Resim
4: Yazlık sinemaya gelmiş aileler
Dönemin sinema seyircisi tüm
Türkiye’de olduğu gibi Karaman’da da filmlere karşı duyarlıdır. Dramatik
filmlerde seyirci gözyaşına sahip olamaz ve hüngür hüngür ağlar, aksiyon
sahnelerinde, nerde ise filmin içine girer ve olayları sanki kendileri
yaşıyormuşçasına hop oturur hop kalkardı. Cleopatra, Avare, Vurun Kahpeye, Halıcı Kız,
Vesikalı Yârim ve daha nice sinema filmi bu şekilde izlendi. Hatıralarının
tazelendiği o günleri yaşayanlar, daha dün yaşamış gibi heyecanlanıyorlar. Seyirci, salona girdiği zaman, filme olduğu
kadar çevreye de meraklı idi. Meraklı gözler, salona her girişinde, mutlaka makine
dairesini ve seyircilerin arasında aşina yüzler olup olmadığını gözden
geçirirdi.
Tüm olayların film makinesi içinde
olup bittiği düşüncesi, seyircilerin bir türlü kendilerini alamadığı bir merak
idi. Görüntüyü perdeden izlemektense, makinistin ışık selini akıttığı film
makinesinin içinden seyretmek, seyircinin içini gıdıklar dururdu.
Resim 5: İlk yazlık sinema (Menekşe Sineması) locasının yıkılmasına neden olan film. Alageyik film afişi 1958
İlk yazlık sinema, nasıl şaşaalı
başladı ise tantanalı bir şekilde de ömrünü tamamladı. Yıl 1959’dur. Dönemin
çok rağbet gören jönü, Yılmaz Güney’in filmleri, kapalı gişe oynamaktadır.
Ferit Çelebi o sene Yılmaz Güney’in yeni çevirdiği filmi Alageyik’i[7]
getirmiştir. Film için tüm salon dolmuştur. Tahtadan loca, her zamankinden daha
fazla dolu olup istiap hakkını da fazlası ile aşmıştır. Film hem dramatik hem
de aksiyon sahneleri içerdiğinden seyirci yerinde duramamaktadır. Filmin yarısına gelindiğinde bir gürültü
kopar. Ortalık toz duman olur. Kimse ne olduğunu anlayamaz. Seyirciler
arkalarına döndüklerinde tahta locayı yerinde göremezler. Duvara basit bir
şekilde tutturulu olan tahta loca, aşırı insan yüküne daha fazla
dayanamamıştır. Olayı bize anlatan Kasabalı Mehmet Kocabaş, o sırada
Kırmahalle’nin alt tarafındaki bahçelerden (şimdiki Piri Reis İÖO ile Beşyol
Kavşağı civarı) kiraz çalmadan gelmektedir. Kiraz bahçesi ziyareti sonrası,
İstiklal İlköğretim Okulu yanından yukarı doğru çıkmaktadır. Karşısından yaralı
bereli ve aksayarak birbirine dayanmış insanlar gelmektedir. “Ne oldu size
böyle?” diye sordu ise de kimse cevap vermeyerek moral bozukluğu içinde herkes
kendi istikametinde yoluna devam eder. Aynı
olayı, benzer şekillerde İsmail Güven, Süreyya ve Tevfik Kayalık kardeşler,
Recep Kızıltoprak da anlattılar.
Resim 6: Bir yazlık
sinema.
Bu olay, bahçeye kurulu, ilk yazlık
sinemanın sonunu getirir. Ama Ferit Çelebi, devamlı kâr getiren bu işletmeyi
bitirmek istemez. İnsanların sinema tutkusu ve yazlık sinemaya olan rağbeti,
onu yeni bir yer arayışına iter. Önce Sümerbank’ın arkasına bir yazlık sinema
açar. O zamanlar Sümerbank’ın binası daha yapılmamıştır. Sümerbank’ın binası
yapılınca da bu sefer Musalla’nın yan tarafına, Meseplerin Bahçesi’nin yukarısına
denk düşen yere bir yazlık sinema yapar. Burası aynı zamanda Askerlik Şubesi’in
doğu köşesinin karşısıdır.
Burası ile ilgili bir hatırayı
Recep Kızıltoprak’ın ağzından aktarıyoruz:
-Bir keresinde burada güreş
müsabakaları olmuştu. Karaman’a profesyonel güreşçiler gelmişti. Karamanlı
Habib Bozkır da güreşmek için alana atladı. Tüm Karamanlılar da Habib Bozkır’ı
alkışlayarak “Habip! Habip!” diye tempo
tutmaya başladı. Ama o da ne? Bir anda ortalığı bir sessizlik aldı. Habib Bozkır 6-7 saniye geçmeden tuş olmuştu…
O zamanlar, oralar, biraz kıyı
kenardır. O yüzden de buradaki yazlık sinema fazla müşteri çekmez. Ayrıca Hancı
Orhan’ın yeni açtığı, yazlık sinema daha fazla rağbet görmektedir. Bu şartlar
altında Ferit’in Menekşe Sineması, altmışların ortasında kendiliğinden kaybolur
gider.
Yeni Sinema
Yeni Sinema! Özortaklar Şirketi’nin sineması.
Kurucular Eczacı Naci Özpeynirci, Ali Dinçer, Avukat Tevfik Saimgil, Dişçi
Rafet ve Doktor Ömer Ağaoğlu. Büyük ortak, yüzde elli bir hisse ile Naci
Özpeynircidir. Süreyya Abi, telefonunu
bile hatırlıyor: Onbeş altmış! Makinist Kerim ise onbeş otuz olarak hatırlıyor.
Halk hemen burasını benimsiyor ve gel git oranın adı Yeni Sinema oluyor.
Feridin Sineması da Eski Sinema adını alıyor.
Ahmet Ferit Çelebi aslında, sinema
sektöründeki en büyük rakibini de kendisi yaratır. İkinci bir sinemanın
açılmasını adeta körükler. Yeni sinemanın açılış öyküsünü, Recep
Kızıltoprak’tan dinliyoruz:
-Zaman altmışların başıdır. Eniştem
eczacı Naci Özpeynirci ve arkadaşları bir akşam Feridin sinemaya giderler.
Bunlar, eniştem Eczacı Naci, Avukat Tevfik, Dişçi Rafet, Doktor Ömerdir. O
akşam nasıl oldu ise Ferit Çelebi ile takışırlar. Bunun üzerine Eczacı Naci ve
arkadaşları yeni bir sinema salonu açmaya karar verirler. Böylece Yeni Sinema fikri
ortaya çıkar ve çok fazla zaman geçmeden Yeni Sinema halka hizmet vermeye
başlar. Yıl 1960.
Resim 7: Kore Eczanesi’nde bir üçlü.[8] Soldan Recep Kızıltoprak (Naci Özpeynirci’nin kayını ), Makinist Kerim, Hüseyin Basmacı, Yeni Sinema ile ilgili anılarını anlatırlarken
Şekerbank’ın tam karşısına açılan
bu sinema salonu, Feridin sinemasına göre daha büyük ve ferahtır. Hem de şehrin
göbeğindedir. Eski sinemaya göre diğer bir farkı da pervaneli olmasıdır. Halk
yazın, salonda film seyrederken sıcaktan pişmez. Localar, bu sinemada da
vardır. Hem de Eski Sinema’daki localar gibi aynı pozisyonda.
Yeni Sinemanın en eğlenceli
uygulamalarından biri, kadınlar matinesiydi. Kadınlar matinesi Cumartesi günü
yapılırdı. O güne özel giyinip, makyaj yapan kadınlar, sinemanın önünde uzun
kuyruklar oluştururlardı. Salon, çoğunlukla gelenlerin tamamını alamazdı. O
akşam, sinemanın önünde, bir başka ilgili kalabalık daha olurdu. Sinemaya gelen
kadınları görmek isteyen yüzlerce genç, bu sefer sinemanın tam karşısında,
Ticaret Odası’nın önünde toplanırlardı.
Recep Kızıltoprak çok ilginç anılar
anlatmaya devam ediyor:
-Doktor Jivago, Kwai Köprüsü gibi
dünyaca ünlü filmler, bu sinemada oynatıldı. Hatta bazı filmlerin, Türkiye’de
ilk gösterimi Karaman’dan başladı.
Nasıl olur sorusuna cevap da ilginç:
-Filmi oynatacak şirketin sahibi,
gümrük dönüşü, Adana’dan Karaman’a uğrardı. Film sahibi, biraz ısrar edince
film kutusunu açar ve bir kopyayı da bize bırakırdı. Böylece İstanbul’a
varmadan bir film, Karaman’da çoktan izlenmiş bitmiş oluyordu.
Resim 8: Bir makine dairesi ve film makinesi
Yeni Sinema’ya dair ilginç bir
hatırayı da Süreyya Kayalık anlatıyor:[9]
-Zaman, Yeni Sinema’nın, sinema
olduğu zaman. Bir hırsızlık furyasıdır almış başını gidiyor. Her gün bir
hırsızlık olayı. Ama olayın failini yakalamak imkânsız. Hırsız, genelde
akşamları ve sinemada film oynatıldığı
zamanları seçmekte. Kurbanları ise hep sosyete cihetindendir. Konya Valisi bile
faili yakalamak için bu olaya kafayı takmıştır.
Yine bir akşam ve yine sinemada
güzel bir film. Hırsız her zamanki gibi sinemanın karşısında, Ticaret Odası’nın
önünde. Şehrin ileri gelenleri de sinemaya girmek için film sırasında. Hırsız
otuz altıncı avını seçer. Sinemaseverler, sinemaya girip film izlemeye
başlamışken, hırsız da seçtiği kurbanın evinin yolunu tutmuştur.[10]
Resim 9:O zamanlar dükkânı tam sinemanın karşısında olan, Süreyya Büfenin sahibi Süreyya Kayalık
Film biter, herkes evine döner. Bir
müddet sonra da kıyamet kopar. Hırsız bu sefer işi çok daha ileri boyuta
götürmüştür. Çünkü bu kez, kurbanı Askerlik Şubesi Başkanı Albaydır.[11]
Üstelik Askerlik Şubesi Başkanı’nın sadece altınları ile yetinmeyip albayın
demirbaş silahı olan tabancasını çalmıştır. Tüm Karaman teyakkuzdadır. Vali,
kaymakam, emniyet müdürü küplere binerler. Herkes çaresizlik içindedir. Ama
yapacak da bir şey yoktur. Hırsız sanki psikolojik savaş yapmaktadır. Hiç izini
belli etmemektedir.
Herkesin elinin ayağının dolaştığı,
bu ortam içinde Karamanlıların çok sevdiği komiser yardımcısı Fethi Bey, bu işi
çözmeye karar verir. İlçeyi iyi bilen birini yanına alır ve amirlik jipine
binerek çarşı, pazar ve sokaklarda dolaşmaya başlarlar. Kışla Caddesi üzeri
giderlerken bir evin penceresinin aniden kapanması, onları şüphelendirir.
Cumhuriyet İlkokulu’na yakın bir nokta olan bu yerdeki evin kapısı hemen
çalınır. Evin hanımına evde erkek olup olmadığı sorulur. Evde Sanat Lisesi’ne
giden bir genç vardır. Küçük bir soruşturmadan sonra bu genç, bizim hafiyeleri,
evlerinin çatısına çıkarır. Evin çatısı müze gibidir. Tüm kayıp eşyalar, oradan
alınır ve sahiplerine tek tek iade edilir.
Resim 10: Yeni
Sinema’nın kilit vurulmuş kapısı
Kemranlı Mesut Kavas, Yeni Sinema
ile ilgili bir hatırasını anlatıyor:
-Akşamları sinemanın önü ana baba
günü gibi olurdu. Ben akşama kadar sebze halinde hamallık yapardım. Akşam
yemeği sonrası çitlek satmak için Şekerbank’ın köşesine tezgâh açardım. O
zamanlar sokak lambası olmadığı için dışarısı karanlık olurdu. Tezgâha fenerimi
koyar ve film bitinceye kadar çitlek satmaya devam ederdim. Eve dönme vakti
gelince ceplerim, taşacak halde bozuk para ile dolardı…
Makinist Kerim anlatıyor:
-İlk Dil Bayramları bizim burada
yapılırdı. Salon büyük olduğundan, tüm profesörler konferansları burada
verirler, izleyiciler de sinema salonlarını doldururlardı. Daha sonra dil
bayramı etkinlikleri kaleye alındı. Sanatçılar kaleye gelip konser verirlerdi…
Karasipahi fırını sahibi Mustafa
Karasipahi (1963 doğumlu) anlatıyor:
-O zamanlar Texas, Tommiks ve Zagor
gibi çizgi roman okumak revaçta idi. Mutlaka her gençte bu çizgi romanlardan
bulunurdu. Sinemaya iyi bir film geldiği zaman elimizdeki Texas Tommiksleri ya
takas eder ya da taliplisine satarak sinemaya bilet alırdık…
Yetmişli yılların ortasından
itibaren genelde Türk Sineması’nın krize girmesi, beraberinde sinema
salonlarını da etkiledi. Yeni ve orijinal film üretilememesi, halkın
sinemalardan uzaklaşmasına sebep oldu. Bu şartlar içinde Yeni Sinema, seksenli
yıllara ulaşan Karaman’ın en uzun süre devam eden sinemasıdır. Fakat bu sinema
da 1990ları yetişemeden miadını doldurur.
Hancı Orhan’ın
Yazlık Sineması
Hancı Orhan! Deveci Han’ın sahibi
Orhan Doğruöz. Karaman’a ikinci yazlık sinemayı açan kişi. Şimdiki Halkbankası’nın
altından başlayan ve Karasipahilerin Kasabhanesi’nin karşısına kadar olan nokta
eskiden bahçe idi. Sene altmış bir ya da altmış ikide Deveci (Vezir) Han’ın
sahibi burasını yazlık sinemaya çevirir. Sinema’nın perdesi, doğu tarafa
yerleştirilmişti. Yani Yunus Emre Camii tarafına. Sandalyeler de batı tarafa
konmuştu.
Burası aynı zamanda düğün salonu
olarak da kullanılmıştı. Emekli öğretmen Tevfik Kayalı, Eczacı Naci’nin düğünün
de burada yapıldığını hemen hatırladı.
Hancı Orhan’ın Sineması, 1962’den
1977’ye kadar hizmet veren Karaman’ın en uzun süreli yazlık sinemasıdır.
Karasipahi Fırını sahibi Mustafa
Karasipahi anlatıyor:
-Bizim dükkân o zamanlar kerpiçten
ve tek katlı idi. Damı da topraktan idi. Sinema hastası olup da para vermek
istemeyenler, bizim dükkânın üstüne çıkarlar ve beleşçe film izlerlerdi.
Resim 12: Hancı
Orhan’ın Yazlık Sineması’nın son dönemlerini iyi bilen Mustafa Karasipahi
Bir hatıra da Süreyya Büfe’nin
sahibi Süreyya Kayalık’dan:
-O zamanlar ayı ve maymun
oynatıcılar vardı. Bunlar, çarşı pazarda, kalabalık yerlerde ayı ve maymunları
oynatır karşılığında da halktan para toplarlardı. Bir keresinde bu ayı maymun
oynatıcılardan biri, Hancı Orhan’ın sinemasının önünden geçiyordu. Hancı Orhan
bunu görünce seslendi:
-Deligaanlı! Şu maymunu getir de
biraz oynatalım.
Para heveslisi olan maymunun sahibi,
maymunu getirir. Hancı Orhan, maymuna biraz içki içirir. İçkiyi içen maymun da
hemen kafayı bulur ve Hancı Orhan’ın kucağında oturur. Maymunun sahibi maymunu
çağırır ama maymundan hareket yok. Çekip almak ister, maymun hiç oralı olmaz. Maymun
oynatıcı, hem maymuna hem Hancı Orhan’a yalvar yakar olur. Ancak bir saat sonra
maymun biraz kendine gelir ve maymun oynatıcı, maymunu oradan alır ve hemen
uzaklaşır.
Armutluların
Sineması
Mehmet Armutlu’nun yazlık sineması!
Eski Garaj’ın ya da şimdi Özel İdare İş Merkezi’nin yan tarafı. Şimdi orda bir
petrol istasyonu var. Ferit Çelebi’nin
Musalla kenarına açtığı yazlık sinema ile karşı karşıya idiler. Hakkında daha
fazla bilgi yok. Ne kadar işlediği pek bilinmediğine göre uzun ömürlü olmadığı
anlaşılıyor.
Askeri Yazlık
Sinema
Şimdiki Askerlik Şubesi’nin içinde
bir yazlık sinema vardı. Aynı zamanda düğün salonu olarak kullanılırdı. Ancak
halkın çok fazla rağbet ettiği söylenemezdi.
Afişlerin Sergilenmesi
Altmışlı ve yetmişli yıllarda film afişlerin
sergilenmesi de çok ilginç bir yöntem ile yapılıyormuş. Bir kişi sırtına film
afişini asarak mahalle mahalle, sokak sokak gezer, hem de vizyona girecek filmi
bağıra bağıra tanıtırmış. Eski tellal
usulü yani. İnsanlar da bu kişinin
sırtına bakarak o hafta hangi film oynayacağını öğrenirlermiş.
Bir başka yöntem ise at arabası
üstünde, sinema afişinin sergilenmesi: At arabasının yan kenarları ile arka
kenarı pano olarak düzenlenir, afişler de buraya asılırmış. Bir kişi de
hoparlöre benzer metal bir huniyi ağzına alarak o filmin reklamını yaparmış. Bu
vaziyet ve hal içinde mahalle ve sokak aralarında tellallık yapılarak film
tanıtılırmış.
Son dönemlerde Yeni Sinema’nın afişleri
üç yerde panoya asılırdı: Şehrin en merkezi yeri olan Cumhuriyet Parkı’nın sol
köşesinde afiş panosu vardı. Bu panonun hafif gerisinde bir de büfe vardı. Sabah
akşam halk oradan geçtikçe gözü mutlaka bu film panosuna çarpardı. Şimdi aynı
yerde nöbetçi eczaneleri ve hava sıcaklığını gösteren dijital bir pano var.
Resim 13: Dönemin
sinema afişleri
Afişlerin asılı olduğu ikinci bir
pano yeri ise İstasyon Garı idi. Burası biraz sapa bir yer idi. Ama hedeflenen
kitle, tren garından Karaman’a gelen yolculardı. Dolayısı ile şehre gelen
yolcular ilk olarak sinema afişleri ile tanışırlardı.
Sinema afişlerinin asıldığı bir
diğer yer ise, Eski Garaj civarı idi.
Makinist Kerim
Yeni Sinema ile özdeşleşmiş bir
isim. Kendi ağzından kısaca hayatı:
-10-12 yaşlarında makinist çırağı
olarak Ferit Çelebi’nin kışlık sinemasında işe başladım. Tam on üç senem burada
geçti. 1974’te Yeni Sinema’ya geçtim. Yeni Sinema’dan emekli oldum. Benim
emekliliğim ile Yeni Sinema’nın emekliliği aynı zamanlara rastlar.
Resim 14: Makinist
Kerim, Yeni Sinema ile simgeleşen isim.
Bir hatırası:
-Bir keresinde yolda çoluk çocuk
yürüyorduk. Her karşımdan gelen, selam verip hal hatır soruyordu. Benim kız da
“Baba bu kadar insan seni nerden tanıyor?” diye sordu. Dedim ki:
- Kızım, ben o insanların hem
kendilerine hem de torunlarına varıncaya kadar hepsine hizmet verdim…
Ferit Çelebi
Mora Macuru. Rumi 1304, miladi 1888
doğumludur. Kadın kılığında Türkiye’ye giriş yapmış. Çiftçi Bankasının
kurucusudur. Banka kapandıktan sonra Helvacılar Sokağı’nda manifaturacılık
yaptı. Aynı zamanda çiftçi idi. Çeltek Mahallesi’nde Şeyh Ali Mescidi
karşısında kendi ismi ile anılan bir bahçesi vardı. Burası önceleri kayısı
bahçesi idi. Sonra buğday tarlasına çevrilmişti. Bugün oralar bina ile doludur.
Başka yerlerde de büyük arazileri vardı. Kendi adına bir de camisi vardır.
Resim 15: Ferit Çelebi, ortada koltukta oturan (Çiftçi Bankası’nı kurduğu 1930larda)[12]
Karaman’daki birçok ilkler,
kendisine aittir. İlk traktör, ilk biçer, ilk sinema, ilk özel banka deyince
akla o gelir.
Oldukça kısa boylu bir insan olan
Ferit Çelebi, kendisine çok iyi bakardı. Giyim kuşamı kusursuzdu. Çok düzenli
ve temiz giyinirdi. Pantolonlar devamlı ütülü olurdu. Her zaman kravat takardı.[13]
Naci Özpeynirci
Karaman’ın yerli ve köklü sülalelerinden
Özpeynirciler Sülalesi’ndendir. 1926 doğumludur. Babası tüccar, Tevfik
Özpeynircidir. İstanbul’da eczacılık okudu. Sağlık Eczanesini devraldı. O
sıralarda Kore Savaşı devam ettiğinden eczanesine Kore Eczanesi adını verdi.
Daha sonra Ermenekli Deli Sait’in Kızlı Kahve olarak çalıştırdığı şimdiki
yerine taşındı.
Resim
16: Naci Özpeynirci
Teşekkürler!
Bu yazıyı hazırladığım sürece, bilgilerine
başvurduğum, beni kırmadan özel vakitlerini ayıran, hatıralarını paylaşan,
Değerli Karamanlı hemşehrilerim ve büyüklerim olan;
Süreyya Kayalık’a
Tevfik Kayalık’a,
Kasabalı Mehmet Kocabaş’a,
Çataklı İsmail Güven’e,
Kore Eczanesi sahibi Recep Kızıltoprak’a,
Makinist Kerim Amca’ya,
Masaralı Hüseyin Basmacı’ya,
Karasipahiler Fırını sahibi Mustafa
Karasipahi’ye
Kemranlı Mesut Kavas’a can-ı
gönülden teşekkür ederim.
Yusuf YILDIRIM
[1] Hasan Pınarbaşı, Karamanın Geçmiş Elli
Yılı,s.120
[2] Pınarbaşı, a.g.e. s. 120
[3] Pınarbaşı, a.e. s.120
[4] Pınarbaşı, a.e. s. 54
[5] Pınarbaşı, a.e. s. 54
[6] Pınarbaşı,a.e. s.120
[7] Tahta locanın yıkılışını hatırlayan, dönemin Karamanlıları, o akşam seyrettirilen film için farklı farklı isimler verdiler. Ancak tahta locanın yıkıldığı tarih olan 1959 kesin bir tarih olduğundan o yıl gösterime giren Alageyik filmini daha akla yatkın gördük.
[8] Kore Eczanesi’ne o gün sadece Recep
Kızıltoprak Bey’i görmek için gitmiştim. Ancak o dönemleri çok iyi bilen Makinist
Kerim Amca ile Hüseyin Basmacı Amca’yı görmek, gökte ararken yerde bulmak gibi
oldu.
[9] Aynı olay için ve ayrıntılar için bkz:
Pınarbaşı,a.e. s.13-14
[10] Bu hırsızlık olayını Recep
Kızıltoprak’tan da dinledik.
[11] Albayın adını kimse hatırlamadı.
Kaynaklarda geçmiyor.
[12] Fotograflarla Karaman, Duru Sarrafiye,
Karaman,2007,sayfa numarası yok.
[13] Daha fazla bilgi için bakınız: Pınarbaşı,
a.e. s.120-122
[14] Daha fazla bilgi için bakınız: Pınarbaşı,
a.e. s.79-80
"Yaz gecelerinde Karaman sinemaları"nın özgün metni 2010 yılında İmaret dergisinde yayınlanmıştır.







Mustafa Şişik
YanıtlaSilYusuf Yildirim bey daha uzun olurdu feridin sinemasini yazmadim 2 yasindayken annem Teyzem bu sinemaya götürmüş ve biz içerdeyken yıkılmış bir şey olmamış
Sinema o şehrin kültür alanıdır yeni sinema eski yazlık sinema çocukluğumuzun gençliğimizin vaz gecilmezlerindendi,harcliklarimizi biriktirir genelde pazar günleri eski sinemaya ve yeni sinemada sabah 10 da üç film gösterimi olurdu,mayalı ekmegimize çemen sürer gazeteye sarar gider film aralarında yerdik,bazan cumartesi günleri giderdik o zamanlar sinema 75 kr.idi 25 kr.da çekirdek alırdık film bitene kadar çekirdek yerdik bunun yanindada cumartesi günleri bayanlarda gelirdi film izlemeye aşklı meskli filmler revaştaydi her film sonu ders verişli ve üzüntüyle biterdi,film aralarında çok güzel taş plaklardan güzel müzik çalardı o zamanlar en güzel eğlencemiz bu idi genç iken birde yeşildere koyundede sınama vardı oralı bir arkadaşımlada bu yerdeki sinemaya gitmiştim,birde askerlik şubesinin sineması vardı bu yerdeki sinemaya çok gitmiştim
YanıtlaSilŞimdi yetişmiş halimde sinema kültürünü bırakmadım sinema nas'ada iyi filmler geldiği zaman giderim ama benim yaşımdaki kişilerden gelen yok gençlerle birlikte giderim,ama ne yazıkki sinemaya giden gençlerde az üç salon var giden kişi sayısı az sinema ücretindenmi ekonomik şartlar zorladigindanmi gelen az yada yok denecek kadar az,sinema insanı sosyallestirir sinema bir toplum için vaz gecilmezlerimizdi birde film aralarında buz gibi gazoz içmek,tost yemek çok güzel olurdu , ben bunları alamadan büyüdüm,rahmetli orhan agbinin yazlik sinemasi vardi hep yilmaz guney filmleri getirir onlari seyrederdik yaxlik sinemada cok guzeldi tahta sandalye uzerinde izletdik,ama sinema kültürünü çok güzel yaşadım ve yasamayada çalışıyorum.