Ali Yağcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ali Yağcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

01/09/2022

BİR SERGİNİN ARDINDAN…

 

“Daha dün annemizin kollarında yaşarken…”

 


BİR SERGİNİN ARDINDAN…

Ali Yağcı ile “İlkokul Yardımcı Ders Afişleri Sergisi”si Söyleşisi

Yusuf Yıldırım

Afişler, afişler bizim afişler…

Bir uçurtmanın kuyruğuna bağlanmış nazlı nazlı süzülen kâğıt parçacıkları, bir ipe dizilmiş rengârenk balonlar veya bir bayram yerinde çocukları bekleyen horozlu, balıklı şekerler tadında afişler…

Aldırmayın siz şimdilerde aranıp sorulmadıklarına, yüzlerine bakılmadıklarına… Onlar, daha kısa bir süre öncesine kadar ilkokullarımızın olmazsa olmazları arasında yer almaktaydılar…

Bugün yaşları ellinin üzerinde olanlar çok iyi hatırlayacaktır onları. Sınıflarımızın duvarlarında, kara tahtanın hemen üzerinde ve okulumuzun koridorlarında asılı bulunurlardı. Hemen hemen hepsi renkli, el çizimi, naif, duygu yüklü ve kendilerinden çok şeyler öğrendiğimiz, diğer bir anlatımla: ikinci öğretmenlerimiz olan afişler…

Önlerinde durur, onları seyrederdik. Sadece öğretmekle kalmazlar, çocukluk günlerimizin hayal dünyasına rengârenk tatlar da sunarlardı. Mevsim şeridinin karşına geçer; sonbahar afişindeki ağaçtan düşen yapraklarla savrulur, kış afişindeki kartopu oynayan, kızak kayan çocukların arasına katılırdık. İlkbahar afişiyle kırlarda kuzuları sever, uçurtma uçurur, kelebek tutar, yaz afişiyle denize girer, harmanda düğen sürerdik…



İlköğretimimizde “Yardımcı Ders Afişleri” olarak isimlendirilseler de; başrolünü kendimizin oynadığı sessiz ve hareketsiz filimler gibiydi onlar bizim için…

Onlarla yatar, onlarla kalkar, onlara bakar ve onlardan çok şeyler öğrenirdik. Kısacası onlarla yaşardık…

Ne demeye çalışıldığını sorduğunuzu hisseder gibiyiz.  O halde sözü daha fazla uzatmadan haydi hep birlikte yazımızın en başına dönelim:

“BİR SERGİNİN ARDINDAN…”

23 Mayıs 2018 tarihinde, Çeşmeli Kilise’de;  “İlkokullar İçin Yardımcı Ders Afişleri” isimli bir sergi açıldı. Hollanda’da yaşayan hemşerimiz Ali Yağcı’nın koleksiyonundan seçilen ve tamamı ilköğretimle alakalı yüzelli afişten oluşan bu sergi büyük ilgi gördü. Ancak herşeyde olduğu gibi bu serginin de bir (ömrü) süresi vardı ve nihayet 29 Ekim 2018 tarihinde kapandı.

Duru Bulgur’un katkılarıyla gerçekleşen bu etkinlikte; toplu halde ilk defa gün yüzüne çıkan 150 afişi (ki bu sergiyi atladıysanız çok şeyler kaçırdınız demektir) gezenler çok şeyler gördüler, öğrendiler, hatırladılar ve yaşadılar…

Peki, ya bu sergiyi görmeyenler, göremeyenler…

Bu söyleşiyi hazırlayanlar sergiyle ilgili yeni bir tanıtım yapmak ve değerlendirmede bulunmak için yola çıkmış olsalar da, herhangi bir nedenle bu etkinliği ziyaret edemeyenlere bir nebze de olsa sergiyi anlatabilirlerse kendilerini tam olarak başarılı hissedeceklerdir.

Ali Yağcı ile İlkokul Yardımcı Ders Afişleri Sergisi’nin bilineni ve bilinmeyenlerini konuştuk…

“çiçekli bahçemizin yollarında koşarken…”

 

-Ali Bey, 10 yılı aşkın süredir, sizinle Göç Müzesi projesi sayesinde tanışıyoruz. Ama okuyucularımız sizi tanımıyor?

Ali Yağcı, 1958 yılında Karaman’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Karaman’da, yüksek tahsilini Konya’da tamamladı. 1981 yılında göçmen işçi olarak Hollanda’ya gitti. Halen orada ikamet etmekle birlikte, ideali olan “İlköğretim Müzesi’nin açılışı ile birlikte kesin dönüş yapmayı düşünüyor. Bazı dergi ve gazetelerde kültür-sanat üzerine makaleler yazdı. Evli, üç çocuğu var.



