Bir Karaman Beyefendisi Aburrahman Ünsay Ağabey
Yusuf Yıldırım
Bu yazıya hazırlıklıydım. Abdurrahman Ünsay Ağabey ile her ay telefonla görüşüyor ve durumunu soruyordum. O da her zamanki olumlu hali ile “İyiyim daha iyiyim, temmuza inşallah dönüyorum.” diyordu. Ancak haziran ayındaki görüşmemizde sesi o kadar iç açıcı değildi. 10 Ağustos 2025 Pazar günü Abdurrahman Ünsay Ağabeyi de kaybettik.
Abdurrahman Ağabey’i tanımadan önce herkes gibi ben de Nur Eczanesini bilirdim. Ortaokul yıllarımda yolumuz hep o eczane önünden geçer ve Nur Eczanesi tabelası gözümüze çakılırdı. Abdurrahman Ünsay ile doğrudan tanışıklığım ise 15 yıl öncesine dayanır. Tahsin Ünal’ın Karamanoğulları Tarihi kitabını arıyordum. Bir türlü bulamadığım kitap için Rahmetli Ahmet Talat Duru Amca, “Nur Eczanesine gidin, varsa varsa Abdurrahman Ünsay’da vardır.” sözü üzerine eczaneye gitmiştim. Nasıl karşılanacağım ve kitabı elde edip edemeyeceğim konusunda tereddütlerim olsa da en azından kitabı sorarım, çıkarım diyerek daldım eczaneye. Hemen konuya girip, Karamanoğulları Tarihi kitabından olup olmadığını sorduğumda; Abdurrahman Ağabey ayağa kalktı nazik, güler yüzlü bir tavırla “Hoş geldiniz!” oturun dedi. Kendisi de eczanenin arka kısmına giderek henüz matbaadan çıkmış gibi duran, sayfaları hiç açılmamış tertemiz kitaptan uzattı. Kitabın yepyeni ve el değmemiş oluşuna çok şaşırmıştım. Çünkü bu kitap 1980’lerin ortasında basılmıştı.
Abdurrahman Ağabey, hemen kitabın hikayesini anlattı. Tahsin Ünal Bey, o
sıralar harbiyede tarih öğretmeni ya da yeni emekli idi. Yönetiminde olduğu
dernek adına Tahsin Ünal Bey’den bir Karaman tarihi kitabı yazması istenir. Dernek
de bu kitabın tüm masraflarını karşılayacaktır. Bunun üzerine Tahsin Ünal Bey
de çoğunlukla Karamanname’ye dayanarak Karamanoğulları Tarihi adlı kitabını
hazırlar.
Bu tanışıklıktan sonra Abdurrahman Ağabey ile görüşmeler düzenli gitti.
Üstelik görüşmelerimiz sadece eczane ile sınırlı kalmadı, telefon üzerinden ya
da ortak arkadaşlar aracılığıyla da devam etti.
O gerçek bir Karaman beyefendisi idi. Nezaketi ve değer verişi biçimi
insanlarda doğal bir saygınlık kazandırırdı. Hem müşterilerine hem de dost ve
arkadaşlarına karşı son derece mütevazi idi. Muhataplarını son derece sakin
biçimde ama ondan bir şey öğreniyormuş gibi söylenenleri ilk kez duyuyormuş
gibi dinlerdi. Muhatabı da böylece söylediklerinin değerli olduğunu hissederek rahat
biçimde kendini ifade ederdi.
Yıllar içinde Abdurrahman Ağabey ile ilişkilerimiz sarmallandı. Benim
Osmanlıca muvaffakiyetimi öğrendiği bir gün yine eczanenin arkasından bir tomar
Osmanlı dönemi, arzuhal, ticari yazışma belgesi çıkardı geldi. Yanında birkaç
adet de taş baskı sıradan Osmanlı Türkçesi kitap vardı. Sıradan diyorum çünkü
toplumda her eski kitabın altın varaklı, tezhipli kitap gibi yüksek paralar
edeceği algısı var. Osmanlıca belgeler, bildiğin Osmanlı Arşivi belgeleri idi.
Ahersiz kağıda rik’a hattında çok düzgün yazılı belgeler. Araya korona girmese
idi bu belgeleri çalışacaktık. Çünkü bu belgeler aileye ait olsa da Abdurrahman
Ağabey’in dedesi Kahveci Abdurrahman Efendi’nin kahve ticareti konusunda
olduğundan Karaman ekonomisiyle doğrudan ilgilidir. 1900’lerin hemen öncesi ve
ilk çeyreğinde Karaman’da kahvenin çaydan kat kat fazla tüketildiği düşünülürse
bu kahve ticaretinin ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Kahveci
Abdurrahman Bey aynı zamanda Ahi Osman Mahallesi Muhtarı imiş. Kendisinden
kalan yüz ya da yüz elli sayfalık bir defterde kişisel ya da muhtarlık notları
vardı.
Birgün Abdurrahman Ağabey ile Şehir Mezarlığı’na
gittik. Yediler Mezarlığı bölümünde iki mezar taşını gösterdi bana. Mezar
taşları 1800’lerin başlarına aitti. Sahipleri ile Tavşancızadeler yani Abdurrahman
Ağabey’in daha eski dedelerindendi.
Abdurrahman Ağabey ile görüşme konularımızdan biri
de Türk Dil bayramları olurdu. İlk Türk Dil bayramları başladığında onlar
ortaokul veya lise çağlarında Karaman’ın heyecanlı gençliği durumundaydılar.
İlk Türk Dili Bayramı’nın Abdurrahman Ağabey’de farklı bir dünyası ve farklı
bir hatırası var. Çünkü o Süheyl Ünver’e mihmandarlık yapmış, onun Karaman
gezilerinde ona eşlik etmiş. Onunla hiç unutamadığı anısı ise İbrahim Bey
İmareti’ne ait olanı:
Daha dün gibi hatırlıyorum.
Türk Dil Bayramı etkinliklerinde Karaman Lisesi öğrencilerine de görev
veriliyordu. Karaman dışında gelen misafirlere şehri tanıtmak ya da gezdirmek
üzere bizler de görev alıyorduk. Bana Süheyl Ünver Hoca düştü. Onu İmaret’e götürdüm.
Doğu ve batı taraflarına oturdu ve İmaret’in sulu boya resimlerini yaptı.
Bu arada ilk Türk Dili Bayramı’nda Süheyl
Ünver’in Karaman’a geldiğini, dil bayramı etkinliklerine katıldığını bilen ve
hatırlayan tek kişi maalesef Abdurrahman Ünsay Ağabey idi.
Abdurrahman Ünsay Ağabey’in çok sevdiği ve ortak
tanıdıklarımızdan olan Mustafa Denktaş Hoca ile de Karaman’da birkaç kez bir
araya gelip sohbet ettik. Bu sohbetlerden birisi de ilginçtir 13 Ağustos 2020
günü oldu. Akdeniz Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Başkanı Mustafa Denktaş Hoca,
Karaman’a geldiğinde mutlaka görüştüğü kişilerden biri de Abdurrahman Ağabey
idi. 2020’deki buluşma İstasyon Aile Çay Bahçesi’nde oldu. Semaver çayı
eşliğinde yaklaşık iki ya da üç saat kadar birlikte olduk. Abdurrahman Ağabey
ile Mustafa Denktaş Hoca’nın hukukları çok eskiye 80’lere hatta 70’lere
dayanmaktadır. Bunun dışında telefonda ya da eczanede üçlü görüşmelerimiz
olmuştur.
Abdurrahman Ağabey ile önemli bir hatıramız da
2019’da oluştu. Rıfkı Boynukalın Ağabey’in Anı Bisküvi için hazırladığı Toprak
Damlı Evler kitabında ilk özgeçmiş Abdurrahman Ağabey’e aitti. Kitabın
editörünün ben olduğumu öğrenince özgeçmişinde neler olması gerektiği konusunda
benimle de istişare etmişti. Hatta hatırlıyorum, 80’lerde kendisine belediye
başkanlığı ya da milletvekilliği için teklif götüren siyasi partinin adını da özgeçmişte
yazalım diye önermiştim ama o yazmamıştı.
Abdurrahman Ağabey o kadar nezaketli idi ki, bayramlarda
benden önce arar, yayınladığım yazılar ve kitaplardan sonra mutlaka tebrik eder
ve değerlendirmelerde bulunurdu.
Abdurrahman Ağabey, çift diplomalılardandı.
Selçuk Üniversitesi Fen Bölümünü bitirdikten sonra 1972’de Ankara Üniversitesi
Eczalık Fakültesinden de mezun olur. 1973 yılında önemli bir gelişme olur.
1960’larda Öznur Zeyneloğlu tarafından açılan Nur Eczanesi, kocasının
İstanbul’a tayinin çıkmasıyla devredilmek durumundadır. Nasip Abdurrahman
Ağabey’edir. Burada Öznur Zeyneloğlu’na da ayrı bir sayfa açmak gerekir. Çünkü
o Karaman’ın bayan eczacısı olması ötesinde herkesin gıpta ile baktığı bir
kadındır. İş kadınlığı yanında güzelliği, giyimi, kuşamı ve kişisel bakımı ile
herkesin hayran olduğu bir kadındır.
Gerisini Elmas Tartan Hanım anlatıyor:
Her gün sabah sekiz buçukta
herkes İsmet Paşa Caddesi’nden onun geçmesini beklerdi. Düzenli olarak I.
İstasyon’daki evinden çıkıp Nur Eczanesine giderdi. Caddeye girdiği zaman ahali
nutku tutulmuş gibi hayran hayran onu izlerdi.
Çok güzel bir kadındı da çok
da güzel giyinirdi. Elbiseleri, ayakkabıları ve makyajı ile Karaman’da
tektendi. İnce zevkliydi. Bir manken edasıyla caddeye girdiğinde esnaf ve halk
da yol kenarında sıralanır ve onun geçişini tören edasında izlerdi.
Abdurrahman Ağabey aslında son birkaç yıldır
tedavi amaçlı Ankara’ya gidiyordu. Bu gidişi uzun sürdü. Nisan mayıs aylarında
sesi iyi geliyordu. Mayıs ayında bir ben aradım, bir o aradı. O aradığında
Durmuş Ali Gülcan Amcaya ait 7-8 kitabı bana vereceğini, eczaneden almamı
istemişti. Herhalde kendine güveni azalmıştı. Ama sesi iyi idi. Ben de temmuzda
Karaman’a döneceğine inanıyordum, umutluydum. Ama Haziran’daki görüşmemizde
“İyiyim!” dese de sesi gelecek günlerin kesin habercisi olarak çok zayıf idi.
Abdurrahman Ağabey ile birlikte bir dönem de
kapanıyor. Artık Nur Eczanesi olmayacak. 80’lerin başından bu yana eczacı
kalfası olarak orada çalışan ve Nur Eczanesi ile bütünleşen Abdurrahman
Ağabey’in sağ kolu Okan Gökbulut da hayatında yeni bir sayfa açacak.
Bu yazıyı yazmak, neler yazacağımı ana hatları
ile tasarlamak da temmuz ayı içinde aklımdan geçmişti. Hep hazırdım, aslında
yazıya değil duymak istemediğim ama yüzleşeceğim Abdurrahman Ağabey haberine
hazırdım. Bir umut Abdurrahman Ağabey döner mi bekledim, bekledik. Bize dönmese
de gönüller yapa yapa asli yerine döndü.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder