02/10/2017

Baharın Muştucuları Leylekler

 

Mart ayı çok kez kapıdan baktırıp kazma kürek yaktırmasa da baharı geciktirdiği olmuştur. Sonuçta baharın en nazlı olduğu ay marttır. Eskiler, mart ayı gelse de baharın geldiğini pek söylemezdi. Ama bir sabahın dinginliğinde “tak tak” sesi çevreye yayılıyorsa bilinsin ki bu ses; hacı leyleğin hoş gelişinin habercisidir.

Leylek deyip geçmeyin!

Leylekler sadece uzun bacaklı sivri gagalı canlılar mı?

Baharın muştucusu leylekler; sonbahar yapraklarına düşürdükleri hüzün ile bir ritüel fırtınası yaşatıp giderler. Gelişleri neşe, gidişleri üzüntü olan mübarekler etrafında birçok gelenek ve inanış ortaya çıkmıştır. Hani bir şeyin önemini belirtmek için “......... deyip geçmeyin!” diye bir deyim vardır. Bu deyim leylek için de geçerlidir. Her hali nerede ise bir ritüel olan leyleklerin hayatına dair dikkatlerden kaçan o kadar çok özellik var ki…

Bilimsel olarak leylek

Farsçadaki “legleg”, Türkçeye “leylek” olarak girmiş. Boş boş konuşmak anlamında kullanılan “laklak” kelimesi de Arapçadan Türkçeye aynı söyleyişle girmiştir. Türkçede kullanılan “leylek” ismi; değişik telaffuzlarla diğer Türk topluluklarının lehçelerinde, Arnavutçada, Kafkas dillerinde ve Ukraynacada da kullanılmıyormuş.

TDK leyleği; kışın tropikal Afrika'da yaşayan, siyah telekli, uzun gagalı, uzun bacaklı, büyük, beyaz, göçmen kuş (Ciconia ciconia) diye tanımlamış.

Ansiklopedilerde malum olduğu üzere leyleğe ait tür, familya, fiziki bilgiler var!

Leylek, leylekgiller familyasından büyük ve uzun bacaklı bir kuş türü. Ak ve kara olmak üzere iki alt türü var.  Ak leylekler; kanat uçları dışında tamamen beyazdır. Gagası ve bacakları erişkinlerde kırmızı, yavrularda ise siyahtır. Büyük bir kuş olup 100–115 cm uzunluğunda, 2,3 ila 4,5 kg ağırlığındadır. Kanat açıklığı,  155 cmden 215 cmye kadar olabilmektedir. Cüssesi biraz farklı olan iki alt türü ise Avrupa'da (kuzeyde Finlandiya'ya kadar), kuzeybatı Afrika'da ve güneybatı Asya'da (doğuda Kazakistan'ın güneyine kadar) bulunur.

Kara leylekler; beyaz karnı dışında mor yeşil parıltılı siyah tüyleriyle ak leylekten kolayca ayırt edilebilir. Daha çok üreyen olan bu tür, ormanlık bölgelerde ürer ve kışı Afrika'da geçirir. Türkiye’deki üreme alanı Marmara ve Karadeniz bölgelerindeki ağaçlık bölgelerdir.

Leylekler uzun mesafelere göç ederler. Kışın sahraaltı da denilen Orta Afrika, Güney Afrika hatta Hindistan’ın güneyinde eğleşirler. Baharda ise yaklaşık 530.000 leylek sürü halinde kuzeye, Finlandiya kadar olan bölgelere göç ederler. Ortalama 49 günlük bir yolculuk sonrasında mart ayı sonunda ve nisan ayında ulaşırlar. Geçiş yolları doğuda Ortadoğu-Anadolu batıda da Cebelitarık Boğazı'dır. Bunun nedeni uçmak için gereksinim duydukları hava termallerinin deniz üzerinde oluşmamasıdır. Türkiye’ye girişleri mart başından nisan başına kadar sürededir. Türkiye’den ayrılışları ise en geç eylül sonu belki ekimdir.

İlginçtir leylekler; yollarını şaşırsalar, gruplarından geri kalsalar bile her zaman kullandıkları yuvalarını bularak oraya yerleşirmiş. Ve geri dönüşlerinde aynı göç yolunu kullanarak kışlaklarına ulaşırmış.

Leyleklerin aile yapısı çok şaşırtıcı! İnsanlar gibi tek eşlidir. Erkeği tam bir centilmendir. Dişisinden yaklaşık bir ay önce yuvaya döner. Kısa bir dinlenme süresinden sonra yuvasının bakım ve tamirine başlar. Tamir ve bakım bittikten sonra yuvada, başı gökyüzünde dişisini beklemeye başlar. Dişisini gördüğü zaman kanat çırparak, gagasıyla tıkırdayarak sevincini gösterir. Ses tellerini olmadığı için bu tıkırdamalar onun konuşma dilidir. Biz bu tıkırdamayı anlamadığımızdan, işe yaramayan insanlar için, leyleğin boşa tıkırdadığını zannederek, ”Leyleğin ömrü lak lakla geçer.“ denir.

İmaretin leyleği

Karaman’da leylek ile özdeşleşmiş en önemli mekân kuşkusuz İbrahim Bey Kümbeti’dir. Küt bir kurşun kalemi andıran kümbetin tepe noktası; leylek yuvası ile taçlanmıştır. Leyleğin orada göründüğü ilk gün aynı zamanda baharın da ilk günüdür. Leylek gelmeyip mart ayı bitse de bahar henüz gelmemiş demektir.

Eskiden her evde her bahçede mutlaka bir leylek olurmuş.

1940’ların kışları çok sert ve bol kar yağışlı olurmuş.

İsmail Güven amca anlatıyor...

50’nin öncesi 40’ların sonu idi. Yine çetin bir kıştan çıkmıştık. Ve leylekler geldiğinde havalar güneşli ve sıcaktı. Birkaç gün sonra insanların da leyleklerin de öngöremediği bir gelişme oldu. Hava aniden soğuyarak tekrar kar yağdı. Soğuk nedir bilmeyen leylekler ise büzüşüp kaldı. Çaresizlikten hanelerin avlularına indiler. Hane sahipleri de insan ve çevre dostu leylekleri, evlerinin bir odasında misafir ettiler. Sıcacık odalarda sıcacık çorba servisi yaptılar. Ta ki havalar iyileşinceye kadar leyleklerin evlerde misafirliği devam etti. Havaların ısınması ile leylekler doğal yuvalarına uçup günlük uğraşlarına döndüler.

Leylekler asil hayvanlardır! Yuvalarını bir usta işçiliği ile örerlerdi. Uzun uzun değnekleri yuvaya getirirler; itina ile yerleştirirlerdi. Bir üste koyarlar, olmadı alta, yine olmadı mı yana sokarlar ki, en uygun yeri buluncaya kadar bu işlem sürer giderdi. Leyleğin yuvaya olan titizliği yavrusunu yumurtlamasına doğru artardı. Yavru dünyaya gelmeden pamuk kumaş, bez, yeşil ot gibi nesnelerle yavrunun yumuşacık yuvacığı yuva içinde inşa edilirdi. Evlerin hanımları bir gün ipe serdikleri sofra bezi, çocuk elbisesi gibi kaybolduğunu görürse anlarlardı ki, leyleğin yavrusunun dünyaya gelmesi yakındır.

Leyleğe taş atanın kolu kırılır mı?

Ekoloji bilim adamları; hurafe denilen birçok gelenek ve inancın aslında doğanın korunmasına hizmet ettiğinin yeni yeni anlaşıldığını söylemektedir. Kutsal ekoloji diye üretilen bu kavram; "Gelenekler, görenekler, inançlar ve yerel kültürlerdeki ekolojik yaklaşımlar" olarak tanımlanıyor.