- Ali Bey, neredeyse kırk yıldır ülke dışında yaşadığınız halde; ilköğretimimizle alakalı malzeme topluyorsunuz ve bunların içerisinden bir de seçki yaparak Karaman’da “İlkokullar İçin Yardımcı Ders Afişleri Sergisi” açıyorsunuz. Amacınız nedir ve bu noktaya nasıl geldiniz?

Hollanda’ya gitmeden önceki mesleğim öğretmenlik idi ancak oradaki işim ve çalışma alanım turizm ve tanıtım.  Yani, ikinci bir meslek edinmiş oldum. Bunlara ilaveten; özde “memleket davası”, özelde de “Karaman sevdası” ile dolu bir yüreğin hizmet etme arzusu bir araya gelince; yani bu temel ögelerin harmanlanmasıyla “İlköğretim teması üzerinden; eğiten, öğreten, hoşça vakit geçirtirken şehrimizi de tanıtacak kalıcı bir eser ortaya koyma” fikri ortaya çıktı.

Peki bu nasıl olacaktı?  Bunu nasıl yapacaktım ve nereden başlamamız gerekiyordu, bunu bilmiyordum. Türkiye özelinde önümde böyle bir çalışma, bir örnek te yoktu. Yaptığım araştırmalar neticesinde, ülkemizde müstakil bir “İlköğretim Müzesi” olmadığını da öğrenmemle birlikte hedefimi de belirlemiş oldum: Karaman’da bir İlköğretim Müzesi açmak…

O andan itibaren de tüm çalışmalarımı bu uğurda yapmaya ve ilk iş olarak ta sergilenecek afişleri ve diğer malzemeleri toplamaya başladım.




- Müze diye yola çıkmışsınız ama siz müze değil sergi açtınız.

Bu sergi, bir idealin ilk adımı. Açmış olduğumuz “İlkokullar İçin Yardımcı Ders Afişleri Sergisi” nihai hedefimiz olan  “İlköğretim Müzesi”nin bir işaret fişeğidir ve böyle görülmelidir. Zaten bu etkinliğin yegane gayesi; müze ile alakalı yaptığımız çalışmaları duyurmak, dikkat çekmek, bir farklılık ortaya koymaktı ve bunu da başardık.

- Sergiden ve açılışından bahseder misiniz?

Sergimizin açılışını sizler gibi nitelikli dostlarımız, seçkin davetiler ve saygıdeğer hemşerilerimizden oluşan yoğun bir katılımcı eşliğinde gerçekleştirdik. Sayın Tülin Kurt Hanımefendinin sunumu, Ud Sanatçısı Sayın İsmail Özsoy ve Keman Sanatçısı Sayın Süleyman Ali Ünver’in düeti etkinliğimize ayrı bir renk kattı. Açılış kurdelesini; İl Milli Eğitim Müdürü Sayın Mevlüt Kuntoğlu, İl Emniyet Müdürü Sayın Fikret Bayraktar, öğretmenlerin öğretmeni Sayın Necati Güngör ve Duru Bulgur Yönetim Kurulu Başkanı Sayın İhsan Duru birlikte kestiler. Kendilerine ayrı ayrı teşekkür ederiz.

Etkinliğimize ulusal ve yerel basın büyük ilgi gösterdi. Haberlere çıktık, canlı yayınlara katıldık. Tatil dönemi olmasına rağmen açılı kaldığı süre içerisinde sergimiz dört binin üzerinde ziyaretçi ağırladı. Açılışından son gününe kadar sergimizin başında bizzat bulunduk ve ziyaretçilerimizle birebir ilgilendik. Büyük bir alakayla karşılandık ve çok olumlu tepkiler aldık. Tabi bu bir başlangıç ve çalışmalarımız inşallah “İlköğretim Müzesi” ile taçlanacaktır.



-Ali Bey, böyle bir müzeye gerçekten ihtiyaç var mı ve açıldığında ne gibi faydaları olacaktır?

Sorunuzun cevabı aslında çok kısa ama açıklanmaya ihtiyacı var. Şöyle ki; maalesef büyük bir tüketim toplumu haline geldik. Her şeyi ama her şeyi büyük bir hızla ve kökünü kuruturcasına tüketiyoruz. Doğal kaynaklarımızı, zamanımızı, gücümüzü, birikimlerimizi, moral değerlerimizi ve hatta dostluklarımızı ve sosyal ilişkilerimizi bile… Üretmediğimizi tüketiyoruz, kazanmadığımızı harcıyoruz.  Sahip olduklarımızı çok çabuk yitiriyoruz. Kaybettiklerimizin yerine yenisini koymadığımız gibi çok kolaylıkla da unutuyoruz onları. Hem de bir daha hatırlamamacasına…  Unuttuklarımıza; adetlerimiz, gelenek ve göreneklerimiz ve hatta mahalli mutfağımız bile dâhildir. Yok ettiklerimizin içerisinde; mimari eserlerimizden tutun da yüzey şekillerimize kadar neler neler yok ki, sayılmakla bitmez... Nasıl mı?

Hani nerede Emir Musa medresesi, nerede Çavuş Gölü? Karaman Kalesi’nin dış surları neredeyse tamamen yitik ve bu surların dokuz kapısından bir tanesi bile bugün ayakta değil. Nerede Fisandon Deresi, nerede Deli Çay?  O güzelim sokak isimlerini bile tabelalarıyla birlikte çöpe attık… Dokuz hamamdan dört tanesi, on yedi medreseden ise bir tanesi günümüze ulaşabildi. 115 çeşme ve şadırvandan geriye ne kaldı? Sayıları onlarla ifade edilen değirmenlerle birlikte, sarnıçlar, sebiller, karlıklar da yok olup gittiler. İstasyon Mesire Alanı bile artık sizlere ömür ve bunun gibi daha neler neler… Tüm bu kayıplarımızın ve unuttuklarımızın; bazılarının isimleri, bazılarının resimleri ama büyük çoğunluğunun da ne isimleri ne de resimleri kaldı yadigar…

Bu örnekleri daha da artırmak mümkün olmakla beraber, bu artışa paralel olarak üzüntümüzün ve utancımızın da artığının; yüzümüzün kızardığının eminim farkındasınızdır. Bu ayıp hepimizindir.




Müze çalışmalarımızla doğrudan alakalı olduğu için özellikle belirtmemiz gereken bir diğer kaybımız da; bir önceki dönemimize ait eğitim kurumlarımız; ilk mekteplerimizdir. Daha bir asır öncesinde Karaman merkezde on yedi adet ilk mektep bulunurken, bugün bir tanesinin bile artık ne ismi, ne cismi, ne de yeri mevcuttur.  

Biz Karaman’da bir “İlköğretim Müzesi” açılması için uğraşıyoruz ve inşallah da açacağız. Müzemizde ilköğretimimizin dününü sergileyeceğiz, bugününü yansıtacağız, geleceğine dair fikirler üreteceğiz. Sergilerimizle ve diğer etkinliklerimizle ziyaretçilerimizin ilköğretimle alakalı daha çok düşünmelerini, mukayese yapmalarını istiyoruz. Şehrimizin tanıtımına da büyük katkı sunacağına inandığımız müzemizin ziyaretçileri, çok şeyler görerek ve öğrenerek yanımızdan ayrılacaklardır. Bu müze: Hatıralarla dolu ve hoşça vakit geçirilebilen salonlara sahip olmasının yanında, eğitici ve öğretici yönü her zaman daha önde tutulan bir mekan olacaktır. Sergiler ve diğer etkinlikler üzerinden, eğitici ve öğretici özelliği olan her türlü çalışmayı da burada yapacağız.  Ayrıca; müzemiz bünyesinde ilköğretimle alakalı tüm yayınların (kitap, dergi, poster, makale, araştırma, tez, filim, kaset, cd, belge…) bir araya getirildiği bir “İlköğretim ve Eğitim Tarihi Kütüphanesi” de kurmak istiyoruz.  

Kısacası: Bizim eğitim diye bir derdimiz, bir sancımız, bir davamız var. Biz; yitirdiğimizi bulmaya, unutulanı hatırlamaya, yıkılanı imara ve yapılmayanı yapmaya talibiz ve tüm gayretlerimiz de hep bu uğurda olacaktır.  

Sorunuza dönecek olursak; böyle bir müzeye şiddetle ihtiyaç vardır ve faydaları da sayılamayacak kadar çoktur.

“şimdi okullu olduk, sınıfları doldurduk…”                                                                                           

-Nasıl bir müze kurmayı hayal ediyorsunuz, açılınca nasıl bir görüntü ortaya çıkacak?

Müzemizi gezenler; elifbadan alfabeye, sıbyan mektebinden ilkokula bir zaman dilimi üzerinden: Yaşayan, yaşatan, hatırlatan, düşündüren, eğiten ve öğreten bir mekânı ziyaret etmiş olacaklardır. Hemen girişte genelde eğitim tarihini, özelde Milli eğitimimizi tanıtacağımız bir filim ve bilgilendirme salonumuz olacak. Altmışlı yılların ilkokullarına ait; tamamı o döneme ait özgün eşyalardan oluşturulmuş iki örnek sınıf açacağız ve müzemizi ziyaret edenler bu sınıfları gezebilecekleri gibi, gelen öğrenci guruplarımız bu sınıflarda ders de görebileceklerdir. İlaveten; ziyaretçilerimizin aradaki farklılıkları görebilmeleri ve mukayese yapabilmeleri için Batı Avrupa’dan, gene örnek ve özgün bir ilkokul sınıfına da müzemizde yer vereceğiz.  Ayrıca, dönemine ait ders araç gereçlerinden oluşan koleksiyonlarımızı sergileyeceğimiz sergi salonlarımız da olacaktır. “İlköğretim ve Eğitim Tarihi Kütüphanesi” ve atölye çalışmalarının da yapılacağı salonlar müzemizin olmazsa olmazları arasındadır. Müzemizin genel görünümü ana hatlarıyla bu sıraya göre şekillenecektir.



-Açılacak olan “İlköğretim Müzesi”nde sergilemeyi düşündüğünüz ne gibi malzemeleriniz var, neler topladınız?

Neler yok ki, neler toplamadık ki… Yaklaşık 20 sene içerisinde Elifba’dan Alfabe’ye şeklinde isimlendirebileceğimiz, 1900 - 2000 yılları arası döneme ait,  şu an itibarıyla üç bine yakın sergilenecek özgün malzememiz bulunmaktadır. Bunların içinde; Kara tahtadan, kara önlükten, tahta sıra, tahta çanta, keçeden yapılma topak tahta silgileri, beyaz yakalık ve bez kurdeleden tutun da; Osmanlıca diplomalar, Elifbalar, karneler, ders kitapları ve diğer belgelere varıncaya kadar onlarca malzeme. Ahşap kalem kutuları, tekerlek silgiler, vidalı pergel, teneke iletki, plastik hokka, ahşap cetvel, kollu kalemtıraş, eski haritalar, mevsim şeritleri, tarih şeritleri, yardımcı ders afişleri, ilkokuma kitapları, saman kâğıt eski defterler, hece ve okuma yazma fişleri,  etiketler, eski kağıt bayraklar, ilkokul dergileri, sosyal çalışma kolu kollukları, rozetler, metal okul zilleri, mazı ve andız çekirdeğinden yapılmış sayı boncukları, beslenme çantaları, öğretmen not defterleri, talebe sicil defterleri, karneler, takdirnameler, teşekkürnameler, siyah beyaz ilkokul dönemi fotoğrafları vb sergilenecek daha pek çok çeşit malzememiz bulunmaktadır…

“yaşasın okulumuz sevinçliyiz hepimiz.”

- Ali bey, bugün itibarıyla müze çalışmalarınızda geldiğiniz son durum nedir?

Bu röportajın yapıldığı 2019 yılında şöyle demişim:

Çalışmalarımızı bir program dâhilinde, gayret ve titizlikle sürdürüyoruz. Konumuzla alakalı olarak daha fazla kişiye ulaşmaya ve onları bilgilendirmeye çalışıyoruz. Bir Sivil Toplum Kuruluşu (STK) olarak “İlkeğitim Müzesi Derneği” (İLKEM) in kuruluşunu tamamladık. Artık bir tüzel kişiliğimiz var. Yakında, müzemizin internet sitesi adresi olan www.ilkokulmuzesi.com’un açılışını gerçekleştireceğiz. Bizim dışımızdaki STK’ları ziyaret ediyoruz, çalışmalarımızı anlatıyoruz,  Müze yeri ile alakalı olarak ta; kendi aramalarımız dışında İl Milli Eğitim Müdürlüğümüz nezdinde de girişimlerde bulunduk, netice almayı bekliyoruz.

Hedefimiz; 2019 yılı Türk Dil Bayramı etkinliklerine yeni bir sergi ile katılmak ve 2019/2020 Eğitim ve Öğretim Haftası’nın ilk günü olan 16 Eylül 2019 Pazartesi günü İlkokul Müzesi’ni Karaman’da açmaktır. Allah mahcup etmesin.

Bilindiği üzere 2019 ve 2020 yılları korona salgınıyla geçti. Ülke genelinde kamuya açık etkinlikler ya yapılmadı ya da sınırlı kaldı.

Müze çalışmalarına gelince; İl Milli Eğitim Müdürümüzün gayretleriyle netice aldık. Eski Gazi İlkokulu binası İl Milli Eğitim Müdürlüğünün bir kültür merkezi olma yolunda gidiyor. Sayın İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Çalışkan Gazi İlkokulundaki üç sınıfı İLKEM’in müze hizmetine ayırdı. Şimdi bize ayrılan bölümleri en hızlı biçimde müzeye dönüştürmeye çalışıyoruz. Çalışmalarımız eğitim öğretim yılının başına inşallah yetişecek.




-Ali Bey, son olarak neler söylemek istersiniz?

Büyük bir gayretle, şevkle ve samimi duygularla kutlu bir yola çıktık. İnsanlarımız bizleri takip etmeye devam etsinler. Kendilerinin teklifleri, önerileri, fikir ve hatta eleştirileri bizlere ışık tutacak; netice almamızı kolaylaştırarak İlkokul Müzesi’ne giden yolumuzu daha da kısaltacaktır.

Sergimizin hazırlık safhasında; bilgi ve tecrübeleriyle bizleri yönlendiren ve bizlerden yardımlarını esirgemeyen: İl Kültür Müdürü Sayın Abdullah Kılıç’a, İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Sayın Abdurrahman Kurt’a, Karamanın Sesi Gazetesi sahibi Sayın Medeni Yavuz Aslan’a, tüm dostlara ve açılışta bizleri yalnız bırakmayan tüm hemşerilerimize ayrı ayrı teşekkür ederiz. Sergimizin açılışında da söylemiş olduğum gibi: “Duru Bulgur Yönetim Kurulu Başkanı sevgili İhsan ağabey. İsminizde ifadesini bulduğu gibi; şayet sizin ihsanınız, katkınız, teşvikiniz ve yardımlarınız olmasaydı bu sergi açılmazdı, açılamazdı. Allah sizlerden razı olsun…” şeklindeki sözlerimi burada da tekrar etmeyi bir borç bilir ve kendilerine saygılarımızı sunarız.

Bu söyleşi vesilesiyle sizlere de çok teşekkür ederiz.

-Böyle bir sergiyi Karaman’a kazandırdığınız için hem size hem de Duru Bulgur’a asıl biz teşekkür ederiz.

01/05/2022

Hollanda’dan Karaman’a Karaman’dan Hollanda’ya Bir Kültür Köprüsü, Ali Yağcı

 


Hollanda’dan Karaman’a Karaman’dan Hollanda’ya Bir Kültür Köprüsü, Ali Yağcı

Yusuf Yıldırım

Takvimler 1958’i gösterdiğinde, eski Karaman Hapishanesi şimdiki Çeşmeli Kilise’nin hemen altındaki Rumlardan kalma Yağcı Yahya’nın evini nur topu misali bir oğlan çocuğu daha şenlendirdi. Mahallenin tüm kadınları, çocukları, yeni doğan çocuğu kutlamak için evi düğün yerine çevirirken, Yağcı Yahya’nın Arabapazarı’ndaki yağcı dükkânı da eş dost, tanıdık, konu komşu tarafından uğurlandı.

Yağcı Yahya, adı ile yaşasın diye yeni doğan çocuğunun adını Ali koydu. Ali, deyim yerinde ise mahallesinde çok güzel bir çocukluk geçirdi. Zîrâ evlerinin çevresi tam da onun ruhunu şekillendirecek insanlar, mekanlar ile çevriliydi. Sanki yüzyıllardır mahallenin tarihi mekanları Yeni Hamam, Çeşmeli Kilise, Ermeni Sıbyan Mektebi, Rum Kilisesi, Tartan Konağı, Araboğlu Camii, Çelebi Camii, Ali’ye hazırlanırdı. Ali çocukluğu süresince bir yandan bu tarihi yapıların arasında, sokaklarında geziyor tozuyor bir yandan da buralara ait öyküleri kulaktan dolma öğreniyordu. Sadece bunlar mı? Dış kalenin sur ve beden kalıntıları evlerine sadece 150 m uzaklıktaydı. Yine Çeşmeli Kilise ile Yeni Hamam’ın üstü, altı, arkası; sarnıç, kuyu, tek cepheli kemerli çeşmelerle donatılıydı. Bir de Karaman’ın ve Türkiye’nin eşsiz sivil mimari eserlerinden Tartan Konağı da evleri ile aynı alanda idi. Üstelik henüz hayatta olan Hacı Sami Tartan’ın kendisi yukarıda bir eve taşınsa da çocukları konağın sakinleriydi.

Yağcı Yahya’nın Ali, farklı kültürlerden insanları tanıma bakımından da şanslı idi. Mahalle Karaman’ın insan çeşitliliğini örnekleyecek yapıdaydı. Tapucak, o zamanlar Karaman’ın yerlisi, ovalısı, dağlısı ve macuru yanında Kürt kökenli vatandaşların bir arada yaşadığı bir ortamdı. Ali Yağcı da işte böyle bir kültürel ortamda harmanlanarak büyüdü.

Delikanlılık ve gençlik dönemi de yine güzel bir ortam olan Karaman İmam Hatip Okulunda geçti. Henüz lise statüsü kazanmamış olan İmam Hatip Okulu, dini bilgiler dışında Ali Yağcı’ya edebiyat alanında da önemli kazanımlar sağladı. Arapça ve Farsça dersleri onun son derece düşkün olduğu divan edebiyatına olan hakimiyetini perçinledi.

Ali Yağcı’nın hayat yolundaki en önemli kazanımlarından biri de üniversite öğrenimidir. Gençliği ve üniversite hayatı tam da sağ sol olaylarına denk geldi. Daha da ilginci, kaldığı öğrenci evinde zıt görüşlü arkadaşlarıyla ancak dostça bir geçim sürdüler. Ali Yağcı 1980’de bir eğitimci adayı olarak Selçuk Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Bölümünden mezun oldu. Mezun olduğu yıl Nevcivan Hanım ile evlenerek Hollanda’ya yol tuttu. O yıldır bu yıldır Ali Yağcı Hollanda’da. Kaderin bir cilvesi, Ali Yağcı hiç öğretmenlik yapmadı ama ileri de söylenileceği üzere hep eğitimin içinde oldu.

Hollanda, Ali Yağcı’nın hayatında önemli bir eşiktir. Türkiye’nin bir taşra kentinden milliyetçi muhafazakâr olarak gittiği Hollanda’da bir anda farklı ve büyük bir medeniyetin kucağına düştü. Ama o, kendi kimliğini kaybetmeden Hollanda hayatını bir fırsata çevirerek Hristiyan dünyasını yakından tanımış, o dünyanın kültürel değerlerinde birikim sağlayarak kendi entelijansını ilerletmiş ve geliştirmiştir.

Ali Yağcı anlatılır mı yaşanılır mı? En güzeli Ali Yağcı’yı yaşamaktır. Bazı sözler vardır, güzeldir, özeldir, geneldir. Bunlardan “İnsan, insanın gıdasıdır!” sözünün en uygun düştüğü insanlardan biri de Ali Yağcı’dır. Bir yandan kültürde çok yönlü birikimi bir yandan son derece nazik bir o kadar nüktedan kişiliği, muhataplarına şifa gibi gelmektedir.

Nüktedanlığı, meşhurlardan farksızdır! En olmadık zamanda akla hayale gelmeyecek hikayeleri, vecizeleri tam yerinde patlatıveren hem güldüren hem de güldürürken öğreten ve kimseyi de üzmeyen incitmeyen anlatıları bal kaymaktır.

Yalan değil gerçektir, Ali Yağcı’nın eş dost, aşina yabancı kim olursa olsun herkese öyle bir yaklaşımı öyle bir davranışı var ki işte orası anlatılmaz yaşanır. Ekselansları gelmişçesine bir karşılama yapar ki, insan “Ben neymişim be!” havasında kendinden geçer. Ancak ilgi karşılama ile sınırlı kalmaz, Ali Yağcı misafiri için nezaket dolu davranışlarına yeni başlamıştır. Hafif bir eğilme ile gözünden gönlünden bir gülümseme ile öyle bir ilgi gösterir ki insan o an sadece onun sözlerine ve davranışına dikkat kesilir asla başka bir noktaya gözlerini kaydıramaz, kulağını başka bir sese veremez. Onun misafirini gönderişi de yine ekselanslarını uğurlayış merasimi gibidir. Bir de kuru kuruya muhabbet olmaz ya, Ali Yağcı’nın da mutlaka yiyecek içecek cinsinden ikramı vardır. Velhasıl o, bir anda içi ısıtıverir, eskilerden bir dost görmüşçesine bir his, bir haz verir insana.

Ali Yağcı, entelijansını iki alanda kesin biçimde gösterir. Koleksiyonculuk ve divan edebiyatı. Yeri geldikçe ya da bir fasıl açıldığında Fuzuli’den, Baki’den olmadı Nedim’den beyitleri bir şair edasında söyler ve bir güzel de açıklar. Düşünebilirsin ki, üç beş beyit ezberlemiş arada bir tekrar ediyor. Ancak her seferinde birçok divan şairinden berceste beyitleri şaşırmadan ve sekitmeden söyleyişine tanık olunca divan şiirindeki derinliği konusunda hakkını teslim etmekten başka çareniz kalmaz.

Ali Yağcı, aynı zamanda iyi bir koleksiyoncudur. Öğretmenlik mezunu olup da hiç öğretmenlik yapmamasına rağmen kaderin cilvesine bakın ki koleksiyonlarının büyük çoğunluğu eğitim üzerinedir. Osmanlı dönemi ders kitaplarından tutun da Cumhuriyet dönemi her türlü eğitim öğretim materyali; afiş, levha, sıra, yazı tahtası, vb. eli altındadır. Yıllardır topladığı bu koleksiyonlar artık bir müze oluşturacak durumda. O da bunun farkında. Bundan sonra, hayatının tek amacı o koleksiyonları bir müzeye çevirmek. Bu uğurda bir de dernek kurdu. İLKEM. İlköğretim Eğitim Müzesi Derneği. Kim bilir belki bir gün bu dernek tam manasıyla o amacı gerçekleştirir.

Ali Yağcı Bey’le tanışıklığım 2008 yılının yazına rastlar. Arşiv, kütüphane ve müze konularındaki uzmanlık ve hakimiyetimden dolayı bir arkadaş beni kendisine önermiş. Görüşmedeki konu, Göç Müzesi idi. Beni şaşırtan ise halen de müzeciliğin “m”sinin konuşulamadığı şehirde, bir Karamanlı geliyor ve özel bir müzeden, göç müzesinden, söz ediyordu. Üstelik geliştirilmiş projesiyle. O zaman için göç müzesine düşündüğü yer Yeni Hamam’dı. Kendisiyle görüşmemde ben daha çok nasıl bir müze mimarisi ve hangi sergi malzemelerinin bulundurulacağı noktasından göç müzesiyle  ilgilendim. Göç müzesini oluşturacak kadar malzeme var mıydı, yoksa yeniden mi üretilecekti, bu sorular üzerinden kısa bir sohbet gelişmişti aramızda.


Göç müzesi bir ileri aşamaya geçemedi, Karaman’da bir karşılık bulamadı ama Ali Yağcı Bey ile dostluğumuz ilerleyen zaman içinde pekişti, gelişti.
 Ali Yağcı Bey artık ilerleyen yaşıyla beraber kendisini biraz daha Karaman’a ayırdı. Hollanda’dan elde ettiği Avrupa gün görmüşlüğünü Karaman’a yansıtmak daha da ilerisinde aktarmak istiyor. Bunun yolunun da kültürel projelerden geçtiğini biliyor.

Ve artık dünyaya gözlerini ilk açtığı, dünyayı ilk tanıdığı yere, Karaman’a dönerek burasına yeni bir gözle bakmak istiyor. Kültürel ve tarihini dokusunu büyük oranda betona kaybetmiş, bilinçsiz gelişen inşaat sektörüne yenik düşmüş olsa da hala bir ümit var düşüncesiyle Karaman’ı köklü bir kültür kenti yapmak bunun merkezinde de Tapucak’ın olması için uğraşmak Ali Yağcı Bey’in temel düşüncesini oluşturur.

Peki Ali Yağcı Bey’i bu gerçekleşmesi zor ideallere iten temel etken ne ola ki? Bu tür yüce idealleri gerçekleştirme arzusunu açıklayabilecek yeterlilikte ne bir gerekçe bulunabilir ne de  anlatmaya kelimeler yeter! Tek bir nedene bağlanabilir: İnsanın içinden kaynayan o büyük enerji ve onunla yoğrulmuş gerçekçi hayallerdir. Hayali olmayanın kendisi yoktur! İşte Ali Yağcı Bey’i harekete geçiren, sıcak döşeğinde durutmayan asıl etken, içindeki sönmeyen büyük ateştir. Ondan dolayı, 2022 yılına birçok projeyi sığdırdı ki, bunların birçoğu üst düzey kurum ya da şirketlerin düşünüp gerçekleştirebileceği etkinliklerdir.

Bir bakalım nelerin arkasında Ali Yağcı Bey var?

İlköğretim Müzesi
Çeşmeli Kilise’nin gönüllü rehberliği
Karadağ Paneli
Uluslararası Yunus Emre Paneli
Tapucak ve Sakabaşı mahallelerinde iki çeşmenin restorasyonu

Şimdi bu etkinlik ve projelere bir ışık tutalım.

Ali Yağcı Bey’in hayatının nirengi noktası bir eğitim öğretim müzesidir. Yıllardan beri özellikle eğitim öğretim üzerine topladığı koleksiyon materyali, Osmanlı’dan günümüze bir eğitim müzesi oluşturacak hacimde ve niteliktedir.

Ali Yağcı Bey, Hollanda’ya gittiği 1980’den bu yana ilk kez aralıksız 10 ayını Karaman’da geçirdi. Karaman’da kaldığı bu süre içinde birçok konuda inisiyatif alarak üst düzey projeler gerçekleştirdi. Bu projelerin başında tabi ki gönüllü Çeşmeli Kilise rehberliği gelir. Karaman Belediyesi yetkilileriyle yaptığı görüşmeler sonucunda Çeşmeli Kilise’yi her gün açıp misafir ve ziyaretçilere mihmandarlık yapacağını taahhüt etti. Son derece takdire şayan bu gönüllü hizmetin gerçekleşmesinde Sayın Karaman Belediye Başkanı Savaş Kalaycı’nın takdirleri, Sayın Belediye Başkan Yardımcısı Eyüp Aslan Bey ile o dönemki Kültür ve Sosyal İşler Müdiresi Özlem Koçak Hanım’ın gayret ve yol açıcılıkları da yadsınamaz tabi ki. Ali Yağcı Bey’in her gün 9.00-19.00 saatleri arasında açık tutması bir yana misafir ve ziyaretçilerini bir ev sıcaklığında karşılaması, her ziyaretçiye en önemli kişi gibi ilgi göstermesi Çeşmeli Kilise’yi bir anda merkezi bir nokta haline getirdi. Gönüllü Çeşmeli Kilise rehberliği havaların soğuduğu Kasım ayına kadar sürdü.

Ali Yağcı Bey, Karaman günlerinde yine olması mümkün görünmeyen bir projeyi, Yeni Hamam’ın arkasına düşen ve Karaman’ın en derin nişli ve iki cepheli tek çeşmesinin restorasyonunu bir mucize gibi tamamladı. Oldukça yüksek maliyetli bu projenin tamamlanmasında tabi ki Su Vakfının ve İhsan Duru Bey’in payı, katkısı ve önemi inkâr edilemez. Keşke Karaman’ın da bu projeden bir nebze haberi olsa idi ama nafile ki, hak ettiği ilgi ve takdirden yoksun kaldı. Ali Yağcı Bey, bu projenin akabinde Sakabaşı Mahallesi’nde bir çeşmenin daha restorasyonuna vesile olarak onu yok olup gitmekten kurtardı.

Ali Yağcı, bir hayal, bir coşku ve eylem insanıdır. Bir iş, bir proje aklına geldi ise mutlaka çok dallanıp budaklanmadan onu gerçekleştirir. O projelerin ilki Uluslararası Yunus Emre Paneli’dir. Burada KARTAP’a ayrı bir sayfa açıp tekrar Ali Yağcı’ya dönmek gerekir.

Malum olduğu üzere Rıza Duru Bey’in önderliğinde, Ethem Büyükköse’nin sekreteryası ve koordinesinde 2020’nin sonunda oluşturulan KARTAP nihayet dernekleşerek tüzel kişilik kazandı. KARTAP, henüz resmi kimliği olmayan bir platform iken Karaman için olağan üstü, yapıcı, ayağa yere basan projeler gerçekleştirmeyi kendine amaç edinmiş ve bu yolda yürüyen bir topluluktu. KARTAP’ın bu örnek kültür projelerinden biri de Uluslararası Yunus Emre Paneli oldu.

Gerçekleşmesinde payı büyük olan Ali Yağcı zaten de panelin fikir babasıdır. Bu panelin göze görünmeyen birçok kazanımı da oldu. Öncelikle bir panel için çok fazla denilebilecek sayıda dinleyici geldi. Büyükşehirlerdeki konferans ve panellere gelen dinleyici sayısının iyimser bir bakışla 100’ü geçmediği düşünülürse Karaman’da bir panele katılanın 200 civarı olması manidardır, çok büyük başarıdır. İkinci olarak bu tür etkinliklerde etkileşim iki yönlüdür. Dinleyiciler sunum ve anlatımlardan ne kadar etkilenirse katılımcılar da misafirperverlik ve şehir izlenimlerinden o kadar etkilenirler. Nihayetinde bu panel de öyle oldu. Paneldeki üst düzey sunumların sahipleri Alaattin Aköz, Hacı Ahmet Şimşek, Veyis Güngör ve Numan Aruç da aldıkları olumlu enerji sayesinde Karaman ile sıkı bir bağ kurmuştur.

Ali Yağcı’yı anlatmak mı yaşamak mı?

En güzeli yaşamak derim yine de!


Yazının özgün metni için bakınız: