Mart
ayı çok kez kapıdan baktırıp kazma kürek yaktırmasa da baharı geciktirdiği
olmuştur. Sonuçta baharın en nazlı olduğu ay marttır. Eskiler, mart ayı gelse
de baharın geldiğini pek söylemezdi. Ama bir sabahın dinginliğinde “tak tak”
sesi çevreye yayılıyorsa bilinsin ki bu ses; hacı leyleğin hoş gelişinin habercisidir.
Leylek
deyip geçmeyin!
Leylekler
sadece uzun bacaklı sivri gagalı canlılar mı?
Baharın
muştucusu leylekler; sonbahar yapraklarına düşürdükleri hüzün ile bir ritüel
fırtınası yaşatıp giderler. Gelişleri neşe, gidişleri üzüntü olan mübarekler etrafında
birçok gelenek ve inanış ortaya çıkmıştır. Hani bir şeyin önemini belirtmek
için “......... deyip geçmeyin!” diye bir deyim vardır. Bu deyim leylek için de
geçerlidir. Her hali nerede ise bir ritüel olan leyleklerin hayatına dair
dikkatlerden kaçan o kadar çok özellik var ki…
Bilimsel olarak leylek
Farsçadaki
“legleg”, Türkçeye “leylek” olarak girmiş. Boş boş konuşmak anlamında
kullanılan “laklak” kelimesi de Arapçadan Türkçeye aynı söyleyişle girmiştir.
Türkçede kullanılan “leylek” ismi; değişik telaffuzlarla diğer Türk
topluluklarının lehçelerinde, Arnavutçada, Kafkas dillerinde ve Ukraynacada da
kullanılmıyormuş.
TDK
leyleği; kışın tropikal Afrika'da yaşayan, siyah telekli, uzun gagalı, uzun
bacaklı, büyük, beyaz, göçmen kuş (Ciconia ciconia) diye tanımlamış.
Ansiklopedilerde
malum olduğu üzere leyleğe ait tür, familya, fiziki bilgiler var!
Leylek,
leylekgiller familyasından büyük ve uzun bacaklı bir kuş türü. Ak ve kara olmak
üzere iki alt türü var. Ak leylekler; kanat
uçları dışında tamamen beyazdır. Gagası ve bacakları erişkinlerde kırmızı,
yavrularda ise siyahtır. Büyük bir kuş olup 100–115 cm uzunluğunda, 2,3
ila 4,5 kg ağırlığındadır. Kanat açıklığı, 155 cmden 215 cmye kadar olabilmektedir.
Cüssesi biraz farklı olan iki alt türü ise Avrupa'da (kuzeyde Finlandiya'ya
kadar), kuzeybatı Afrika'da ve güneybatı Asya'da (doğuda Kazakistan'ın güneyine
kadar) bulunur.
Kara
leylekler; beyaz karnı dışında mor yeşil parıltılı siyah tüyleriyle ak
leylekten kolayca ayırt edilebilir. Daha çok üreyen olan bu tür, ormanlık
bölgelerde ürer ve kışı Afrika'da geçirir. Türkiye’deki üreme alanı Marmara ve
Karadeniz bölgelerindeki ağaçlık bölgelerdir.
Leylekler
uzun mesafelere göç ederler. Kışın sahraaltı da denilen Orta Afrika, Güney
Afrika hatta Hindistan’ın güneyinde eğleşirler. Baharda ise yaklaşık 530.000
leylek sürü halinde kuzeye, Finlandiya kadar olan bölgelere göç ederler. Ortalama
49 günlük bir yolculuk sonrasında mart ayı sonunda ve nisan ayında ulaşırlar. Geçiş
yolları doğuda Ortadoğu-Anadolu batıda da Cebelitarık Boğazı'dır. Bunun nedeni
uçmak için gereksinim duydukları hava termallerinin deniz üzerinde
oluşmamasıdır. Türkiye’ye girişleri mart başından nisan başına kadar sürededir.