Anadolu'da leyleklerin göç ederken Mekke'den geçtiğine, Kâbe'yi ziyaret ettiğine inanılması ve bu nedenle “hacı leylek” olarak isimlendirilip zarar verilmemesi kutsal ekolojiye verebilecek örneklerden biridir.

“Leyleği havada görürsen bütün yıl gezersin!” sözü de kutsal ekolojiye en iyi örneklerdendir.

Her yere taş atan kırıp döken, yaramazlıkları ile ünlü çocuklar, nedense evlerin çatısına, elektrik direklerine yuva yapan leyleklere gayet hoş görülü ve şefkatlidir. Leylekler ile insanlar arasında adı konulmamış bir dostluk ilişkisi vardır. Bu yüzden kimse dokunmaz leyleklere. Hatta çocuklar taş atmasın diye "Leyleğe taş atanın kolu kırılır" çeşidinden atasözleri bile vardır. Çünkü çekirge istilasından çok kıtlık çekmiş bu coğrafyada, çekirgelerin nüfusunu leylekler kontrol eder. Kutsallık bu av-avcı ilişkisindedir.

Hacı Leylek!

Herkes kapışmış

aşkları

acıları ….

bir sen kalmışsın

hacı leylek

bir sen

Mustafa Ceydilek kendi bloğunda yayınladığı bu şiirle hacı leyleğin sadık dost ve vefa örneği olduğunu vurgulamıştır.

Gökten düşen leylek değil de bir başka kuş olsaydı, ihtimal bu kadar ilgi görmeyecekti. Leyleğin önüne konan “hacı” sözcüğü kurtarmıştı onu. Gökten düşen bu kuşta herkes bir uğur, keramet aramış, bakmaya herkes gönüllü olmuştu. Leyleğe kim bakarsa onun iş yerine bir uğur gelecekti sanki. Bereketi, bolluğu artacaktı. Gönüllü bakıcı adayları içinde kimler yoktu ki…

Mehmet Güler, Anafilya’da (bir internet sitesi) yayınlanan “Bir Hacı Leylek” adlı hikâyesinde leyleğin hacılığını ne de güzel anlatmış.

Çünkü göç yolunda Mekke’den geçtiği için Müslümanlar diğer hayvanlardan farklı olarak leyleklere saygı beslemiştir. Bu nedenle Anadolu'da leylekler; "hacı leylek" ve "hacı baba" olarak isimlendirilmiştir.

Ermeniler de leyleğe hacı diyor muş. Ayfer Tuzcu Ünsal’ın kişisel web sayfasında böyle yazmış:

Leylekler Kudüs kenti üzerinde uçtukları veya oraya da gittikleri, yani orayı gördükleri için Ermeniler kendileri için kutsal olan Kudüs kentini ziyaret eden leyleğe “hacı leylek” derlermiş.

Remzi Tartan abi anlatıyor.

Saksağanlar, kargalar ile leylek aynı mıdır? Saksağanlar insanların ürettiği meyve sebzeyi yer; bağ bahçeyi bozar. Ama leylekler; bağ bahçedeki yılan, çıyan, börtü böceği yiyerek temizlik yapar. O yüzden de insanlar, leylekleri bir dost gibi görür. Dolayısı ile leylek barışı, huzuru simgeler.

Eskiden hacca gitmek zahmetli uzun günler süren ve pahalı ibadetmiş. Tabi dönüşte de hacılar bin bir hürmet ile karşılanırmış. Leylekler de sıcak memleketlerden geldiği için bir bakıma hacı gibi görülürmüş. Hatta birisi birisine kızınca “Ulan, yılanı yidin çıyanı yidin; başımıza hacı baba kesildin.” diye öfkesini dile getirirmiş.

Seni leylek getirdi!

Herkes hayatında bir şekilde duyduğu efsane yalan!

Seni leylekler getirdi…

Bebeği leyleklerin getirdiği hikâyesinin kökeni Kuzey Avrupa'ya, İskandinavya'ya kadar gidiyor. Antik Roma devirlerinde insanların, leyleklerin düşünceli, özverili yaşam tarzlarından etkilenerek küçüklerin yaşlı büyüklerini gözetmeleri konusunda çıkarılan yasalara “leyleklerin yasası” adı verilmiş. Antik Yunan'da da “stork” (leylek) ismi “storge” olarak “tabiattaki güçlü sevecenlik” anlamında bir deyim olarak kullanılmış.

Eskiden anne babalar; kendilerinin de bilmediği ya da edep gereği anlatamayacakları konulara basit hikâyeler uydurarak savuşturabiliyordu. Günümüz çocukları ise bu tür soruları; anne babasını makaraya sarmak için soruyor. Çünkü güçlü iletişim teknolojileri ile gerçek bilgileri; sanılan ve düşünülenden çok daha erken öğrenmekteler. Bu tür muzipliklere örnek olacak geyikler internette sürü ile dolaşmaktadır.

-Anne ben nasıl oldum?

-Seni leylek getirdi yavrum.
-Niye başka kuş mu yok?..

Bir başka diyalogda baba ters köşe oluyor. Oğula düşen ise babayı teselli etmek.

- Baba ben nasıl oldum?
- Eee.. Seni leylekler getirdi yavrum...
- Ama nasıl olur? Ben şubatta doğdum, leylekler kışın göç ederler baba?
- İyi bee! Seni çam ağaçları getirdi! Oldu mu?
- Anlıyorum seni…
- Hayır, hiç anlamıyorsun… Hem de hiç???
- Bu konuyu konuşalım sonra… Birazdan arkadaşlarla top oynayacağız.
- Tamam oğlum.
- Hadi üzülme artık.

Tilki ile Leylek Fablı

Hikâyede tilki, kurnazlığın ve cimriliğin, leylek ise dürüstlük ve bilgeliğin sembolüdür. Tilki evine misafir ettiği leyleğe düz tabakta çorba ikram eder. Ama leylek yapısı gereği uzun gagası ile düz tabaktaki çorbayı içemez. Tilki de güya kendince leyleği küçük duruma düşürür. Bilge leylek bunun altında kalır mı? Tilkiye bir ders vermek için evine yemeğe çağırır. Sofrada binbir çeşit yemek vardır. Ama hepsi çömlek içinde olduğundan tilki bu nefis yemeklerine tadına bakamadan sadece yutkunur. Böylece leylek, tilkiye kurnazlığın ve aldatmanın ne kadar kötü olduğunu tilkiye gösterir. La Fontaine ait bu hikâyenin şiir düzeninde Türkçeye çevrilmiş metni şöyledir:

Tilkinin iyiliği tutmuş bir gün!
Leyleği yemeğe buyur etmiş
- Ama! demiş tilki, bizde misafir
Umduğunu değil bulduğunu yer.
Meğer tilkinin cimrisi hepsinden betermiş
Bir çorba çıkarmış topu topu
O da sulu mu sulu
Hem nerden getirse beğenirsiniz? Tabakta.

Leylek gagasıyla uğraşa dursun
Tilki bitirmiş hepsini bir solukta.
Leylek kızmış, ama çekmiş sineye.
Bir zaman sonra
O da tilkiyi buyur etmiş yemeğe.
- Hay hay, demiş tilki, nasıl gelmem?
Ben dostlara naz etmesini sevmem.
Tam saatinde gelmiş.
Leyleğe türlü diller dökmüş.
Şu güzel bu güzel,
Hele yemeğin kokusu
Gel iştahım gel!
Gerçi tilkilerin iştahı
Pek nazlı değilmiş ama
Et kokusu başka şeymiş.
- Kuşbaşı galiba, demiş
Bayılırmış etin böylesine
Hele kıvamında pişmişine.
Derken yemek sofraya gelmiş,
Gelmiş ama nasıl?
Kokusunu al, eti arada bul!
Dar boğazlı upuzun bir çömlek içinde
Tam leyleğin gagasına göre
Tilki burnunu burgu etse nafile.
Kısmış kuyruğunu evine dönmüş.
Aç kaldığına mı yansın
Bir kuşa rezil olduğuna mı?
El alemi aldatanlar
Bu masal size:
Bir gün sizi de sokarlar
Kurduğunuz kafese ...

Obur Kurt İle Leylek Fablı

La Fontaine’nin bu hikâyesinde, kurt kaba gücü ve haksız birini; leylek ise saf bir kişiyi temsil etmektedir. Boğazına incik kemiği kurt, canını kurtaracak birini aramaktadır. Hekimbaşı rolündeki leylek ise hiç düşünmeden iyilik eden biridir. Hikâye bitiminde “İyilikten maraz doğar.” sonucu doğmaktadır.

Kurtlar nasıl yer bilirsiniz:
Kaptı mı koparır, kopardı mı yutarlar.
Kurdun biri bir ziyafete konmuş
Ve öylesine tıkınmış ki
Ölüyormuş az kalsın;
Bir kemik saplanmış boğazına,
Kimseler yok, çağıramaz,
Bağıracak bağıramaz...
Bir leylek geçiyormuş bereket versin,
Allem kallem anlatmış derdini;
Koşmuş imdadına leylek.
Kuş değil cerrah mübarek;
Gaga dersen makastan iyi,
Soktuğu gibi gırtlağına
Çıkarıvermiş kemiği.
— Tamam, deyip ücretini istemiş.
— Ne ücreti? demiş kurt,

Alay mı ediyorsun babalık?

Canını kurtardığım yetmiyor da

Bir de ücret ha?
Ağzıma girmişken kafan
Bir kapsam ne olurdun?
Bu ne nankörlük be!
Çekil git, bir daha da elime düşme.

Leyleklerin Uçuşu

Leylek konulu roman da varmış. Avrupa’nın Stephen King’i kabul edilen Jean-Christophe Grangé, gazete ve dergiler için makaleler yazarken bir leylek araştırmasından ilhamla 1994 yılında ilk romanı olan “Leyleklerin Uçuşu”nu yazar. Sadece Fransa’da 450.000 baskı yapan roman, 2002 yılında Türkçeye de çevrilmiştir.

Roman kahramanı Louise Antioche, tarih ve felsefe alanında eğitim almış biridir. Leyleklerin göç yollarını araştırmak için kuş bilimci Max Böhm ile temasa geçer. Max Böhm de Louise Antioche ile leyleklerin göç yollarını keşfetmek üzere çalışmayı kabul eder. Louise Antioche son ayrıntıları görüşmek üzere Max Böhm’ün evine gider. Ancak onu, çatıdaki leylek yuvasında ölmüş olarak bulur. Bu ölüm olayı, Louise Antioche’in leyleklerin göç yollarını araştırma fikrinden vazgeçirir. Ama ölüm olayını araştıran Müfettiş Dumaz, olayın aydınlatılması için Antioche’i araştırmalarına devam etmesi için teşvik eder ve yönlendirir.

Antioche, Böhm’ün evinden bulduğu leyleklere ait ilginç dosyalardan da hareketle Lozan, Viyana, Bratislava, Sofya şehirlerinde araştırma yapar. Araştırmalar; İstanbul, İzmir, Rodos ve nihayet İsrail’e uzanır. Her gittiği beklenilmeyen olaylar gelişir, cinayetler işlenir. Louise, elde ettiği bilgilerle elmas madeni kaçakçılığını araştırmak üzere Orta Afrika’ya geçer. Louise, bir sonraki süreçte tekrar Paris’e döner. Burada birçok sürpriz ile karşılaşır. Gerçek anne babasının Hindistan’da yaşadığını öğrenir. Roman da Hindistan’da yaşanılanlarla sona erer.

Bir gerilim-polisiye roman olan Leyleklerin Uçuşu; bilinmezlikler ve sürükleyicilik üzerinden mükemmel bir kurguda yazılmıştır.

Jean-Christophe Grangé’in senaryosu ile Leyleklerin Uçuşu 2012 yılında sinema filmi olarak çekilmiştir.

Leylek leylek havada

Tekerlemeler, ses oyunları ve tekrarlara dayalı ritmik sözlerdir. “Leylek leylek havada” tekerlemesi ise ritmik yapısının üstünde şarkı formunda bir tekerlemedir. Çocuklar tüm tekerlemeleri tonlamalı söylerken bu tekerlemeye ezgi katarak söyler. Çünkü tekerlemenin kendisi müziksel bir armoniye sahiptir. Dizelerdeki kelimeler ses uyumuna uygun yapıda dizilmiştir. Dolayısı ile çocuklar, notaya gerek kalmadan içgüdüsel dürtü ile bu tekerlemeyi şarkıya dönüştürüverir.

Leylek leylek havada

Yumutası tavada

Oynaşıyor çocuklar

Dağda, kırda, ovada

Çağrın gelsin

Ot yesin

Ot yemezse

Et yesin

Leylek leylek lekirdek

Hani bana çekirdek

Çekirdeğin içi yok

Sarı kızın saçı yok

Süleyman'ın suçu yok

Leylek leylek havada

Yumurtası tavada

Kızlar kahve kavurur

Şıngıraklı tavada

Leylek Baba!

Leyleğin filmi, romanı, tekerlemesi olur da türküsü/şarkısı olmaz mı?

Tabi.

Leylek Baba!

1993 yılında ölen Sivas Şarkışlalı Aşık Devranî, leyleğe bir türkü yakmış.

İçli mi içli; hasretlik mi hasretlik.

Sevdiğine kavuşamayanların sesi, bir leyleğin dilinden söze gelmiş. Aşık Devranî’nin bu türküsü Müslim Baba’nın dilinde bir şarkıya dönüşüvermiş. Zaten bu türkünün ünü de Müslim Baba’nın 1986 yılında çıkardığı “Yıkıla Yıkıla” albümü ile duyulmuş. Halen de aşk acısı çekip de hasretle kavrulanlar; bu şarkı ile teselli bulmaktadır. O türkü/şarkının sözleri:

Leylek baba, leylek baba

Selam götür benden yara
Bülbül gibi düştüm dala,

Bildirsene leylek baba

Git güle güle

Gel güle güle

Benim yâre avazımı

Bildirsene leylek baba

Devran Baba çal sazını
Benim yâre avazımı

Bildirsene leylek baba

Git güle güle

Gel güle güle

Bülbül gibi düştüm zara

Bildirsene leylek baba

Âşık Devrânî

Leylek köyü

Leylek üzerine her şey var bir de leylek köyü var. Bursa Karacabey’e bağlı Eski Karaağaç köyü; 2005 yılından beri her yıl mayıs ayı sonunda leylek festivali düzenliyor. Amaçları Uluabat Gölü'ne dikkat çekmek. Köyün girişindeki kullanılmayan okul binası leylek evi haline getirilmiş. Bu gelişmeler, Avrupa Tabiat Mirası Vakfının gözünden kaçmamış. Eski Karaağaç köyü, 2011 yılında “Avrupa Leylek Köyü” statüsü kazanmış.  Avrupa'nın 11. leylek köyü olan köyde, her evin duvarına leylek fotoğrafları takılmış. Köylüler, köylerinin leylekler ile daha huzurlu ve daha anlamlı olduğunu söylüyormuş.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder