Gövez’in Gizli Cennet Vadisi
Yusuf Yıldırım
Bu hafta sonu, Göves’deydik. Abidin Tekinbay Bey’in ev sahipliği ve mihmandarlığında Mut’tan Çıtlık dergisi adına gelen, Karaman’dan Remzi Tartan, Şehabettin Yavuzaslan, Kemal Arabacı ve Celal Yıldırım oluşan bir grup ile Göves köyüne gezi yapıldı.
Abidin Tekinbay!
Burada Abidin Tekinbay Bey’e hak edilmiş bir sayfa açmak
gerekiyor. Abidin Tekinbay, Karaman’ın yetiştirdiği, ciddi, seviyeli, ilkeli,
güvenilir ve saygın kişilerindendir. Mesleği muhasebeciliği yüksek insani
özelliklerle üst düzey icra etmiştir. Kendisi zaten nezaket dolu üslubu ile
çevresinde saygı gören bir güzel Karamanlı’dır. Abidin Bey, aynı zamanda çok
iyi bir okuyucu ve araştırmacıdır. Karaman kültürüne ve tarihine aşkla sevdayla
bağlıdır. Zaman zaman daha doğrusu fırsat buldukça da kendi köyü Göğes’i
tanıtmak amacıyla mihmandarlık görevini üstlenirken misafirlerine maddi manevi
cömertliğini göstermektedir.
Göves ya da Göğes’e gelince!
Eski kayıtlarda Göğes, Göğez biçiminde geçen köyün adı,
1960’lardaki yer adlarının Türkçeleştirilme hareketinde Paşabağı olarak
değiştirilmiş. Yakın geçmişte de köy, sık kaya göçmelerinden ve sel
baskınlarından dolayı yukarısındaki düzlüğe taşınmıştır.
Göves ya da Göğes, Karaman’ın Taşkale, Güldere, Zengen gibi vadiler
bölgesindeki tarihi çok eskilere dayanan yerleşim yerlerinden biridir.
Karaman’a yaklaşık 20 km uzaklıktadır. Karaman, Urgan, Mara Yolu ve Zengen
üzerinden köye ulaşılır. Torosların içinde Çimenkuyu köyünden başlayan Fisandun
Barajı’na kadar devam eden derin ve geniş vadi üzerinde kuruludur. Aynı vadi
üzerinde yine Çimenkuyu köyüne yakın bir yerde ortaya çıkan su, sırasıyla
Karakoyak Deresi, Bayat Deresi, Avsara Deresi, Güves Deresi adını alarak Zengen
köyünün altından Fisandun Barajı’na katılır.
Göves köyü, büyük ve görkemli vadinin kıvrımındadır. Yer yer
taraçalı yer yer dik ve sarp biçime sahip vadi, kovboy filmlerindeki vadi
sahnelerini akla getirmektedir. Özellikle köyün karşı yakasındaki Hıdırellez
Kayası devasa bir geminin burnunu andırmaktadır.
Yerli adına köyde çok az hane olmasına rağmen hafta sonu yoğunluk
oluşturan piknikçi vatandaşlarla köy, bilmeyenlere canlı bir yerleşim yanılsaması
yaşatır.
Abidin Tekinbay Bey, engin bilgisi ve hatıralarıyla Göves’de
unutulmaz bir gün yaşattı. Onun verdiği bilgilere göre köyün adı Göges’dir.
Göges Karamanoğulları’nın önemli komutanlarından ve yöneticilerindendir.
Savaşlarda gösterdiği yararlılıklardan dolayı nasıl Göcer Bey’e Göcer köyü
verildi ise Göges Bey’e de Göges köyü tımar olarak verilmiştir.
Antik Göves, kaya evler, kaya mezarlar!
Abidin Bey ilk olarak grubu, köyün doğusundaki dik yamaçta
bulunan kaya yerleşimlerinin olduğu yere götürdü. Manazan’a benzemekte ve
Manazan’ı çağrıştırmakta. Vadi yamacı boyunca katlarla oluşturulmuş bir şehir
gibi duruyor, bölge. Görünen göre burası tarih öncesi çağlara gidiyor olabilir.
Ama şu kesin ki, Göves; Roma, Bizans ve nihayet Türkler döneminde kullanılmış
bir kaya yerleşimidir. Bölgenin doğal yapısı kireç taşından olduğundan buraları
kazmak, oymak ve şekillendirmek çok kolaydır. Dolayısıyla özellikle Göves’in
doğu tarafı boyunca vadi, mağara evler ve kaya mezarlar ile işlenmiş. Daha
ilginci zaman hiç değişmemişçesine, Göves köylülerince de aynı yerler; ev,
ahır, ağıl biçiminde kullanılmış. Abidin Bey’in gösterdiği ve köy camisinin tam
üst tarafına denk gelen antik yerleşimin merkezi durumundaki kaya yerleşimi
gerçekten çok ilginç. Burası çok katlı mağara görünümünde kaya evler ve kaya
mezarlar ile sıralanmış dik mi dik bir yamaç. Üstelik tarih öncesi ve eski
çağlarda dağların yüksek ve gizli noktalarının kutsandığı düşünüldüğünde
buradaki yapıları anlamlandırmak daha kolay olmaktadır.
Abidin Bey, burası ile ilgili daha da ilginç ve güzel
bilgiler vermeye devam ediyor. Osmanlı döneminde Göves’in muhtarı da evini
buraya yaptırmış. Hatta 1874’te Göğes’e uğrayan Edmond Davis de burada muhtarın
evinde kalmış. Buradaki yapılar
gerçekten ilginç. En dikkat çeken noktası, köşk manzaralı olması. Öyle ki
muhtar evini yaparken vadinin, karşı yamaçların ve derenin manzarasını
düşünerek seyirlik bir konum belirlemiş. Zaten tarih öncesi çağlarda da mutlaka
bu seyirlik konum da güvenlikle birlikte hesap edilmiş olmalıdır. Üstten
inilemez, alttan çıkılamaz.
Yine aynı yerde kayadan oyma bir ev, iç içe labirent gibi
odalardan oluşmakta. Nihayetinde odalardan birisinde bir insanın çömelerek
ilerleyebileceği bir tünel var. Üç metre uzunluğundaki tünel sonrasında dikdörtgen
baca gibi dik olarak yukarı devam ediyor. Gelen güçlü hava akımı düşünüldüğünde
bu tünel yukarıdaki düzlüğe çıkıyor olmalıdır.
Kadim manzaranın kadim sahibi kayısı ağacı!
Abidin Tekinbay’ın dikkatlerimizi çektiği bambaşka bir nesne
var. İnsan eliyle değil kendiliğinden oranın parçası oluvermiş kayadan fırlamış
ve sarkmış gibi duran kayısı ağacı. Birgün babasına, “Baba, bu kayısı ağacı,
çocukluğumdan bu yana orada! Ne kadar eski olabilir?” diye sorduğunda babası
daha ilginç bir yanıt verir. “Oğlum bu kayısı, benim çocukluğumda da
duruyordu.” Abidin Bey diyor ki, “Babam yaşasa idi 104 yaşında olacaktı.
Demek ki, bu kayısı en az 100 yaşında.” Ne diyelim, bu manzara bilgesi
kayısı ağacı da vadinin derin ve geniş manzarasına kendini bırakarak huzuru
yakalamışa benziyor.
Vadinin dik yamacının üst tarafında yürümeye devam ederken Abidin
Bey bize, yine farklı yine ilginç bir yapı gösterdi. Roma mı Selçuklu mu olduğu
ihtilaflı, hamam olması muhtemel bu yapıya köyde “tol” deniyormuş. Sözlükte
“tol”; taş kemer ya da taş kemerlerle yapılmış ev, oda, kapı anlamındadır.
Burası anlama uygun biçimde moloz taşla tonoz kubbe ile yapılmış yaklaşık 3x4 ölçülerinde
bir tarihi yapı. Çok eski olduğu belli. Yapının dönemine işaret eden iki
özelliği harcı ve pencere ya da dolabıdır. Yapıda kullanılan harç, Roma,
Selçuklu ya da Osmanlı olabilir. Bunu en iyi uzmanlar bilebilir ya da
tarihlendirme yöntemi belirleyebilir. Ama pencere ya da dolap görünümlü bölüm,
burasının Selçuklu olabileceğini gösteriyor. Çünkü sivri kemerli bu bölüm,
Selçuklu mimari özelliği taşımaktadır. Ancak harç ve taş örgüsü iyi
incelendiğine görülüyor ki, muhtemel hamamın taş örgüsü özene bezene yapılmış.
Nişli ve kemerli tarihi çeşmeler!
Mevcut gezi sırasında dikkat çekici tarihi eserlerden biri
de nişli ve kemerli çeşmeler oldu. Özellikle köyün üstünde ve tol hamamın biraz
altındaki çeşme, Karaman merkezdeki tek cepheli, tek nişli tek kemerli çeşmelerin
bir örneği gibi duruyor. Jilet gibi kesilmiş ve yesyeni duran taş malzeme ise
buralara ait değil. Tamamen küfeki olan bu taş malzeme dışarıdan getirilmiş.
Aynı çeşmenin bir örneği ise eski köy okulunun kenarında. Bu
çeşme nişine konulan kitabe ise ilginç. Abidin Bey’in söylediğine göre bu
kitabe Grekçe imiş. Ama çeşme yapımında Grekçe kitabenin tamamına yakını
silinmiş. Geriye bir sözcük kalmış. Bu sözcüğün üstünde ise Osmanlıca 1938
yazılıdır.
Köyün sivil mimarisi!
Köyün bir başka özelliği de sivil mimarisidir. Özelikle
moloz taşla yapılan bir ve iki katlı evlerin düpdüzgün duvarları ve hiç boşluk
olmayacak biçimde taş örgüsü, izleyeni hayran bırakmaktadır. Bu evlerden
bazılarında ise sanatsal denilebilecek süslemelere de rastlanılmaktadır. Celal
Yıldırım’ın tespiti ile gördüğümüz eski köy okuluna dönen kavşağın başındaki
bir evin üst köşesine yerleştirilen kitabe taşında hem tarih hem de leylek ve
ay yıldızdan oluşan simgeler kabartma olarak işlenmiş. 1961 tarihli evde ay
yıldız süsleme anlaşılıyor. Ama birebir anatomik özellikte işlenen leyleğe ne
demeli? Bahar ve yaz aylarında buraya gelen ve evin damına bacasına yuva yapan
bir leylek olabilir mi burada tasvir edilen? Yorumlar artar, ihtimaller de?
Köyün bir girişinde bir de eski köy okulu tarafında
rastladığımız iki adet tuvalet mimarisi ile sıra dışıdır. Yaklaşık bir insan
boyunda ve 2 m çapında dairesel alana yuvarlak biçimde yapılan bu tuvaletlerin
neden silindirik olduğu ayrı bir merak konusudur.
Köydeki önemli tarihi eserlerden birisi de eski okulun
karşısındaki tarihi köprüdür. Yuvarlak kemerine göre Roma köprüsü olduğu belli
olan bu köprünün ayakları, dolan toprak ve çakılla artık görünmez olurken
köprünün üst döşemesi ve korkulukları zamanla yıkılmış ve yok olmuştur. Geride
kalan ise her an yıkılarak dağılabilecek çıplak bir kemerdir.
Abidin Bey’in önerisine rağmen sıcaktan grubun hareket
edecek dermanı kalmadığından köyün yine önemli doğal ve tarihi yerleri olan Alfaz
ve Elverce’ye gidilemedi. Bir başka sefere belki…
Bir başka bilinmesi gereken de şu ki, ceviz, kayısı, kavak,
elma, söğüt, erik ağaçlarıyla yemyeşil doku, sanmayın ki, sadece buralara
aittir. Çok değil, 40 yıl önce de Gödet ve Göves’den gelen su ile Boklubent,
Karadeğirmen, Emekseven, Gazalpa bölümünde tüm Karaman’ın içi de böyle bir
dokuya sahipti. Biraz daha eskiye gidildiğinde İmaret, İstasyon, Kavaklı Yol,
Züğürtler Yaylası, Şamkapu, Seki Hamamı da böyle idi.
Bu yazıda, sadece gezilen görülen yerlere temas edildi.
Gezi, Celal Yıldırı, Remzi Tartan, Şehabettin Yavuzaslan ve Kemal Arabacı ile
daha güzel ve renkli oldu. Abidin Teknbay Bey’in mihmandarlığı ise geziyi
turistik manzara gezisi olmaktan kurtardı; topluluğu mekanla, doğayla, tarihle
bütünleştirdi.
Göves köyü hakkında ayrıntılı bilgiler için bakınız:
Uğur Erkan, ugur-erkan.com/karamanansiklopedisi/pasabagi-goges-goves/
Durmuş Ali Gülcan, Karaman Mahalle, Kasaba ve Köyleri
Tarihçesi
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder