14/04/2014

Remzi Tartan ARILIK




ARILIK

Remzi Tartan

14/04/2014

Şimdilerde var mıdır bilmiyorum. Bin dokuz yüz elli yedili, elli sekizli yıllarda, Yurttaşlık Bilgisi veya Türkçe derslerinde mektup ve zarf yazma örnekleri yapılırdı. Zarfın üstündeki,

Attarlar sokak adresi!

Bir yıl geçmeden (Doksanların ilk yıllarında) eski Attarlar Sokak gitti, geldi bir numara! Rahmetli Ali Gülcan Amca ile koştuk belediyeye; Aman etmeyin, eylemeyin bu ne numara! Kıymayın bu sokak adlarına! İnsanlar bu adlarla kentini tanıyor, tanımlıyor. Ama belediye bir duvar! Feryadımız, figanımız boşlukta eridi gitti. Tut ki biri, diğerine adres sorsa; Eski Hükümet Caddesi’nden sap, Boyahane Geçidini geç Tabakhane Meydanı’na çıkarsın.S oran anlar. Dinleyen onaylar.

Şoseli yollar, yıllar…

Kuzu kerpiç büyüklüğünde bazaltlı parke taşlarla döşeli eski Hükümet Caddesi, henüz numara verilmiş, İkinci ve Üçüncü İstasyon Caddesi’nin hayal bile edilmediği, Hacıbeyler‘den İstasyon’a kavak, akasya ağaçlarının gölgelediği İstasyon Caddesi parke taşlı olduğu günler.

Güzelim parke taşların üzerine önce beton, birkaç yıl sonra asfalt dökülmeden önce. Kentin vitrinli on-on iki dükkânından, en güzel vitrinli dükkânlarından, Kadıbeyler’in, Hamamcı Hacı Hikmetin yağlı boyalı içleri silme kumaş dolu, insanların çat kapı girmeye höysündüğü (çekindiği) dükkânların bulunduğu sokak Eski Attarlar Sokak.

Atatürk Parkında Enekli Aşık Oyunu!

Elimizde akşam otbelinin (ateş küreği) içinde kurşunu eritip döktüğümüz enek. (Aşık oyununda kullanılan koyun kemiği) Enekle parkın etrafını fırdolayı dolanıyoruz. Aşındıkça eneğin pürüzleri gitmiş ve parlamış. Attın mı kaydı kabak-mir gelecek. Park, şehrin içinde; iki giriş kapılı, 80-100 cm taş duvar üzeri betondan denizlikli 1000 metrelik yeşil alan.

Park turu tamamlanır tamamlanmaz koşarak, gaz tenekeleri atlanarak emektar, bir o kadar yaşlı İsmail Ağa’nın beyaz-gri kaya tuzunu nasıl da dikkatli saçmadan, dökmeden kar gibi ve sıcacık tuz’a dönüştürme uğraşını seyredip üst üste yığılmış tuzun rengine yakın kaputların üstüne oturup beş numara yedi numara lamba camlarına ip kesmeye devam.

Dükkâna giren, çıkan itiş kakış. Dükkâna girenlerin çokcası heybeli iki ve ya üçlü gruplar halinde girip sabun, gaz yağı, barut, tuz, kaput alıyor .. Bir kısmı sepetli bir veya iki tanesi fileli.

Hacı Emin’in göz suyu

İsmail Ağa deneyimli, girene adıyla seslenmese de onun giyiminden nereli olduğunu bilir. Kâh “Gel Morcalılı”, kâh “Gel Gılbasanlı” der; isteklerini hızlıca tamamlardı. Alışveriş bitince köylü İsmail Ağa’ya sorar. Hacı Emin’in göz suyu var mı?

Kentin belli bir devirde belli bir kesiminde türdeş olarak sosyal, ekonomik, kültürel durumunu yansıtan özellikler veya tarihi, söylencesel, anlatıları korumaları ve değerlendirilmesi gereken yerleri olmalı. Bunu yapabilmek için yüklü bir bilgi birikimini, titiz, özenli ve sabırlı bir uğraşı zorunlu kılıyor. Sorunu bütünlüklü olarak süre ve uzam balgamında özümseyen insanla ne kadar iyiniyetli olursa olsun ön yargılı ve eksik bilgi sahibi insan kolayca anlaşamıyor. Çıkar ve düzey farklılıkları, yalnız anlaşmazlıkların en önemli nedenlerinden biri olmakla kalmıyor, en temel insani farklılıkları ortaya çıkarıyor aynı sürede.

İsmail Ağa evi tarif eder ama; adam iki sokak ilerisi dört yüz, beş yüz metre ilerdeki evi bulamam der. O zaman İsmail Ağa’nın sen çocuğa arılık ver bir saat sonra uğra der. Göz suyuna para alınmaz. Ama, eve gidip isterlerse bedava, Hacı Sami hayrına. Esas iş bana düşer. Nur içinde yatsın babam Hacı Sami günlerce asmalardan su alıp evde birkaç karışımla bir damacana göz suyu hazırlar. Her kim gelirse ücretsiz verirdi. Şimdilerde geyikli mağaza olarak anılan yerde, sarı boyalı tertemiz bir eczane vardı. Benim malzeme depomdu burası, lastik kapaklı penisilin şişeleri vardı. Şişe dediğimde dört-beş santimlik ağzı yumuşak lastikle kapanan. Eczacı amca; babamın selamı var. Bana şişe virecen eczacı veririm ama sen vireceksin demeyeceksin diye uyarır bu aramızda şakalaşma nedeni olurdu. Şişeleri akşam sabunlu suyla yıkar, sabah altı, yedi tanesini cebime koyar dükkâna yollanırdım. Her taraf toz, toprak harman, hasat uzun sürer. İnsanları gözlerinin ağ tabakası oğuşturmaktan kan oturur, gözler kıpkırmızı olurdu. Çare göz suyu akşam yatmadan ikişer damla damlattın mı sabah pırıl pırıl. Köyden gelen müşterilerin hemen hemen yarısı göz suyu isterdi.  İsmail Ağa’nın denetiminde, şişesi olandan beş kuruş, şişe bendense, on kuruş arılık… Arılık bol olursa; yiğenlerimle Ferid’in sinema benden ne hoş yıllardı.

Kentin belli bir devirde belli bir kesiminde türdeş olarak sosyal, ekonomik, kültürel durumunu yansıtan özellikler veya tarihi, söylencesel, anlatıları korumaları ve değerlendirilmesi gereken yerleri olmalı. Bunu yapabilmek için yüklü bir bilgi birikimini, titiz, özenli ve sabırlı bir uğraşı zorunlu kılıyor. Sorunu bütünlüklü olarak süre ve uzam balgamında özümseyen insanla ne kadar iyiniyetli olursa olsun ön yargılı ve eksik bilgi sahibi insan kolayca anlaşamıyor. Çıkar ve düzey farklılıkları, yalnız anlaşmazlıkların en önemli nedenlerinden biri olmakla kalmıyor, en temel insani farklılıkları ortaya çıkarıyor aynı sürede.

 

  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder