15/08/2022

KARAMAN’DA AHİLİK GELENEĞİNİN SON TEMSİLCİLERİNDEN ALİ ALANYA

 



Fotoğraflar:© Celalelttin Yıldırım


“Ölüm âsûde bahar ülkesidir bir rinde;

 Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.

 Ve serin serviler altında kalan kalbinde

 Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter.”

Yahya Kemal Beyatlı





KARAMAN’DA AHİLİK GELENEĞİNİN SON

TEMSİLCİLERİNDEN ALİ ALANYA

Şehir ve sokaklar

2006 yılında Karaman’a gelmiştim. Karaman’a ilk gelişimdi. Bu şehrin ne kültürü ne de insanları hakkında bir bilgim vardı. Hoş uzak bir yer değildi geldiğim şehir. İklim-i Karaman içerisinde bulunan bir başka coğrafyaydı benim memleketim de… Dolayısıyla kültürler benzerdi. Ama sonuçta burası farklı bir yerdi. Ve önümde tanımam gereken yeni bir kent vardı.

Her şehrin farklı bir kokusu, farklı bir havası, farklı bir iklimi vardır. Ben de Karaman’da o havanın, o kokunun, o iklimin izni sürdüm uzun süre.

Biliyordum ki şehirler; kitaplardan daha çok, gezip dolaşılarak, insanlarıyla konuşularak öğrenilebilirdi. Dolaşırken şehrin havasını solur, insanlarının konuşmalarını dinler, tarihin izlerini keşfeder ve diğer şehirlerden farklı yanlarını görürsünüz. Ben de öyle yaptım. Başladım şehri adımlamaya. Özellikle tarihi mekânları daha dikkatlice gezdim. Aktekke Camii, Hatuniye Medresesi, İmaret Camii, Karaman Kalesi… Dolaştığım her mekân, beni tarihin içinde uzun yolculuklara götürdü. Demek ki Karaman’da ciddi bir tarihi miras vardı.

Sonra sokakları dolaşmaya başladım. Öncelikle eski sokakları: Tapucak, Sekiçeşme, Koçak Dede mahallelerinin ara sokaklarını gezdim. Hürrem Dayı Evi ve çevresini tadına vara vara, âheste âheste adımladım. Karaman’ın bundan yüz, yüz elli yıl öncesini bilmek ve o dönemin havasını solumak istiyorsanız en uygun mekânlar burasıydı. Dar bir sokak boyunca uzanan kimi iki katlı kimisi de tek katlı kerpiçten evler… Evlerin bağrına yerleştirilmiş, kitâbeleri ise çoktan kaybolmuş çeşmeler… Duvar diplerinde, başlarında oyalı yazmaları, ellerinde örgüleriyle torunlarına patik ören kadınlar… Ekmek teknesi ile eskiciler… Sıtma görmemiş sesiyle, yanık yanık ilahiler okuyan dilenciler… Yine sokaklarda oradan oraya koşuşturan çocuklar…

Bu çocukların arasında onlara inat, ağır adımlarla yürüyen, ayağında mest üstüne lastik ayakkabısı, yelek cebinde köstekli saati; saçı sakalı çoktan ağarmış ve sırtı yılların yorgunluğuyla hafif kamburlaşmış Hacı Amcalar… Daha neler neler… Sanki eski zamanların kalbi burada atmaktaydı. Bu amcalar muhabbet ehli olduğu için ben de cami duvarının gölgesinde veya çınar ağacının altında bulduğum o aksakallı dedelerle lafladım uzun süre. Karaman’ı bir de onların ağzından dinledim. Şehri tanımaya çalıştım.

İnsanlar şehirde yaşamalarına rağmen tam anlamıyla şehirli olmadan, şehrin yarattığı yabancılaşma duygusunu benimsemeden, gelenek ve göreneklerini ısrarla sürdürmeye devam ediyorlardı. Sıcaklık o Anadolu’nun sıcaklığıydı.

Bu kentin müthiş tarihi bir zenginliği vardı. Ve de henüz bozulmamış kültürel zenginliği… Gel gör ki şehrin sakinleri, kentin tarihi ve kültürü hakkında bilgi sahibi değillerdi. Bu şehrin kültür ve tarih harcını karanlar ve onu inşa edenler, bu insanlar olmasına rağmen; içinde yaşadıkları tarihi ve kültürel iklimi bilmeden, habersizce yaşıyorlardı. “Derya içinde olup, deryayı bilmeme” hâliydi yaşanan.

Yine bu şehir tarihten getirdiği kurumları, gelenek ve görenekleri içinde yaşatmaktaydı. Gelenek, kuşaktan kuşağa aktarılarak çeşitli mesleklerde sessiz sedasız varlığını sürdürmekteydi. Bu kültürün başında Karaman esnaf ve zanaatkârlarında devam eden Ahilik ahlâkı ve geleneği gelmekteydi. Burada Ahilikten kısaca bahsetmem gerekir.  

Karaman’da bir Ahi esnafı

Ahi, kelime anlamı olarak yiğit, eli açık, cömert demektir.[1] Ahilik: yiğitlik anlamında kullanılmaktadır. Bu bir esnaf ve zanaatkâr teşkilatıydı. Kurucusu Hoy’lu Şeyh Nâsirüddîn Mahmut olan[2] ve kaynağı 13. yy Anadolu’suna kadar giden esnaf ve zanaatkâr teşkilatı… Aşık Paşazade “Tarih-i Âli Osman” adlı eserinde bu teşkilattan “Ahiyân-ı Rum” diye söz eder.[3]

Teşkilat, Selçuklu ve Beylikler Dönemi’nde toplumda çok önemli bir ekonomik ve sosyal örgütlenme olarak varlığını sürdürmüş ve Osmanlı’da Lonca Teşkilatı’na dönüşmüştür. Ahilik teşkilatının bu hesaba göre yedi-sekiz yüz yıllık bir tarihi bulunmaktadır. Dolayısıyla bıraktığı büyük bir kültür mirası, örfü,ilkeleri bulunur.

Karaman’ da esnaf-zanaatkârlar işte bu Ahilik kültürünü hâlâ sürdürmekteydi. Geleneğin devam etmesi, bu gök kubbe altında hiçbir şeyin yeni olmadığının; her şeyin birbirini tekrar ettiğinin ispatı gibiydi. Mesele ahiliğin temsilcilerini bulabilmekteydi. Peki ben, nasıl insanlar arayacaktım?

Böyle küçük şehirlerde yaşadığı coğrafyanın ruhunun, kültürünün, geleneğinin ete kemiğe bürünmüş birer temsilcisi olarak yaşayan insanlar bulunur. “Nevi şahsına münhasır” denilen cinsten insanlardır bunlar. Sıradan insanlardan farklıdırlar. Toplumda sayıları çok değildir.

O insanları öyle bakarak bulamazsınız. Görmek gerekir. Çoğu kez bir elin parmaklarını bile bulmazlar. Değer sahibidirler. Bu değerler: edebi, tarihi, mesleki, ahlaki, felsefi olabilir. Öyle insanlarla zaman geçirmek, sohbet etmek, onları dinlemek; hayatınıza ve kişiliğinize çok şey katar. Bu insanlardan bir şeyler kapmak gerekir. Ben bu çabamı “Hayatta değer sahibi olan insanların peşinden koşmak” diye özetlerim.      

İşte yeni planım bu şehrin geleneklerini ve değerlerini bilen ve onları kaybetmeden sürdüren insanları bulmaktı.

Karaman’da o insanları aramaya koyuldum. Belki de koyulmadım da bu düşünce zaten beni o insanlarla buluşturdu. Mâlum insan aranmaz, bulunur. İşte bu arayış beni Ali Alanya ile tanışmama vesile oldu.

Ali Amca

Ali Alanya… Kendisi Karaman’da yılların elektrik-elektronik ustasıydı. Dükkânı belediye eski binasının hemen altında tatlı bir yokuşun başlangıcında bulunurdu; ki dükkânı hâlâ orada bulunmaktadır.

Ali Amca… Onu nasıl tarif etmeli? Seyrek saçlar, geniş bir alın, hafif öne eğilmiş bir burun, iri ışıl ışıl iki göz ve zekâ fışkıran bakışlar... Beyaz yumuşak bir ten yapısı… Canlı, nazik bir ses tonu… En önemlisi ağız dolusu gülen bir adam... Dinlerken dikkatini tamamen muhatabına verir, eğer sohbet hoşsa ellerini kafasının üstünde kavuşturur, sonra işaret parmağı ile masaj yaparmış gibi başına vururdu. Karşısındakini sonuna kadar dinler, tam tersi düşünce de bile olsa dinlemeye devam ederdi. Sonra muhatabının lafı bitince cevabını sakin bir üslubla tane tane verir, kelimelerini özenle seçerdi.

Ola ki karşısındaki adam üslûbsuz, kaba, iz’ân yoksunu biriyse ona hiç celâllenmeden öyle zekice ve ağırlığı içinde saklı cevaplar verirdi ki; nasıl desem bu sözlerin dirhemini yiyen it, kudururdu. Hâsılı Ali Alanya çok iyi bir sohbet ve söz ustasıydı.

Daha kapıdan girerken çok içten bir selam alması vardı.

- “Selamünaleyküm Ali Usta” deyince:

- “Ve Aleynaa Aleykümselaaam.” derdi. O içten selam alışı, kulaklarınızda hoş bir tını bırakarak kalbinize ulaşır ve kalbinizi okşayarak orada kalıcılaşırdı. İçiniz ferahlardı.  Sonra hemen buyur ederdi sizi.

Esnaf âdâbı gereği:

- “Ne içersin?” diye sorardı.

Sen ikrâma olumsuz yanıt verirsen, ısrar başlardı. Bilmek lâzım ki bu insan o ikrâmı  aldığı meslek ve ahlâk ilkeleri gereği yapardı. Ve bu teklifi candan yapardı. Teklifi geri çevirmek asla ve katt’a kabul edilmezdi. Çay olmazsa kahve; o da olmazsa gazoz ya da limonata… Kesinlikle içilecekti. Çünkü usûl böyleydi.

Ali Amca Ahilik geleneğinin son temsilcilerindendi Ahilik âdâbında, güler yüzlü olmak, yalan söylememek ve söyleyenden de hoşlanmamak, işini dürüst yapmak, konuksever olmak, muhtaca yardım etmek, insan yetiştirmek, hoş sohbet olmak, riyâya düşmemek, büyüğü saymak; küçüğe sevgi göstermek vardı. İşte tüm bunlar bir esnaf olarak Ali Alanya’da ete kemiğe bürünmüş halde bulunurdu. Ali Amcayı farklı kılan tüm bu değerlere sıkı sıkıya bağlı olmasıydı.

Mesleğe 1940’lı yıllarda daha küçük bir çocukken başlamıştı. Zeki, ahlâklı, meraklı, öğrenme arzusuyla yanıp tutuşan bir çocuktu o. Usta-çırak ilişkisiyle yetişti. 1950’lerde gramofon ve taş plak alım satımı yapmaya başladı. Karaman’da uzun yıllar onun sattığı gramofonun iğnelerinden Münir Nurettin Selçukların, Hafız Burhanların nağmeleri yankılandı. Ve 1960’larda kendi el yapımı radyosunu imâl etti. Bu, Anadolu insanının üretkenliğinin somut bir örneğiydi. 27 Mayıs bildirileri de duyuldu o radyolardan, Yassıada duruşmaları da… Hamdı, zaman içinde pişti. Giderek işinin ehli bir ustaya dönüşürken, ahlâken de pişmesini sürdürdü. Mesleğinin elifbasını yazdı uzun iş hayatında. İş ahlâkına son derece dikkat eder, kaliteden asla ödün vermezdi.

Çok çileli, bir o kadar da mücadeleyle dolu, bir hayat yaşadı. İlkelerinden asla taviz vermedi. Yılların kahrı, kederi onu yıkamamış, tam tersi onu pişirmiş, olgunlaştırmış, çelikleştirmişti. Babacan duruşu, kemâle ermiş hali bundandı.

Ali Alanya çok inançlı bir insan olarak yaşadı. Dini inançlarına sonuna kadar bağlıydı ve dini değerler üzerinde hassasiyet gösterirdi. Fakat zâhid değildi. Bilene saygılı, bilgiye açtı. Kendini hiçbir vakit “Tamam!” görmedi. Bir şeyler öğrenmek isterdi. Sorardı. Bilginin efendisi değil kölesiydi. Bildiklerini hiçbir mağrurluğa kapılmadan anlatırdı.

Ali Amca’nın dükkânı ise tam bir sohbet mekânıydı. Kendisi de sohbet insanı… Bence şunu kesinlikle biliyordu: Sohbet, yalnız sohbet değildir. Sohbet aynı zamanda kültürdür, kültürlenme aracıdır. Sohbetle insanın bilgisi, görgüsü artar. Başka yerde kazanamayacağı melekeler kazanır. Çünkü o ortamda sürekli bilgi alışverişi vardır. O meclis, çoşkun bir ırmak gibi akar. İş, bu ırmaktan bakraçla su doldurmayı bilmektedir.

Dükkâna çeşit çeşit insan uğrar ve Ali Amcanın mutlaka bir çayını içerdi. Çoğu kez pil almak için veya bozuk bir radyoyu tamir ettirmek için gelirlerdi. Ama bunlar bahanesiydi insanların, asıl niyetleri muhabbet etmekti.

Sermayemiz kuru sohbettir bizim

Gelen insanların çeşitliliği sohbet konularını da çeşitlendirirdi. Neler yoktu ki o sohbetlerin içinde...? Aile hikayeleri, Karaman’ın eski mahalleleri, eski zamanlarda yaşayan hâzâ beyefendiler, dini konular, tarih, siyaset, zamane gençleri … Hasılı insana ve şehre dair onlarca şey. Ali Amca, bakracını doldurabilecekleriyle oturur, sohbet ederdi. Böylece dükkân bir elektrik-elektronik dükkânı olmaktan çıkar, irfân yuvasına dönüşürdü. Sohbet meclisi “ Müsâdeme-i efkâr (fikirlerin çatışması)” ile başlar, en sonunda “ Barikâ-i hakîkatle (gerçeğin ışığı ) ” son bulurdu. Dinleyenler çoğu kez şakalarla, hikayelerle, fıkralarla mest olur, meclisin dağılmasını istemezdi.

O dükkân, sohbetlerin yanında çok insan da gördü. Dilenci, işçi, öğretmen, esnaf, zengin, öksüz, yetim, kibirli, efendi, hoyrat… Onlarca meslekten, mizaçtan, ruh halinden insan… Orası aynı zamanda sadece insanın değil, insanlığın da resmî geçidiydi. O “kapı” eksik girene de açıktı, “tamâm” olana da… Çünkü orası o terbiyeye sahip bir fânînin mekanıydı. Ali Alanya’nın dükkânında nice sohbetler edildi, nice dertler tesbih tanesi gibi dağıldı ortaya. Sonra bu taneler birer birer toplandı; dertlere derman olundu. Acılar hafifletildi, ruhlar inceltildi. Özellikle fukara geri çevrilmedi.

Dedim ya öyle terbiye edilmişti Ali Alanya.

Ahilik geleneğinin son temsilcisi

Ali Alanya ahilik geleneği ve âdâbının bir temsilcisi olarak Karaman ahâlisine, ömrünün son demine kadar hizmet etti. Yanından nice çıraklar kalfa; nice kalfalar da usta olarak ayrıldı. O Karaman’da Ahilik geleneğinin son temsilcilerinden oldu.

Ve bir haziran günü ömür kadehi doldu, göç vakti geldi. “Emr-i Hakk” ona da vaki oldu. Karaman’ın bu sade, çalışkan insanı, bir haziran günü göç etti bu dünyadan. Onun ölümüyle ahilik geleneği, mirasçılarından birini daha kaybetti. Ölümü ile sohbet meclisi dağıldı, yârânları ağızlarına kilit vurdu.

Ali Alanya; esnaflığı, insanlığı, zekâsı, tatlı dili, hoş sohbetiyle geride kalan dostlarında ve tanıdıklarında silinmez izler bıraktı.

Bu gök kubbenin altından bir Ahi ustası geçti. Ruhu şâd olsun!


Not: Bu yazı 06 Haziran 2008 yılında aramızdan ayrılarak ebediyete intikal eden rahmetli Ali Alanya’nın aziz hatırasına yazılmıştır.



[1] www.ahilik.net/ “Ahilik nedir?”

[2] İnalcık Halil; “Devlet-i Aliyye”; Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar-I; s. 35; İş Bankası Kültür Yayınları; İstanbul Mayıs 2009

[3] Bayram Mikail; “Anadolu Bacıları (Bacîyan-ı Rum)” yazısı; ahilik.net internet sitesi “ Makaleler” kısmı.

9 yorum:

  1. Adviye Çelikkaya
    Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun

    YanıtlaSil
  2. Ismet Keçeci
    Moderatör

    Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun

    YanıtlaSil
  3. Erkan Tokay
    Allah'ım rahmetini bol mekanını cennet eylesin güzel insandı.

    YanıtlaSil
  4. Şerife Ünüvar
    Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun komşumuzun ogluydu çok iyi bir insandı

    YanıtlaSil
  5. Tahir Sezen
    Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun

    YanıtlaSil
  6. Hüseyin Güneş
    Allah rahmet eylesin inşallah

    YanıtlaSil
  7. Hüseyin Güneş
    Allah rahmet eylesin inşallah

    YanıtlaSil
  8. Fazilet Yanık Serin
    Allah'tan rahmet diliyorum

    YanıtlaSil
  9. Cengiz Isci
    Allah rahmet eylesin.Cocukluk arkadasim cok zeki basarili bir kardesimdi.Karaman Belediyesinde zekasiyla yardimci oldu.Babasi da cok iyi insandi Allah tum gecmisimize rahmetler eylesin.Cengiz Mustafa Isci

    YanıtlaSil