NİĞDE’NİN GÖRÜNEN VE GÖRÜNMEYEN GÜZELLİKLERİ
Yusuf YILDIRIM
Arkeolog Mustafa Eryaman ve
Cellal Yıldırım, Remzi Tartan, Gümüşler Manastırı
Mustafa Eryaman ile Tyana Antik Kenti ve Gümüşler Manastırı!
Sabah saatlerinde Kemerhisar’da bulunan Tyana Antik Kenti’nde
bizi Arkeolog Mustafa Eryaman karşıladı. Bir yeri bileni ile gezmek,
farkındalıktır. Mustafa Eryaman, Niğde’nin kültürel hafızasını en iyi bilen
isimlerden biridir. Niğde’de tarihi ve kültürel alanlarda hakim olmadığı hiçbir
konu/alan yoktur. Arkeolog ve sanat tarihi uzmanlıkları yanında yoğun biçimde
her yönüyle Niğde üzerinde çalışıyor olması, onu Niğde ve bölgede eşsiz birikim
sahibi yapmış. Dolayısıyla Niğde’yi Eryaman ile gezmek hem bir şans hem bir
ayrıcalıktır.
Mustafa Eryaman Bey’in Tyana Antik Kenti ve Roma Havuzu
bölgesi arasında yaptığı gezi ve bilgilendirme, bölgeyi çok iyi tanımamızı
sağladı.
Sonrasında Gümüşler Manastırı’na geçtik. Tyana ne kadar
ıssız ve sessiz iken Gümüşler Manastırı tersine kalabalık ve hareketli idi.
Arkeolog Mustafa Eryaman, bize burasını, dönemindeki haliyle, ayrıntılı ve
kapsayıcı biçimde anlattı. Mustafa Eryaman’ın anlattıklarıyla manastırın
yalnızca taş ve kayadan oluşan bir yapı olmadığını, yüzyıllar boyunca burada
nasıl bir hayat sürdüğünü daha iyi kavradık.
Niğde’nin Gümüşler beldesinde yer alan Gümüşler Manastırı,
Kapadokya bölgesinin en iyi korunmuş ve en etkileyici kaya manastırlarındandır.
MS 7. ile 11. yüzyıllar arasında devasa bir kaya kütlesi oyularak inşa edilen
yapı, merkezindeki geniş avlusuyla ziyaretçilerini adeta zamanda bir yolculuğa
çıkarmaktadır. Manastırın en dikkat çekici hazinesi, duvarlarını süsleyen ve
tazeliğini ilk günkü gibi koruyan renkli Bizans fresk sahneleridir.
Kiliselerdeki panolar arasında yer alan "Gülümseyen Meryem" tasviri,
dünyadaki tek gülümseyen Meryem Ana freski olma özelliğiyle burayı benzersiz
kılar. Yeraltı şehir odaları, gizli geçitleri ve erzak depolarıyla oldukça
geniş bir komplekse sahip olan yapı, keşif hissini sonuna kadar yaşatır.
Bir rehberden yoksun düzensiz ziyaretçiler, maalesef,
mekanın bölümlerini ve kültürel ögelerini hiç anlamadan gezmekte ve hiçbir şey
öğrenmeden buradan ayrılmaktadır.
Niğde Gümüşler Manastırı,
Mustafa Eryaman, Remzi Tartan, Celal Yıldırım, Yusuf Yıldırım
Gümüşlerde güngörmüş bir turizmci, Ahmet Ateş.
Turizmci Ahmet Ateş’in Butik Oteli önünde, Mustafa Eryaman,
Remzi Tartan, Ahmet Ateş, Yusuf Yıldırım, Celal Yıldırım
Niğde’nin ünlü gastronomi uzmanı Baygastro!
Ahmet Ateş Bey’in yanından tam ayrılacakken mekâna gelen iki
ilginç kişiyle tanışmak bizim için ayrı bir fırsat oldu. Bunlardan Ferah Güneri
Bircan Bey; gerek giyim kuşam takıları ile gerek konuşma üslubu ile gerekse de
gastronomi bilgisi ve deneyimi ile hem tanışılması ve tanınması hem de
birikiminden yararlanılması gereken sıra dışı
bir kişidir. Bircan, özel sektörde ağırlama, konaklama ve
gastronomi alanlarına odaklanan ticari faaliyetleriyle tanınan bir yatırımcı ve
üst düzey yöneticidir. 25 yılı aşkın sektör tecrübesiyle; restoran, otel ve
yiyecek-içecek işletmeleri için konsept geliştirme, iç mimari projelendirme,
anahtar teslim uygulama ve endüstriyel mutfak ekipmanları tedariki hizmetleri
sunmaktadır. Türkiye’nin yanı sıra Avrupa, Orta Asya, Afrika ve Uzak Doğu’da
uluslararası projeler yürüten Bircan, bu ticari faaliyetlerinin yanı sıra Gastronomi
Profesyonelleri Derneği Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlenmekte,
yatırımcılara markalaşma, mentorluk ve sürdürülebilir destinasyon yönetimi
konularında danışmanlık vermektedir. Güneri Bey’i dinlerken şunları ayrıca fark
edeceksiniz: Yüksek enerji, samimiyet, doğallık, işe hemen odaklanma, birlikte
çalışma isteği.
Gastronom Ferah Güneri Bircan
Türkiye’nin en genç belediye başkanı Kamber Türkmen ile ayak üstü tanışmak…
Mekana gelen ve sessizce masa kenarına oturan ikinci kişi
doğrusu bizi çok çok şaşırttı. Daha çok üniversite öğrencisi görünümünde olan
bu kişi meğer Türkiye’nin en genç belediye başkanı imiş. 1999 doğumlu Kamber
Türkmen, mesleği kasaplık olan bir babanın oğlu ve bu unvanı henüz yirmili
yaşlarının başında kazanmış. Küçük bir kasabadan böylesine genç bir ismin
çıkması, yerel siyasette nadir rastlanan bir hikâye.
Göreve geldiğinden bu yana attığı adımlar da yaşına oranla
oldukça iddialı: Aktaş Kadın Kooperatifi’ni kurarak kasabadaki kadın
girişimciliğine alan açmış, 15 yıl aradır kesintiye uğramış belediye futbol
takımını ise yeniden hayata geçirmiş. Bu iki proje bir arada düşünüldüğünde,
hem sosyal hem sportif alanda genç ve enerjik bir yönetim anlayışının izleri
görülüyor.
Aktaş’a yolu düşenler için beldenin küçük ölçekli ama
hareketli bir dönüşüm sürecinden geçtiğini söylemek mümkün.
Yeşilburç ya da Kapadokya’nın tarihi ve coğrafi derinliği…
Anadolu’nun en köklü halklarına yüzyıllar boyunca ev
sahipliği yapmış bu kadim diyara adım attığınızda, tarihle doğanın aynı
hikâyenin içinde buluştuğuna tanıklık ediyorsunuz. Yeşilburç’un yemyeşil
bahçeleri arasında ilerlerken, mevsiminde erik, kayısı ve vişnelerle dolup
taşan ağaçlar köyün bereketini hissettiriyor. Bahçelerin arasından kıvrılan
dar, dolambaçlı ve rampalı sokaklarda yürüdükçe tarihî taş Rum evleri karşınıza
çıkıyor; harçsız taş duvarlarla çevrili bahçeler ise eski yerleşimin geleneksel
mimarisini sessizce anlatıyor.
Akşam serinliğinde evlerinin önüne çıkan komşuların
sohbetlerine rastlamak, Yeşilburç’un geçmişten bugüne taşıdığı mahalle
kültürünü sıcaklığıyla hissettiriyor. Taş duvarların arasında yalnızca tarihin
değil, gündelik hayatın da yaşadığını görüyorsunuz — bu sokaklarda yürümek,
Anadolu’nun çok katmanlı geçmişinin ve yaşayan kültürünün içinde dolaşmak
duygusu veriyor.
Yürüyüşün ardından ulaşılan Yeşilburç Kilisesi ve Seyir
Terası’nda köyün bütün güzelliği gözler önüne seriliyor. 1805 tarihli kilise,
sarı kesme taş ve bazalt dokusuyla köyün mimari hafızasının en güçlü
tanıklarından biri. Seyir terasından yemyeşil bahçeleri, taş evleri, kıvrılan
sokakları ve vadinin geniş manzarasını izlerken, tarihî doku ile doğanın nasıl
bütünleştiğini daha iyi fark ediyorsunuz.
Yeşilburç’tan ayrılırken geride, taş evlerin, meyve
bahçelerinin, harçsız duvarların ve akşam sohbetlerinin birbirine karıştığı,
Anadolu’nun kadim hafızasından süzülmüş sıcak ve unutulmaz bir zaman duygusu
kalıyor.
Niğde Yeşil Burç, Kilise’ye bakan manzara, Yusuf Yıldırım,
Remzi Tartan, Celal Yıldırım
Niğde’nin Yemekte Parlak Yüzü: Tabal Gastronomi Evi ve Cullaz Sokak
Yeşilburç’tan dönüşte, şehir merkezinde bir yere oturup
biraz dinlenelim diye düşünürken Mustafa Eryaman bizi Tabal Gastronomi Evi’ne
götürdü. Tabal Gastronomi Evi, Bircan’ın fikirleri ve danışmanlığı ile Niğde
Belediyesi tarafından kurulmuş bir lezzet evi. Tarihi bir konakta hizmet
vermesi seçkinliğini arttırmakta. Tabal Gastronomi Evi, Michelin Rehberi 2026
seçkisinde yüksek kaliteyi uygun fiyatla sunan restoranlara verilen prestijli Bib
Gourmand ödülünü kazanmıştır. Tabal Gastronomi Evi, dünyada Michelin ödülü
alan ilk kamu iştiraki restoranı olarak tarihe geçmiştir. Niğde’nin tarihi
dokusunda önemli bir yere sahip Cullaz Sokak üzerinde bulunması, işletmeyi bir
kez daha öne çıkarmaktadır. Çünkü Cullaz Sokak, Göncü Konukevi’ni ve NÖHÜ Niğde
Yöresi Tarihi ve Kültürü Uygulama ve Araştırma Merkezi’ni de barındırmaktadır.
Tabal Gastronomi Evi’nde Müdire Vehibe Akbay tarafından karşılandık. Şef Rahime Silis
Hanım’ın tanıttığı ve hazırladığı özel lezzetlerle tanıştırıldık. Niğde’nin
yöresel mutfak kültürünü modern bir sunum anlayışıyla buluşturan sofrada, her
tabakta ayrı bir özen ve emek vardı. Yemekler kadar, deneyimli Şef Rahime Silis
Hanım’ın hazırladığı lezzetleri tanıtırken yaptığı sunum ve anlatımlar da bizim
için özel ve güzeldi. Her yemeğin ardındaki malzemeyi, yöresel lezzeti ve
hazırlanış biçimini kendisinden dinlemek, sofrayı yalnızca bir yemek
deneyiminden çıkarıp Niğde mutfağını tanıtan küçük bir gastronomi yolculuğuna
dönüştürdü. Yeşilburç’ta tarih ve doğa arasında geçen gezimizin ardından Tabal
Gastronomi Evi’nde böyle güzel bir sofraya oturmak, günü bizim için hem damakta
hem de gönülde iz bırakan hoş bir vakitle tamamladı. Tüm garsonların, Vehibe
Hanım’ın ve Rahime Hanım’ın son derece kibar, saygılı ve nezaketli davranışları
ile hizmetleri de işletmenin gözden kaçmaması gereken ögeleriydi.
Bu kadar sıcak ve yoğun ilgi ile ağırlanmamızın nedeninin Baygastro
Güneri Bircan Bey’in sürprizi olduğunu -ne kadar teşekkür etsek az olur-
sonradan öğrendik.
Niğde Belediyesi
Tabal Gastronomi Evi,
Gördük ki!
Niğde, görünenden çok daha büyük bir turizm potansiyeline
sahip. Tyana’nın sessizliğinden Gümüşler’in yeraltı geçitlerine, Yeşilburç’un
taş sokaklarından Tabal’ın sofrasına kadar her durak, aslında henüz yeterince
keşfedilmemiş bir zenginliğin küçük bir parçasıydı.
Bu potansiyelin gerçek karşılığa dönüşmesi için önce
birikimli ve profesyonel kişilerin önünün açılması, onların bilgi ve
deneyimlerinden yararlanılması gerekiyor. Memleketine dönüp turizme farklı bir
soluk kazandırmaya çalışan girişimcilerin ve sektörel birikimini paylaşmaya
hazır profesyonellerin çabaları, ancak doğru destekle büyüyüp kalıcı hale
gelebilir.
Yeşilburç gibi kadim yerleşimlerin alt yapısı, tarihi
kimliğine ve doğal dokusuna zarar vermeden, o dokuyu koruyup öne çıkaracak
şekilde düzenlenmeli. Taş evlerin, harçsız duvarların ve dar sokakların
otantikliği, modern bir müdahaleyle değil, ona saygılı bir planlamayla
korunmalı.
Aynı şekilde, buraya gelen ziyaretçilerin barınma ve
beslenme ihtiyaçlarına yönelik izin ve teşviklerin artırılması, yerel
işletmelerin desteklenmesi şart. Niğde’nin hem tarihi hem doğal zenginliğinin
hakkını verebilmesi, ancak bu bütüncül yaklaşımla mümkün olacak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder