Mümtazer Türköne, geçen Perşembe, köşesine Karamanoğullarını taşıdı. 2009 Mayıs ayında da benzer bir yazı yazmıştı. Yine geçen yıl, Konya menşeli bir yazar da dil fermanını ağzına dolamıştı. Yani, Karaman’ın tarihi değerlerine ya da Karamanoğulları’na saldırmak, her nedense alışkanlık haline gelmeye başladı.
Tamamen polemik tarzında geçen yazının en göze çarpan kısımları ise şöyle:
Ulusal düzeyde, Karaman’ın tarihi değerlerinin öyle ya da böyle mevzu edilmesini, çok anlamlı buluyorum. Görünüşte oldukça aşağılayıcı, hakaretvari bir üslup ve içerik ile yazılmış olan bu yazı, aslında Karaman’ın, dil fermanı, Türkçe, Yunus Emre gibi değerlerine ait etkinliklerinin ne kadar ses getirdiğinin bir göstergesi. Çünkü Karaman, ulusal düzeyde hiç bu kadar muhatap alınmamıştı. Demek ki, Karaman, dışarıdan iyi takip ediliyor, Karaman’da yapılan etkinlikler, gerekli yerlerde etkisini tam gösteriyor.
Tarihten konuşuyorsanız mutlaka tarihin bir bilim dalı olduğunu bilerek konuşmanız gerekir. Aslı astarı olmayan iddialar ile ortaya çıkarsanız, siz dedikoducu, iddialarınız da dedikodu olmaktan öteye gitmez. Tarih bilmek demek, olayları doğru tahlil etmek demektir. Her olayın arka planında mutlaka kültürel, dini, ekonomik, sosyal etkenler vardır. Bu etkenleri doğru süzgeçten geçirmezseniz her olayı yanlış anlar ve yorumlarsınız.
Karamanlılar, Osmanlı’yı sever, çünkü Osmanlı, arkasında büyük bir medeniyet bırakmıştır. Kıskanmaz. Güzel ve iyi olan her şeyi kabul eder. Karamanlılar, tüm tarihi boyunca Karaman oğullarını sevmiş ve onlarla gurur duymuşlardır. Çünkü Karaman oğulları, pek az şehre nasip olan başkentliği, Larende’ye vermişlerdir. Böylece Karaman’da doğan her nesil, tarihi eserlerle dolu bir şehre sahip olmanın mutluluğu içindedir. Ama asla bölgesel milliyetçilik yapmazlar. Kuru bir taraftarlık içinde olmayacak kadar olgundurlar.
Daha önce de söylediğimiz gibi, Karaman oğulları her nedense hep hain olarak görülür. Bizler de tarihe, bir mecburiyet gibi hep günümüzden bakarız. Sanki Karamanoğulları bir devlet değil de sadece Osmanlı Beyliği bir devlet idi. Osmanlı deyince kafamızda bir imparatorluk resmi çizilidir. Oysa 14-15. Yüzyıllarda, hem Osmanlı, hem de Karamanlı birer beylikti. Yani Osmanlı ne kadar var olma ve gücü elde etme mücadelesi verdi ise Karamanlı da o kadar aynı mücadeleyi vermiştir. Ne yani Osmanlı, doğuda batıda, kuzeyde güneyde sınırlarını genişletirken Karamanlı sessiz mi kalacaktı. Tabi ki Karamanlı da kendi var olma mücadelesini sonuna kadar verecekti, verdi de zaten. Bu mücadeleden elbet bir galip çıkacaktı. O galip maalesef Osmanlı oldu. Ya Karamanlı galip çıksa idi? O zaman hain damgasını, Osmanlı’ya mı vuracaktık? İşte sakat olan anlayış budur. Bu mücadeleye günümüzden bakarak yenilen tarafı hain ilan etmek hiç de sağlıklı bir bakış açısı değildir. Bu açıdan bakarsak, bugün Osmanlı toprakları üzerinde kurulu olan devletlerin, Osmanlı’yı hain ve emperyalist ilan etmelerini son derece haklı bulmamız gerekir.
Mankurtlaştırma! Belki Karamanoğulları hakkında hiç yapılmayacak bir yakıştırma. İnanılmaz, son derece çirkin bir suçlama. Karamanoğulları gibi saf bir Oğuz boyu, acaba kimi mankurtlaştıracaktı ki?
Mankurt terimi, Cengiz Aytmatov’un dünyaya kazandırdığı bir kavram. Aytmatov, dünyaca ünlü romanı, Gün Olur Asra Bedel’de içinde bulunduğu toplumun, kendi kültürüne olan yabancılaşmasını ele alır. Aytmatov, Stalin dönemi Sovyet Rusyası’nda yapılan kültürel emperyalizmi anlatmak için mankurt kavramını kullanır. Mankurt, geçmişini unutmuş, bedeniyle ve ruhuyla karşı tarafın buyruğu altına girmiş, yeni efendisine yaranmak için kendi değerlerine, ailesine ihanet edenlerin ortak adıdır.
Gün Olur Asra Bedel’de geçmiş ile şu an, gerçekler ile destanlar iç içedir. Juan Juanlar(Avarlar-Aparlar), Sarı Özek bozkırında yaşayan Naymanların(çoğunluğu Kazakistan’da yaşayan bir Türk topluluğu) topraklarını istilâ eder. Tutsak aldıkları Nayman gençlerinin kafalarına yaş deve derisinden bir başlık geçirirler. Güneş altında kurumaya ve daralmaya başlayan deri, esirlere korkunç acılar verir. Ayrıca çıkan saçlar deve derisine giremediğinden dönüp kurbanın kendi kafa derisine girer böylece tutsaklar hafızalarını kaybeder. Tutsaklar bu işkencenin sonunda ya ölürler ya da mankurtlaşırlar yani belleklerini ve bilinçlerini yitirirler. Juan Juanlar, tutsakların anılarını belleklerinden silmekle, insanlığın bilincini yok etmekle insanlık onurunu ayaklar altına almayı başarmış bir topluluktur.
Mümtazer Türköne’yi belki de çirkinleştiren ve basitleştiren ifadeler, bu ifadeler. Tamam, sen, şu anki Türk toplumunun mankurtlaştırıldığını söylemek istiyorsun. Ama mankurtlaştırılan bir toplum örneğini, Karaman oğulları üzerinden vermek, tarifi mümkün olmayan bir faciadır. Son derece ağır bir itham olan bu iddia, sahibine ancak bir echel sıfatı yüklemektedir.
Sadede gelirsek: Ne Mankurduz, ne de herhangi bir görüşün kuru taraftarıyız. Tersine ecdadına, geçmişine kültürüne sahip çıkan hem Osmanlıyız, ama daha çok KARAMANLIYIZ.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder