“Ölüm âsûde bahar ülkesidir bir
rinde;
Ve serin serviler altında kalan kalbinde
Yahya Kemal Beyatlı
KARAMAN’DA AHİLİK GELENEĞİNİN SON
TEMSİLCİLERİNDEN ALİ ALANYA
Şehir ve sokaklar
2006 yılında Karaman’a gelmiştim. Karaman’a ilk gelişimdi.
Bu şehrin ne kültürü ne de insanları hakkında bir bilgim vardı. Hoş uzak bir
yer değildi geldiğim şehir. İklim-i Karaman içerisinde bulunan bir başka
coğrafyaydı benim memleketim de… Dolayısıyla kültürler benzerdi. Ama sonuçta
burası farklı bir yerdi. Ve önümde tanımam gereken yeni bir kent vardı.
Her şehrin farklı bir kokusu, farklı bir havası, farklı
bir iklimi vardır. Ben de Karaman’da o havanın, o kokunun, o iklimin izni
sürdüm uzun süre.
Biliyordum ki şehirler; kitaplardan daha çok, gezip
dolaşılarak, insanlarıyla konuşularak öğrenilebilirdi. Dolaşırken şehrin
havasını solur, insanlarının konuşmalarını dinler, tarihin izlerini keşfeder ve
diğer şehirlerden farklı yanlarını görürsünüz. Ben de öyle yaptım. Başladım
şehri adımlamaya. Özellikle tarihi mekânları daha dikkatlice gezdim. Aktekke
Camii, Hatuniye Medresesi, İmaret Camii, Karaman Kalesi… Dolaştığım her mekân,
beni tarihin içinde uzun yolculuklara götürdü. Demek ki Karaman’da ciddi bir
tarihi miras vardı.
Sonra sokakları dolaşmaya başladım. Öncelikle eski
sokakları: Tapucak, Sekiçeşme, Koçak Dede mahallelerinin ara sokaklarını
gezdim. Hürrem Dayı Evi ve çevresini tadına vara vara, âheste âheste adımladım.
Karaman’ın bundan yüz, yüz elli yıl öncesini bilmek ve o dönemin havasını
solumak istiyorsanız en uygun mekânlar burasıydı. Dar bir sokak boyunca uzanan
kimi iki katlı kimisi de tek katlı kerpiçten evler… Evlerin bağrına
yerleştirilmiş, kitâbeleri ise çoktan kaybolmuş çeşmeler… Duvar diplerinde,
başlarında oyalı yazmaları, ellerinde örgüleriyle torunlarına patik ören
kadınlar… Ekmek teknesi ile eskiciler… Sıtma görmemiş sesiyle, yanık yanık
ilahiler okuyan dilenciler… Yine sokaklarda oradan oraya koşuşturan çocuklar…
Bu çocukların arasında onlara inat, ağır adımlarla
yürüyen, ayağında mest üstüne lastik ayakkabısı, yelek cebinde köstekli saati;
saçı sakalı çoktan ağarmış ve sırtı yılların yorgunluğuyla hafif kamburlaşmış
Hacı Amcalar… Daha neler neler… Sanki eski zamanların kalbi burada atmaktaydı.
Bu amcalar muhabbet ehli olduğu için ben de cami duvarının gölgesinde veya
çınar ağacının altında bulduğum o aksakallı dedelerle lafladım uzun süre.
Karaman’ı bir de onların ağzından dinledim. Şehri tanımaya çalıştım.
İnsanlar şehirde yaşamalarına rağmen tam anlamıyla şehirli
olmadan, şehrin yarattığı yabancılaşma duygusunu benimsemeden, gelenek ve
göreneklerini ısrarla sürdürmeye devam ediyorlardı. Sıcaklık o Anadolu’nun
sıcaklığıydı.
Bu kentin müthiş tarihi bir zenginliği vardı. Ve de henüz
bozulmamış kültürel zenginliği… Gel gör ki şehrin sakinleri, kentin tarihi ve
kültürü hakkında bilgi sahibi değillerdi. Bu şehrin kültür ve tarih harcını
karanlar ve onu inşa edenler, bu insanlar olmasına rağmen; içinde yaşadıkları
tarihi ve kültürel iklimi bilmeden, habersizce yaşıyorlardı. “Derya içinde
olup, deryayı bilmeme” hâliydi yaşanan.
Yine bu şehir tarihten getirdiği kurumları, gelenek ve
görenekleri içinde yaşatmaktaydı. Gelenek, kuşaktan kuşağa aktarılarak çeşitli
mesleklerde sessiz sedasız varlığını sürdürmekteydi. Bu kültürün başında
Karaman esnaf ve zanaatkârlarında devam eden Ahilik ahlâkı ve geleneği
gelmekteydi. Burada Ahilikten kısaca bahsetmem gerekir.
Karaman’da bir Ahi esnafı
Ahi, kelime anlamı olarak yiğit, eli açık, cömert demektir.[1]
Ahilik: yiğitlik anlamında kullanılmaktadır. Bu bir esnaf ve zanaatkâr
teşkilatıydı. Kurucusu Hoy’lu Şeyh Nâsirüddîn Mahmut olan[2]
ve kaynağı 13. yy Anadolu’suna kadar giden esnaf ve zanaatkâr teşkilatı… Aşık
Paşazade “Tarih-i Âli Osman” adlı eserinde bu teşkilattan “Ahiyân-ı Rum” diye
söz eder.[3]
Teşkilat, Selçuklu ve Beylikler Dönemi’nde toplumda çok
önemli bir ekonomik ve sosyal örgütlenme olarak varlığını sürdürmüş ve
Osmanlı’da Lonca Teşkilatı’na dönüşmüştür. Ahilik teşkilatının bu hesaba göre
yedi-sekiz yüz yıllık bir tarihi bulunmaktadır. Dolayısıyla bıraktığı büyük bir
kültür mirası, örfü,ilkeleri bulunur.
Karaman’ da esnaf-zanaatkârlar işte bu Ahilik kültürünü
hâlâ sürdürmekteydi. Geleneğin devam etmesi, bu gök kubbe altında hiçbir şeyin
yeni olmadığının; her şeyin birbirini tekrar ettiğinin ispatı gibiydi. Mesele
ahiliğin temsilcilerini bulabilmekteydi. Peki ben, nasıl insanlar arayacaktım?
Böyle küçük şehirlerde yaşadığı coğrafyanın ruhunun,
kültürünün, geleneğinin ete kemiğe bürünmüş birer temsilcisi olarak yaşayan
insanlar bulunur. “Nevi şahsına münhasır” denilen cinsten insanlardır bunlar.
Sıradan insanlardan farklıdırlar. Toplumda sayıları çok değildir.
O insanları öyle bakarak bulamazsınız. Görmek gerekir.
Çoğu kez bir elin parmaklarını bile bulmazlar. Değer sahibidirler. Bu değerler:
edebi, tarihi, mesleki, ahlaki, felsefi olabilir. Öyle insanlarla zaman
geçirmek, sohbet etmek, onları dinlemek; hayatınıza ve kişiliğinize çok şey
katar. Bu insanlardan bir şeyler kapmak gerekir. Ben bu çabamı “Hayatta değer
sahibi olan insanların peşinden koşmak” diye özetlerim.
İşte yeni planım bu şehrin geleneklerini ve değerlerini
bilen ve onları kaybetmeden sürdüren insanları bulmaktı.
Karaman’da o insanları aramaya koyuldum. Belki de
koyulmadım da bu düşünce zaten beni o insanlarla buluşturdu. Mâlum insan
aranmaz, bulunur. İşte bu arayış beni Ali Alanya ile tanışmama vesile oldu.
Ali Amca
Ali Alanya… Kendisi Karaman’da yılların
elektrik-elektronik ustasıydı. Dükkânı belediye eski binasının hemen altında
tatlı bir yokuşun başlangıcında bulunurdu; ki dükkânı hâlâ orada bulunmaktadır.
Ali Amca… Onu nasıl tarif etmeli? Seyrek saçlar, geniş
bir alın, hafif öne eğilmiş bir burun, iri ışıl ışıl iki göz ve zekâ fışkıran
bakışlar... Beyaz yumuşak bir ten yapısı… Canlı, nazik bir ses tonu… En
önemlisi ağız dolusu gülen bir adam... Dinlerken dikkatini tamamen muhatabına
verir, eğer sohbet hoşsa ellerini kafasının üstünde kavuşturur, sonra işaret
parmağı ile masaj yaparmış gibi başına vururdu. Karşısındakini sonuna kadar
dinler, tam tersi düşünce de bile olsa dinlemeye devam ederdi. Sonra
muhatabının lafı bitince cevabını sakin bir üslubla tane tane verir,
kelimelerini özenle seçerdi.
Ola ki karşısındaki adam üslûbsuz, kaba, iz’ân yoksunu
biriyse ona hiç celâllenmeden öyle zekice ve ağırlığı içinde saklı cevaplar
verirdi ki; nasıl desem bu sözlerin dirhemini yiyen it, kudururdu. Hâsılı Ali
Alanya çok iyi bir sohbet ve söz ustasıydı.
Daha kapıdan girerken çok içten bir selam alması vardı.
- “Selamünaleyküm Ali Usta” deyince:
- “Ve Aleynaa Aleykümselaaam.” derdi. O içten selam alışı, kulaklarınızda
hoş bir tını bırakarak kalbinize ulaşır ve kalbinizi okşayarak orada
kalıcılaşırdı. İçiniz ferahlardı. Sonra
hemen buyur ederdi sizi.
Esnaf âdâbı gereği:
- “Ne içersin?” diye sorardı.
Sen ikrâma olumsuz yanıt verirsen, ısrar başlardı. Bilmek
lâzım ki bu insan o ikrâmı aldığı meslek
ve ahlâk ilkeleri gereği yapardı. Ve bu teklifi candan yapardı. Teklifi geri
çevirmek asla ve katt’a kabul edilmezdi. Çay olmazsa kahve; o da olmazsa gazoz
ya da limonata… Kesinlikle içilecekti. Çünkü usûl böyleydi.
Ali Amca Ahilik geleneğinin son temsilcilerindendi Ahilik
âdâbında, güler yüzlü olmak, yalan söylememek ve söyleyenden de hoşlanmamak,
işini dürüst yapmak, konuksever olmak, muhtaca yardım etmek, insan yetiştirmek,
hoş sohbet olmak, riyâya düşmemek, büyüğü saymak; küçüğe sevgi göstermek vardı.
İşte tüm bunlar bir esnaf olarak Ali Alanya’da ete kemiğe bürünmüş halde
bulunurdu. Ali Amcayı farklı kılan tüm bu değerlere sıkı sıkıya bağlı
olmasıydı.
Mesleğe 1940’lı yıllarda daha küçük bir çocukken
başlamıştı. Zeki, ahlâklı, meraklı, öğrenme arzusuyla yanıp tutuşan bir çocuktu
o. Usta-çırak ilişkisiyle yetişti. 1950’lerde gramofon ve taş plak alım satımı
yapmaya başladı. Karaman’da uzun yıllar onun sattığı gramofonun iğnelerinden
Münir Nurettin Selçukların, Hafız Burhanların nağmeleri yankılandı. Ve
1960’larda kendi el yapımı radyosunu imâl etti. Bu, Anadolu insanının
üretkenliğinin somut bir örneğiydi. 27 Mayıs bildirileri de duyuldu o
radyolardan, Yassıada duruşmaları da… Hamdı, zaman içinde pişti. Giderek işinin
ehli bir ustaya dönüşürken, ahlâken de pişmesini sürdürdü. Mesleğinin
elifbasını yazdı uzun iş hayatında. İş ahlâkına son derece dikkat eder,
kaliteden asla ödün vermezdi.
Çok çileli, bir o kadar da mücadeleyle dolu, bir hayat
yaşadı. İlkelerinden asla taviz vermedi. Yılların kahrı, kederi onu yıkamamış,
tam tersi onu pişirmiş, olgunlaştırmış, çelikleştirmişti. Babacan duruşu,
kemâle ermiş hali bundandı.
Ali Alanya çok inançlı bir insan olarak yaşadı. Dini
inançlarına sonuna kadar bağlıydı ve dini değerler üzerinde hassasiyet
gösterirdi. Fakat zâhid değildi. Bilene saygılı, bilgiye açtı. Kendini hiçbir
vakit “Tamam!” görmedi. Bir şeyler öğrenmek isterdi. Sorardı. Bilginin efendisi
değil kölesiydi. Bildiklerini hiçbir mağrurluğa kapılmadan anlatırdı.
Ali Amca’nın dükkânı ise tam bir sohbet mekânıydı.
Kendisi de sohbet insanı… Bence şunu kesinlikle biliyordu: Sohbet, yalnız
sohbet değildir. Sohbet aynı zamanda kültürdür, kültürlenme aracıdır. Sohbetle
insanın bilgisi, görgüsü artar. Başka yerde kazanamayacağı melekeler kazanır.
Çünkü o ortamda sürekli bilgi alışverişi vardır. O meclis, çoşkun bir ırmak
gibi akar. İş, bu ırmaktan bakraçla su doldurmayı bilmektedir.
Dükkâna çeşit çeşit insan uğrar ve Ali Amcanın mutlaka
bir çayını içerdi. Çoğu kez pil almak için veya bozuk bir radyoyu tamir
ettirmek için gelirlerdi. Ama bunlar bahanesiydi insanların, asıl niyetleri
muhabbet etmekti.
Sermayemiz kuru sohbettir bizim
Gelen insanların çeşitliliği sohbet konularını da
çeşitlendirirdi. Neler yoktu ki o sohbetlerin içinde...? Aile hikayeleri,
Karaman’ın eski mahalleleri, eski zamanlarda yaşayan hâzâ beyefendiler, dini
konular, tarih, siyaset, zamane gençleri … Hasılı insana ve şehre dair onlarca
şey. Ali Amca, bakracını doldurabilecekleriyle oturur, sohbet ederdi. Böylece
dükkân bir elektrik-elektronik dükkânı olmaktan çıkar, irfân yuvasına
dönüşürdü. Sohbet meclisi “ Müsâdeme-i efkâr (fikirlerin çatışması)” ile
başlar, en sonunda “ Barikâ-i hakîkatle (gerçeğin ışığı ) ” son bulurdu.
Dinleyenler çoğu kez şakalarla, hikayelerle, fıkralarla mest olur, meclisin
dağılmasını istemezdi.
O dükkân, sohbetlerin yanında çok insan da gördü.
Dilenci, işçi, öğretmen, esnaf, zengin, öksüz, yetim, kibirli, efendi, hoyrat…
Onlarca meslekten, mizaçtan, ruh halinden insan… Orası aynı zamanda sadece
insanın değil, insanlığın da resmî geçidiydi. O “kapı” eksik girene de açıktı,
“tamâm” olana da… Çünkü orası o terbiyeye sahip bir fânînin mekanıydı. Ali
Alanya’nın dükkânında nice sohbetler edildi, nice dertler tesbih tanesi gibi
dağıldı ortaya. Sonra bu taneler birer birer toplandı; dertlere derman olundu.
Acılar hafifletildi, ruhlar inceltildi. Özellikle fukara geri çevrilmedi.
Dedim ya öyle terbiye edilmişti Ali Alanya.
Ahilik geleneğinin son temsilcisi
Ali Alanya ahilik geleneği ve âdâbının bir temsilcisi
olarak Karaman ahâlisine, ömrünün son demine kadar hizmet etti. Yanından nice
çıraklar kalfa; nice kalfalar da usta olarak ayrıldı. O Karaman’da Ahilik
geleneğinin son temsilcilerinden oldu.
Ve bir haziran günü ömür kadehi doldu, göç vakti geldi.
“Emr-i Hakk” ona da vaki oldu. Karaman’ın bu sade, çalışkan insanı, bir haziran
günü göç etti bu dünyadan. Onun ölümüyle ahilik geleneği, mirasçılarından
birini daha kaybetti. Ölümü ile sohbet meclisi dağıldı, yârânları ağızlarına
kilit vurdu.
Ali Alanya; esnaflığı, insanlığı, zekâsı, tatlı dili, hoş
sohbetiyle geride kalan dostlarında ve tanıdıklarında silinmez izler bıraktı.
Bu gök kubbenin altından bir Ahi ustası geçti. Ruhu şâd
olsun!
Not: Bu yazı 06 Haziran 2008 yılında aramızdan ayrılarak
ebediyete intikal eden rahmetli Ali Alanya’nın aziz hatırasına yazılmıştır.

Adviye Çelikkaya
YanıtlaSilAllah rahmet eylesin mekanı cennet olsun
Ismet Keçeci
YanıtlaSilModeratör
Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun
Erkan Tokay
YanıtlaSilAllah'ım rahmetini bol mekanını cennet eylesin güzel insandı.
Şerife Ünüvar
YanıtlaSilAllah rahmet eylesin mekanı cennet olsun komşumuzun ogluydu çok iyi bir insandı
Tahir Sezen
YanıtlaSilAllah rahmet eylesin mekanı cennet olsun
Hüseyin Güneş
YanıtlaSilAllah rahmet eylesin inşallah
Hüseyin Güneş
YanıtlaSilAllah rahmet eylesin inşallah
Fazilet Yanık Serin
YanıtlaSilAllah'tan rahmet diliyorum
Cengiz Isci
YanıtlaSilAllah rahmet eylesin.Cocukluk arkadasim cok zeki basarili bir kardesimdi.Karaman Belediyesinde zekasiyla yardimci oldu.Babasi da cok iyi insandi Allah tum gecmisimize rahmetler eylesin.Cengiz Mustafa Isci