Türkiye’den ayrılışları ise en geç eylül sonu belki ekimdir.
İlginçtir
leylekler; yollarını şaşırsalar, gruplarından geri kalsalar bile her zaman
kullandıkları yuvalarını bularak oraya yerleşirmiş. Ve geri dönüşlerinde aynı
göç yolunu kullanarak kışlaklarına ulaşırmış.
Leyleklerin
aile yapısı çok şaşırtıcı! İnsanlar gibi tek eşlidir. Erkeği tam bir
centilmendir. Dişisinden yaklaşık bir ay önce yuvaya döner. Kısa bir dinlenme
süresinden sonra yuvasının bakım ve tamirine başlar. Tamir ve bakım bittikten
sonra yuvada, başı gökyüzünde dişisini beklemeye başlar. Dişisini gördüğü zaman
kanat çırparak, gagasıyla tıkırdayarak sevincini gösterir. Ses tellerini
olmadığı için bu tıkırdamalar onun konuşma dilidir. Biz bu tıkırdamayı
anlamadığımızdan, işe yaramayan insanlar için, leyleğin boşa tıkırdadığını
zannederek, ”Leyleğin ömrü lak lakla geçer.“ denir.
İmaretin leyleği
Karaman’da
leylek ile özdeşleşmiş en önemli mekân kuşkusuz İbrahim Bey Kümbeti’dir. Küt
bir kurşun kalemi andıran kümbetin tepe noktası; leylek yuvası ile
taçlanmıştır. Leyleğin orada göründüğü ilk gün aynı zamanda baharın da ilk
günüdür. Leylek gelmeyip mart ayı bitse de bahar henüz gelmemiş demektir.
Eskiden
her evde her bahçede mutlaka bir leylek olurmuş.
1940’ların
kışları çok sert ve bol kar yağışlı olurmuş.
İsmail
Güven amca anlatıyor...
50’nin
öncesi 40’ların sonu idi. Yine çetin bir kıştan çıkmıştık. Ve leylekler
geldiğinde havalar güneşli ve sıcaktı. Birkaç gün sonra insanların da
leyleklerin de öngöremediği bir gelişme oldu. Hava aniden soğuyarak tekrar kar
yağdı. Soğuk nedir bilmeyen leylekler ise büzüşüp kaldı. Çaresizlikten hanelerin
avlularına indiler. Hane sahipleri de insan ve çevre dostu leylekleri, evlerinin
bir odasında misafir ettiler. Sıcacık odalarda sıcacık çorba servisi yaptılar.
Ta ki havalar iyileşinceye kadar leyleklerin evlerde misafirliği devam etti.
Havaların ısınması ile leylekler doğal yuvalarına uçup günlük uğraşlarına döndüler.
Leylekler
asil hayvanlardır! Yuvalarını bir usta işçiliği ile örerlerdi. Uzun uzun
değnekleri yuvaya getirirler; itina ile yerleştirirlerdi. Bir üste koyarlar,
olmadı alta, yine olmadı mı yana sokarlar ki, en uygun yeri buluncaya kadar bu
işlem sürer giderdi. Leyleğin yuvaya olan titizliği yavrusunu yumurtlamasına
doğru artardı. Yavru dünyaya gelmeden pamuk kumaş, bez, yeşil ot gibi
nesnelerle yavrunun yumuşacık yuvacığı yuva içinde inşa edilirdi. Evlerin
hanımları bir gün ipe serdikleri sofra bezi, çocuk elbisesi gibi kaybolduğunu
görürse anlarlardı ki, leyleğin yavrusunun dünyaya gelmesi yakındır.
Leyleğe taş atanın kolu
kırılır mı?
Ekoloji
bilim adamları; hurafe denilen birçok gelenek ve inancın aslında doğanın
korunmasına hizmet ettiğinin yeni yeni anlaşıldığını söylemektedir. Kutsal
ekoloji diye üretilen bu kavram; "Gelenekler, görenekler, inançlar ve
yerel kültürlerdeki ekolojik yaklaşımlar" olarak tanımlanıyor.
Anadolu'da
leyleklerin göç ederken Mekke'den geçtiğine, Kâbe'yi ziyaret ettiğine
inanılması ve bu nedenle “hacı leylek” olarak isimlendirilip zarar verilmemesi kutsal
ekolojiye verebilecek örneklerden biridir.
“Leyleği
havada görürsen bütün yıl gezersin!” sözü de kutsal ekolojiye en iyi
örneklerdendir.
Her
yere taş atan kırıp döken, yaramazlıkları ile ünlü çocuklar, nedense evlerin
çatısına, elektrik direklerine yuva yapan leyleklere gayet hoş görülü ve
şefkatlidir. Leylekler ile insanlar arasında adı konulmamış bir dostluk
ilişkisi vardır. Bu yüzden kimse dokunmaz leyleklere. Hatta çocuklar taş
atmasın diye "Leyleğe taş atanın kolu kırılır" çeşidinden atasözleri
bile vardır. Çünkü çekirge istilasından çok kıtlık çekmiş bu coğrafyada,
çekirgelerin nüfusunu leylekler kontrol eder. Kutsallık bu av-avcı ilişkisindedir.
Hacı Leylek!
Herkes kapışmış
aşkları
acıları ….
bir sen kalmışsın
hacı leylek
bir sen
Mustafa
Ceydilek kendi bloğunda yayınladığı bu şiirle hacı leyleğin sadık dost ve vefa
örneği olduğunu vurgulamıştır.
Gökten
düşen leylek değil de bir başka kuş olsaydı, ihtimal bu kadar ilgi
görmeyecekti. Leyleğin önüne konan “hacı” sözcüğü kurtarmıştı onu. Gökten düşen
bu kuşta herkes bir uğur, keramet aramış, bakmaya herkes gönüllü olmuştu.
Leyleğe kim bakarsa onun iş yerine bir uğur gelecekti sanki. Bereketi, bolluğu
artacaktı. Gönüllü bakıcı adayları içinde kimler yoktu ki…
Mehmet
Güler, Anafilya’da (bir internet sitesi) yayınlanan “Bir Hacı Leylek” adlı
hikâyesinde leyleğin hacılığını ne de güzel anlatmış.
Çünkü
göç yolunda Mekke’den geçtiği için Müslümanlar diğer hayvanlardan farklı olarak
leyleklere saygı beslemiştir. Bu nedenle Anadolu'da leylekler; "hacı
leylek" ve "hacı baba" olarak isimlendirilmiştir.
Ermeniler
de leyleğe hacı diyor muş. Ayfer Tuzcu Ünsal’ın kişisel web sayfasında böyle
yazmış:
Leylekler
Kudüs kenti üzerinde uçtukları veya oraya da gittikleri, yani orayı gördükleri
için Ermeniler kendileri için kutsal olan Kudüs kentini ziyaret eden leyleğe “hacı
leylek” derlermiş.
Remzi
Tartan abi anlatıyor.
Saksağanlar,
kargalar ile leylek aynı mıdır? Saksağanlar insanların ürettiği meyve sebzeyi
yer; bağ bahçeyi bozar. Ama leylekler; bağ bahçedeki yılan, çıyan, börtü böceği
yiyerek temizlik yapar. O yüzden de insanlar, leylekleri bir dost gibi görür.
Dolayısı ile leylek barışı, huzuru simgeler.
Eskiden
hacca gitmek zahmetli uzun günler süren ve pahalı ibadetmiş. Tabi dönüşte de
hacılar bin bir hürmet ile karşılanırmış. Leylekler de sıcak memleketlerden
geldiği için bir bakıma hacı gibi görülürmüş. Hatta birisi birisine kızınca
“Ulan, yılanı yidin çıyanı yidin; başımıza hacı baba kesildin.” diye öfkesini
dile getirirmiş.
Seni leylek getirdi!
Herkes
hayatında bir şekilde duyduğu efsane yalan!
Seni
leylekler getirdi…
Bebeği
leyleklerin getirdiği hikâyesinin kökeni Kuzey Avrupa'ya, İskandinavya'ya kadar
gidiyor. Antik Roma devirlerinde insanların, leyleklerin düşünceli, özverili
yaşam tarzlarından etkilenerek küçüklerin yaşlı büyüklerini gözetmeleri
konusunda çıkarılan yasalara “leyleklerin yasası” adı verilmiş. Antik Yunan'da
da “stork” (leylek) ismi “storge” olarak “tabiattaki güçlü sevecenlik” anlamında
bir deyim olarak kullanılmış.
Eskiden
anne babalar; kendilerinin de bilmediği ya da edep gereği anlatamayacakları
konulara basit hikâyeler uydurarak savuşturabiliyordu. Günümüz çocukları ise bu
tür soruları; anne babasını makaraya sarmak için soruyor. Çünkü güçlü iletişim
teknolojileri ile gerçek bilgileri; sanılan ve düşünülenden çok daha erken
öğrenmekteler. Bu tür muzipliklere örnek olacak geyikler internette sürü ile
dolaşmaktadır.
-Anne ben nasıl oldum?
-Seni leylek getirdi yavrum.
-Niye başka kuş mu yok?..
Bir
başka diyalogda baba ters köşe oluyor. Oğula düşen ise babayı teselli etmek.
-
Baba ben nasıl oldum?
- Eee.. Seni leylekler getirdi yavrum...
- Ama nasıl olur? Ben şubatta doğdum, leylekler kışın göç ederler baba?
- İyi bee! Seni çam ağaçları getirdi! Oldu mu?
- Anlıyorum seni…
- Hayır, hiç anlamıyorsun… Hem de hiç???
- Bu konuyu konuşalım sonra… Birazdan arkadaşlarla top oynayacağız.
- Tamam oğlum.
- Hadi üzülme artık.
Tilki ile Leylek Fablı
Hikâyede
tilki, kurnazlığın ve cimriliğin, leylek ise dürüstlük ve bilgeliğin
sembolüdür. Tilki evine misafir ettiği leyleğe düz tabakta çorba ikram eder.
Ama leylek yapısı gereği uzun gagası ile düz tabaktaki çorbayı içemez. Tilki de
güya kendince leyleği küçük duruma düşürür. Bilge leylek bunun altında kalır
mı? Tilkiye bir ders vermek için evine yemeğe çağırır. Sofrada binbir çeşit
yemek vardır. Ama hepsi çömlek içinde olduğundan tilki bu nefis yemeklerine
tadına bakamadan sadece yutkunur. Böylece leylek, tilkiye kurnazlığın ve
aldatmanın ne kadar kötü olduğunu tilkiye gösterir. La Fontaine ait bu hikâyenin
şiir düzeninde Türkçeye çevrilmiş metni şöyledir:
Tilkinin
iyiliği tutmuş bir gün!
Leyleği yemeğe buyur etmiş
- Ama! demiş tilki, bizde misafir
Umduğunu değil bulduğunu yer.
Meğer tilkinin cimrisi hepsinden betermiş
Bir çorba çıkarmış topu topu
O da sulu mu sulu
Hem nerden getirse beğenirsiniz? Tabakta.
Leylek
gagasıyla uğraşa dursun
Tilki bitirmiş hepsini bir solukta.
Leylek kızmış, ama çekmiş sineye.
Bir zaman sonra
O da tilkiyi buyur etmiş yemeğe.
- Hay hay, demiş tilki, nasıl gelmem?
Ben dostlara naz etmesini sevmem.
Tam saatinde gelmiş.
Leyleğe türlü diller dökmüş.
Şu güzel bu güzel,
Hele yemeğin kokusu
Gel iştahım gel!
Gerçi tilkilerin iştahı
Pek nazlı değilmiş ama
Et kokusu başka şeymiş.
- Kuşbaşı galiba, demiş
Bayılırmış etin böylesine
Hele kıvamında pişmişine.
Derken yemek sofraya gelmiş,
Gelmiş ama nasıl?
Kokusunu al, eti arada bul!
Dar boğazlı upuzun bir çömlek içinde
Tam leyleğin gagasına göre
Tilki burnunu burgu etse nafile.
Kısmış kuyruğunu evine dönmüş.
Aç kaldığına mı yansın
Bir kuşa rezil olduğuna mı?
El alemi aldatanlar
Bu masal size:
Bir gün sizi de sokarlar
Kurduğunuz kafese ...
Obur Kurt İle Leylek Fablı
La
Fontaine’nin bu hikâyesinde, kurt kaba gücü ve haksız birini; leylek ise saf
bir kişiyi temsil etmektedir. Boğazına incik kemiği kurt, canını kurtaracak
birini aramaktadır. Hekimbaşı rolündeki leylek ise hiç düşünmeden iyilik eden
biridir. Hikâye bitiminde “İyilikten maraz doğar.” sonucu doğmaktadır.
Kurtlar
nasıl yer bilirsiniz:
Kaptı mı koparır, kopardı mı yutarlar.
Kurdun biri bir ziyafete konmuş
Ve öylesine tıkınmış ki
Ölüyormuş az kalsın;
Bir kemik saplanmış boğazına,
Kimseler yok, çağıramaz,
Bağıracak bağıramaz...
Bir leylek geçiyormuş bereket versin,
Allem kallem anlatmış derdini;
Koşmuş imdadına leylek.
Kuş değil cerrah mübarek;
Gaga dersen makastan iyi,
Soktuğu gibi gırtlağına
Çıkarıvermiş kemiği.
— Tamam, deyip ücretini istemiş.
— Ne ücreti? demiş kurt,
Alay
mı ediyorsun babalık?
Canını
kurtardığım yetmiyor da
Bir
de ücret ha?
Ağzıma girmişken kafan
Bir kapsam ne olurdun?
Bu ne nankörlük be!
Çekil git, bir daha da elime düşme.
Leyleklerin Uçuşu
Leylek
konulu roman da varmış. Avrupa’nın Stephen King’i kabul edilen Jean-Christophe
Grangé, gazete ve dergiler için makaleler yazarken bir leylek araştırmasından
ilhamla 1994 yılında ilk romanı olan “Leyleklerin Uçuşu”nu yazar. Sadece
Fransa’da 450.000 baskı yapan roman, 2002 yılında Türkçeye de çevrilmiştir.
Roman
kahramanı Louise Antioche, tarih ve felsefe alanında eğitim almış biridir.
Leyleklerin göç yollarını araştırmak için kuş bilimci Max Böhm ile temasa
geçer. Max Böhm de Louise Antioche ile leyleklerin göç yollarını keşfetmek
üzere çalışmayı kabul eder. Louise Antioche son ayrıntıları görüşmek üzere Max
Böhm’ün evine gider. Ancak onu, çatıdaki leylek yuvasında ölmüş olarak bulur. Bu
ölüm olayı, Louise Antioche’in leyleklerin göç yollarını araştırma fikrinden
vazgeçirir. Ama ölüm olayını araştıran Müfettiş Dumaz, olayın aydınlatılması
için Antioche’i araştırmalarına devam etmesi için teşvik eder ve yönlendirir.
Antioche,
Böhm’ün evinden bulduğu leyleklere ait ilginç dosyalardan da hareketle Lozan,
Viyana, Bratislava, Sofya şehirlerinde araştırma yapar. Araştırmalar; İstanbul,
İzmir, Rodos ve nihayet İsrail’e uzanır. Her gittiği beklenilmeyen olaylar
gelişir, cinayetler işlenir. Louise, elde ettiği bilgilerle elmas madeni
kaçakçılığını araştırmak üzere Orta Afrika’ya geçer. Louise, bir sonraki
süreçte tekrar Paris’e döner. Burada birçok sürpriz ile karşılaşır. Gerçek anne
babasının Hindistan’da yaşadığını öğrenir. Roman da Hindistan’da yaşanılanlarla
sona erer.
Bir
gerilim-polisiye roman olan Leyleklerin Uçuşu; bilinmezlikler ve sürükleyicilik
üzerinden mükemmel bir kurguda yazılmıştır.
Jean-Christophe
Grangé’in senaryosu ile Leyleklerin Uçuşu 2012 yılında sinema filmi olarak
çekilmiştir.
Leylek
leylek havada
Tekerlemeler, ses oyunları ve tekrarlara dayalı ritmik
sözlerdir. “Leylek leylek havada” tekerlemesi ise ritmik yapısının üstünde şarkı
formunda bir tekerlemedir. Çocuklar tüm tekerlemeleri tonlamalı söylerken bu
tekerlemeye ezgi katarak söyler. Çünkü tekerlemenin kendisi müziksel bir
armoniye sahiptir. Dizelerdeki kelimeler ses uyumuna uygun yapıda dizilmiştir.
Dolayısı ile çocuklar, notaya gerek kalmadan içgüdüsel dürtü ile bu tekerlemeyi
şarkıya dönüştürüverir.
Leylek
leylek havada
Yumutası
tavada
Oynaşıyor
çocuklar
Dağda,
kırda, ovada
Çağrın
gelsin
Ot
yesin
Ot
yemezse
Et
yesin
Leylek
leylek lekirdek
Hani
bana çekirdek
Çekirdeğin
içi yok
Sarı
kızın saçı yok
Süleyman'ın
suçu yok
Leylek
leylek havada
Yumurtası
tavada
Kızlar
kahve kavurur
Şıngıraklı
tavada
Leylek Baba!
Leyleğin
filmi, romanı, tekerlemesi olur da türküsü/şarkısı olmaz mı?
Tabi.
Leylek
Baba!
1993
yılında ölen Sivas Şarkışlalı Aşık Devranî, leyleğe bir türkü yakmış.
İçli
mi içli; hasretlik mi hasretlik.
Sevdiğine
kavuşamayanların sesi, bir leyleğin dilinden söze gelmiş. Aşık Devranî’nin bu
türküsü Müslim Baba’nın dilinde bir şarkıya dönüşüvermiş. Zaten bu türkünün ünü
de Müslim Baba’nın 1986 yılında çıkardığı “Yıkıla Yıkıla” albümü ile duyulmuş.
Halen de aşk acısı çekip de hasretle kavrulanlar; bu şarkı ile teselli
bulmaktadır. O türkü/şarkının sözleri:
Leylek
baba, leylek baba
Selam
götür benden yara
Bülbül gibi düştüm dala,
Bildirsene
leylek baba
Git
güle güle
Gel
güle güle
Benim
yâre avazımı
Bildirsene
leylek baba
Devran
Baba çal sazını
Benim yâre avazımı
Bildirsene
leylek baba
Git
güle güle
Gel
güle güle
Bülbül
gibi düştüm zara
Bildirsene
leylek baba
Âşık Devrânî
Leylek
köyü
Leylek
üzerine her şey var bir de leylek köyü var. Bursa Karacabey’e bağlı Eski
Karaağaç köyü; 2005 yılından beri her yıl mayıs ayı sonunda leylek festivali
düzenliyor. Amaçları Uluabat Gölü'ne dikkat çekmek. Köyün girişindeki
kullanılmayan okul binası leylek evi haline getirilmiş. Bu gelişmeler, Avrupa
Tabiat Mirası Vakfının gözünden kaçmamış. Eski Karaağaç köyü, 2011 yılında
“Avrupa Leylek Köyü” statüsü kazanmış. Avrupa'nın
11. leylek köyü olan köyde, her evin duvarına leylek fotoğrafları takılmış. Köylüler,
köylerinin leylekler ile daha huzurlu ve daha anlamlı olduğunu söylüyormuş.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder