Yusuf Yıldırım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yusuf Yıldırım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

01/05/2022

Kara Düşmüş Yirmi Lira - Öykü

 

Kara Düşmüş Yirmi Lira

Yusuf Yıldırım



İncecikten başlamıştı. Önce parçalı siyah lekeler halindeki yollar, yavaş yavaş beyaza tamamlandı. Hafif rüzgârlı soğuk havanın savurduğu kar taneleri, şiddetlice çarparken yüzü acıtıyordu. Rüzgâr gittikçe hızlanırken kar da lapa lapaya yoğunlaşma eğilimindeydi. Büyük kavşağı atlarken hızlı ve sürekli spiraller çizen kar taneleri, tipi havasına büründü.



Ara sokağın köşesine gelindiğinde bir ilginçlik de hazırda bekliyordu. İkiye katlanmış bir yirmi lira, yarısı kara karılı halde yerde duruyordu. Kuruluğuna bakılırsa birkaç dakika önce düşmüştü. Sahibi, kaybettiğini ya ertesi gün fark edecek ya da hiç aklına bile gelmeyecekti. Bir an bile tereddüt etmedi. Eğildi. İşaret ve orta parmağının uçlarına sıkıştırarak aldı. Cebine bile sokmadan yola devam etti.


Acaba ne yapmalı idi? Yirmi lirayı harcamayı aklının ucundan bile geçirmedi. Onu en uygun, en ihtiyaçlı kişiye ulaştırmak tamamlanması gereken başlıca sorumluluktu. İlk aklına gelen, ilerideki sitenin kapıcısı oldu. Uzaktan da olsa görmüştü. Kulağına gelenlere göre temizdi, saf yürekliydi, sadece işini yapardı. İyiliği, yardımı hak ediyordu. Ama onun ne de olsa düzenli bir maaşı vardı. Yirmi lirayı ne etsin ki? Yirmi lira da olsa daha ihtiyaçlı biri mutlaka vardır…


Komşunun ilkokula giden küçük oğlunu hatırlayıverdi! O, öğretmenine bu parayı verir, öğretmeni de ihtiyaçlı birisine verebileceği gibi sınıf için ortak harcamada kullanıp yirmi lirayı uygunca değerlendirebilirdi. O zaman komşunun oğluna emanet edip bu yirmi lirayı öğretmenine ulaştırmak en iyi seçenek görünüyordu.


Kar, göz açtırmayacak kadar yoğunlaştı, yer, pamuktan bir örtüye dönüştü. Üzerinde minik yığınlar oluşturan kar taneleri, ayakkabıyı, yavaştan ıslatmaya başladı.  Kısmen kayganlaşan yol, demiryolu üzerindeki kambur köprünün ucuyla kesişiyor daha doğrusu orada bitiyordu. Kar yağışından mıdır, taşıt ya da canlı, köprü üzerinde bir tek nesne yok.


Kaymamaya dikkat ederek köprünün yaya yolu tarafından giderken, yaklaşan bir arabanın sesi duyuldu. Gelen, elektrikle çalışan kasası göreceli uzun bir üç tekerlekli idi. Kasasındaki koyun kuzu tersi, serpilmişçesine dağınıktı. Kabini naylonla kapalı idi. Öyle görünüyordu ki, üç tekerlekli, küçük hayvan taşımak için kullanılıyordu. Aynı hizada iken istem dışı biçimde şoför ile göz göze gelindi. Bakımsız olduğu her halinden belli olan esmer mi esmer, sert yüzlü şoför yüreği bölercesine keskin bir bakış atarak geçti gitti.


Elli metre sonra üç tekerlekli yavaşladı ve köprünün tam kamburunda durmaz mı?


Ne diye durmuştu, üç tekerlekli? Olabilecek en kötü şey bu olsa gerekti. Bu soğukta, bu ıssızlıkta, bu tenhada niye durmuştu? Üç tekerleklinin sürücüsü bir de el kol hareketi yapmasın mı? Ne demek istiyordu? Bir şey anlatmak, bir yardım mı istiyordu? Git git, durma dercesine yirmi lirayı tutan el ile yapılan işareti, sürücü anlamadı. Bekliyordu ve ara ara başını çıkarıp yüreği delen o bakışı tekrar ediyordu.


Yan yana geldiler. Bu kez kömür karası o yüzden, bir çift göz ve inci inci dişler parlıyordu. Ne kadar mutlu idi, üç tekerleklinin sürücüsü! Gözlerindeki ışıltı, içindeki mutluluk kıpırtısına tanıklık ediyordu. Belli ki, birisine yardım edecek, bu karda bu soğukta onu evine ulaştıracak ve bir işe yarayacaktı. Bu zavallıcığın kalbi, gökyüzünü kaplayacak bir iyilik ve sevgi taşıyordu.

- Nereye gidiyorsun, götüreyim!

- Ev yakın, sen durma, git!

- Binmeyecek misin, seni götüreyim!       

- Benim evim! (İleride bir yere bakarak ve el ile göstererek.) Benim evim karşıda!...


İşte o anda! Tam o anda… Beklenmedik bir şey oldu. Yalan değil, gerçek bu! O evi işaret eden ve yirmi lirayı iki parmak ucuyla tutan el, esmer yüzlü sert bakışlı ve inci inci dişlerle gülen sürücüye istem dışı uzandı.


Sahi! Bin kez düşünülse, bin kez planlansa akla gelmez bir olay, gerçekleşmek üzereydi. Evet, evet, bu yirmi lirayı bu gariban koyun çobanı kadar kim hak ederdi?


Gariban çoban şaşkındı. Bir yandan paraya bakıyor diğer yandan yayanın bir an evvel arabasına binmesini bekliyordu.


Kararsızdı. Yirmi liraya baktı, kaldı. Almak istercesine hafif eğildi.

-Çoluk çocuğuna kullan e mi?

Bu sesi duyunca tereddütsüzce biraz da mahcubiyetle kendisine uzatılan parayı aldı. Hala şaşkındı. Gözleri yirmi liraya takılı, kalmıştı. Gökyüzünü kaplayacak kadar büyük yüreği, birisine yardım etmek isterken bir yardımla karşı karşıyaydı. Teşekkür etmek istiyor ama hem mahcup hem de şaşkındı. Ne yapacağını bilemedi.


O an, yapması gerekeni yaptı. Üç tekerlekliyi tekrar çalıştırdı ve uzaklaştı. Kar yağışı arasında bir nokta kadar küçülerek gözden kayboldu.

Öyküyü orjinal metni ile okumak için tıklayınız.

Kara Düşmüş Yirmi Lira - Öykü

 Kara Düşmüş Yirmi Lira

Yusuf Yıldırım




25/03/2022

YUNUS EMRE’DE İNSANÎ DEĞERLER- RTEÜ Eğitim Fakültesi Konferansı

YUNUS EMRE’DE İNSANÎ DEĞERLER

Yusuf Yıldırım

RTEÜ

Eğitim Fakültesi

2021-2022 Akademik Yılı

Akademik Sosyal Kültürel Etkinlikler

25 Mart 2022 Cuma 16.00-17.00


17/11/2021

Yıldırım "Karaman'da Yunus Emre'yi ayrıcalıklı kılan çok önemli ögeler var!"

Yıldırım "Karaman'da Yunus Emre'yi ayrıcalıklı kılan çok önemli ögeler var!"



Yıldırım "Karaman'da Yunus Emre'yi ayrıcalıklı kılan çok önemli ögeler var!"

Röportaj: Yusuf Yıldırım

-Karaman, Yunus Emre konusunda yeterli bir arşive sahip midir?

Şu bir gerçek ki gerek tarihi hayatı olsun gerek eserleri açısından olsun Yunus Emre bir bilinmezlik içinde. Bu bilinmezliği zaten Yunus Emre kendisi yaratmış. Eserleri dışında kendi hayatına dair belge, tarihi eser vs. neredeyse somut hiçbir iz bırakmamış. Bu sözün gerçekliği, Yunus Emre’ye sahiplenen Manisa, Isparta, Afyon, Eskişehir, Aksaray, Ordu vb. şehirler için her zamankinden daha geçerli.

Karaman’a gelince!

Karaman’ı Yunus Emre’de ayrıcalıklı kılan çok önemli ögeler var. Mesela bu yıl yeterli destek bulsa idik Osmanlı Arşivindeki 100’ü aşkın Yunus Emre belgesini kitaplaştırıp ilgili yerlere takdim edecektik. Belki anlaşılmadı; Osmanlı Arşivindeki 100’e yakın Yunus Emre konulu belge ve dosya var. Ve bu belgelerin yüzde doksanı Karaman merkezlidir. 19. yy’dan itibaren oluşmuş sadece birkaç Yunus Emre belgesi de Karaman dışındaki şehirlere aittir.

Arşiv belgeleri bir yana Karaman halkı için tarih boyunca “Yunus Emre nerelidir?”, “Yunus Emre burada mıymış, orada mıymış!” diye bir sorun olmamış. Karaman’a Osmanlı gelmiş 1400’leirn ikinci yarısında. Yunus Emre Tekkesi mütevellisi, onlara Karamanoğullarından aldıkları vakfiyelerini göstermişler. Yunus Emre’nin tekkesini, vakfını, vakıf mülklerini, camisini, mezarını ve divanını göstermiş. Osmanlı katipleri de olduğu gibi ne gördülerse ne duydularsa kaydetmişler. Şimdi sanılıyor mu ki her şehirde Yunus Emre adına Karaman’da olduğu gibi yüzlerce kayıt var, belge var mekân var. Ve o kayıtlar 1470’lerden itibaren başlayacak. Mümkün değil. Hele hele Yunus Emre adına Karaman dışındaki şehirlerde 1400’lerden belge çıkmadığı gibi 1900’lere kadar oluşmamış da. Yine yoğun ve ayrıntılı araştırmalar gösterdi ki, Yunus Emre Camii, haziresi ve zikirhanesi Karamanoğulları döneminden kalma.

Evliya Çelebi’nin Karaman ziyareti, Yunus Emre Karaman ilişkisine  bir başka açıdan bakmamızı sağlar. Evliya Çelebi’nin Karaman’a geliş tarihi belli. 1671! Halk da ileri gelenler de Evliya Çelebi’ye Yunus Emre’nin camisini, divanını ve mezarını göstermiş. Evliya Çelebi de Karaman’da Yunus Emre adına ne gördü ne duydu ise Seyahatname’ye kaydetmiş.

Burası çok önemli, dikkat buyurun! Diyelim ki gerçekten birçok yerde birçok Yunus var. O zaman niye Osmanlı Devleti ve Evliya Çelebi sadece Karaman’da Yunus Emre varlığına ulaştılar?.. Evet bu soru bile Karaman’da Yunus Emre gerçekliğini kanıtlamaya ve kabul etmeye yeter de artar! Yeter ki, polemik olmasın, politik tavırlar araya girmesin.

Varsayalım ki, Karaman’da Yunus Emre adına hiçbir mekân, hiçbir belge olmasın! Diğer şehirlerde olduğu gibi sadece ona yapılmış makamı da olmasın. Ama durun bir kez. Yunus Emre’nin kendisinden geriye en önemli eseri, Yunus Emre Divanı’nın Karaman’da bir nüshası var. Hem de Yunus Emre Divanı nüshalarının en eskisi. İnsan sormaz mı hem de en eski Yunus Emre Divanı’nın Karaman’da ne işi var ve niye Yunus Emre Tekkesi envanterine kayıtlı! Hariçten gazel okuyanlar diyecek ki, İstanbul’daki kütüphanelere nasıl ulaştı ise Karaman’a ulaşmış. Hariçten gazel okumaya devam o zaman! Yunus Emre Divanı’nın Manisa, Eskişehir, Aksaray, Erzurum, Afyon, Isparta nüshaları var mıdır?.. Eğer laf ile sayılacak ise say say bitmez. Nerde!.. o şehirlerin hiçbirinde Yunus Emre Divanı yok. Bu iş lafla değil, belgesiyle, kültürüyle vardır.

Artık literatüre de kesin olarak girdi ki, Yunus Emre Divanı Karaman Nüshası en eski Yunus Emre Divanı’dır. Yunus Emre Divanı, yüzyıllar içinde 80’i aşkın nüsha ile çoğaltılmış. Bu nüshalar tıpatıp birbirlerine eş değildir. Yüzyıllar içinde nüshalar, nüshalarda şiirler, şiirlerin içinde beyitler, kelimeler değiştirilmiş. Bu durumda şiirleri özgün kalmış ve Yunus Emre’ye en yakın nüsha Karaman Nüshası’dır.

Yine hiçbir yerde olmadığı kadar Karaman’da Yunus Emre mekânı var. Talat Duru Amca’nın anlatımına göre geçmişte Yunus Emre’nin Karaman’daki mekanları, büyük bir tekke, misafirhane, imaret, kirişhane, debbağhane, değirmen vb yerlerle hem büyük bir işletme hem de külliye imiş. Maalesef 1957 yılında Karaman Belediyesi, bu yapıları bilinçsizce yıkmış, bir bakıma tarihi yok edilmiş.

Bu noktada Karaman Yunus Emre adına her türlü belgeye, malzemeye ve de kültürel mirasa her şehirden fazlasıyla sahiptir.

-Yunus Emre’nin Karamanlılığını kabul ettiremeyişimizin nedeni sizce nedir?

Evet o kadar yazara, ilim adamına ve o kadar çalışmaya rağmen Karaman, Yunus Emre konusunda mesafe alamamış görünüyor. Aslında bilimsel anlamda yapılması gereken her şey yapılmış. İbrahim Hakkı Konyalı, başta İstanbul, Ankara, Konya ve Karaman’da; “Yunus Emre’nin neden Karaman’da olduğunu” üst düzey çalışmalarla anlatmış. Devamında yine ulusalda büyük isim Cahit Öztelli, Yunus Emre Karaman ilişkisini var gücüyle dile getirmiş. Bunların üzerine Durmuş Ali Gülcan kitaplar yayınladı, gazete yazıları yazdı, konuşmalar yaptı. İbrahim Hulusi Güngör de Karaman’da, İstanbul’da ve Ankara’da özellikle arşiv araştırmalarıyla Yunus Emre’nin Karamanlılığını ispatladı. Ve Talat Duru Amca ömrünü Karaman’a ve Yunus Emre’ye verdi.

Tüm bu çalışmaların ve gayretin üstüne bir bu kadar konferans, sempozyum, panel vs. etkinlikler… Fakat alınan yol bir arpa boyunu geçmiyor gibi. Bu çalışmaların toplamı, sanki kapalı salonlarda, kitap sayfaları arasında kalmış görünüyor. Sanki bir şeyler unutulmuş atlanmış gibi…


Yunus Emre’ye sahiplenememenin altında yatan nedenlerden bir kısmı Karaman’la ilgili iken bir kısmı da Karaman dışı etkenlere bağlı. Mesela Yunus Emre adına ilk bilimsel çalışmayı yapan Fuat Köprülü, onu Eskişehir’de yatıyor gösterdi. Günümüzde Yunus Emre çalışanların büyük çoğunluğu Fuat Köprülü’nün ağzından çıkana bakıyor. Fuat Köprülü yaşasa ve “Yunus Emre Karaman’dadır.” dese herkes yine sorgulamadan “Yunus Emre Karaman’dadır!” diyecek. Yine Devlet, resmi, gayri resmi Yunus Emre’yi Eskişehir’de görmek istiyor. Hatta son zamanlara kadar ders kitaplarında Yunus Emre’nin mezarı Eskişehir’de diye yazıyordu. Ancak bunların hemen hepsi birer algı. Şu anda Yunus Emre’ye sahiplenen şehirlerin hemen hemen hepsi Yunus Emre’ye dayalı amatör, profesyonel etkinlikler yapıyor. Ama hiçbirinin elinde sihirli değnek yok. Mesela Eskişehir ne yaptı? Vatikan Kütüphanesinde bulunan bir Yunus Emre Divânı’nı sanki Eskişehir’de bulunmuşcasına öne çıkardı, heyecan yaptı. Ya bir de Eskişehir’de Yunus Emre Divanı bulunsa neler yaparlardı, bilinmez. Ne çare ki, ne Eskişehir’in ne de diğer şehirlerin elinde Yunus Emre adına kırıntı da olsa somut bir belge bilgi yok. Çok da yapabilecekleri bir şey yok! Sadece daha yüksek ses çıkarabilirler!

Tüm avantajlarına rağmen Karaman’ın elini kolunu bağlayan nedir? “Yunus Emre Karamanlıdır!” dayatmacılığı iş görüyor mu? Bu sloganının ötesine neden geçilemiyor? O zaman bir an evvel taraftar zihniyetinden çıkmak gerekiyor. Karaman’ın Yunus Emre konusunda yepyeni bir vizyonla ve yepyeni bir anlayışa geçmesi gerekiyor. Kışlasız asker, okulsuz öğrenci olmayacağı gibi müzesiz, kütüphanesiz, atölyesiz, merkezsiz Yunus Emre olmaz. Karaman Yunus Emre Kültür Merkezi, Yunus Emre Araştırma Merkezi, Yunus Emre Kütüphanesi, Yunus Emre Müzesi gibi birçok bilim, kültüre ve sanat alanındaki merkezi devreye sokarak uzun soluklu çalışmalara fırsat vermelidir.

Ya değilse bir altmış yıl daha “Yunus Emre Karamanlıdır!” diye bağırmaya devam edilir.

-Karaman Yunus Emre’nin mirasına yeterince sahip çıkabiliyor mu?

Yunus Emre ile yatıp kalkması gereken bir şehir zaviyesinden bakınca 2021, Karaman’da Yunus Emre işleri pek de iyi gitmiyor. Hatta denilebilir ki, bu kadar kötüsü olamazdı. Aksaray, Manisa, Eskişehir gibi Yunus Emre’yle kendini bütünleştiren şehirler hazırlıklara en az bir yıl önceden başladılar. Ve sanal, sosyal, kültürel ve bilimsel ortamların hepsinde kendilerini gösterdiler ve göstermeye devam ediyorlar. Karaman’ın yaya kalmasının tabi birçok nedeni var.

Ben şubat ayı içinde birçok kurum, STK, kişi ile görüşmeler yaparak “2021 Yunus Emre Anma ve Kutlama” yılına dair beklenti, kanaat ile endişelerimi açık açık ve kararlı biçimde paylaştım. Bazıları benim istişarelerimi niyet okuma gibi gördü, burun kıvırdı. Görüşlerime hak verenler yanında tamamen karşı olanlar da vardı. Ama benim görüp onların göremedikleri vardı. Onların hepsine şunu dedim: Sizi bu konuda şahit tutuyorum. Mayıs ayı geldiğinde benim sözlerimi hatırlayın, bakın Yusuf Yıldırım, ta yılın başından böyle demişti ve dediği söylediği gibi geçekleşti, diye sizi şahit tutuyorum!


Çok üzücü ki, mayıs ayı geldiğinde Karaman’da Yunus Emre etkinliklerinde bütünlük sağlanamadığından birçok paydaş, kendi projelerini kendileri gerçekleştirme yoluna gitmek durumunda kaldı. Ve bu noktada KMÜ, Karaman Belediyesi, KAREV ve KARTAP inisiyatif alarak şehir adına Yunus Emre adına projeler üretti ve üretmeye devam ediyor. Peki yeterli mi? Maalesef Karaman; daha etkili, daha kalıcı Yunus Emre projelerini gerçekleştirebilecek durumda idi, 2021 yılı için. Özellikle şehrin tamamını içine katabilecek basit, etkili ve az maliyetli Yunus Emre projeleri gerçekleştirilebilirdi.

Belirttiğim gerekçeler bir kehanet ya da kötü niyet okumadan ibaret değildi. Gerek insan odaklı sürdürülebilir projelerin planlanıp programlanamaması, gerek Covid 19 Salgını ve de zaman zaman fitne, dedikodunun baskın çıkması Yunus Emre etkinliklerinin önündeki başlıca engeller gibi göründü.

Bir de perdenin görünmeyen yüzü vardı. Halk, STK, Dernek Vakıf ve kurumlar düzeyinde Karaman 2021’e uzun vadeli hiçbir ciddi hazırlık yapmamıştı.

Bir kere Karaman 2021’e en az iki yıl önceden hazırlanmalı idi. Bizim düşündüğümüz kastettiğimiz etkinlikler, kültürün her alanında Yunus Emre adına yapılabilecek tüm etkinlikleri kapsar. Ve hedef kitlemizde 5 yaş grubu da var, 80 yaş grubu da! Hedef kitlelere kültürün her alanında proje üretmek, etkinlik yapmak üst düzey düşünce, profesyonel zihniyet, nitelikli insan topluluğu artı maliyet demek. Böyle yüksek etkinlikleri Karaman kaldırabilecek durumda idi. Ama en az iki yıl öncesinden planlı programlı hazırlıklar yapılmalı idi. Organizasyonun ne kadar zor olduğuna çok basit bir örnek. Önümüzdeki günlerde Yunus Emre Hatıra Parası çıkacak. Bakın hatıra para konusunda her şey hazır. Buna rağmen hatıra paranın çıkarılması 9 ay sürdü. Bir başka örneği şöyle verelim. Şu günler bir Yunus Emre paneli düşünülüyor. Ve dört beş konuklu panel için 20 gündür toplantılar yapılıyor. Sadece panelistleri aynı takvimde birleştirmek bir haftalık süreyi aldı. Bu arada panelist adaylarından 5-6’sı, takvimi elvermediği programa alınamadı. Velhasılı bir etkinlik için uzun soluklu planlama ve programlama gerekirken bir yıl sürecek Yunus Emre organizasyonu için çok çok önceden hazırlanmalı idi, Karaman.

Bunun dışında “Yunus Emre’nin Karamanlılığını kabul ettiremeyişimizin nedeni sizce nedir?” sorusunun cevabo bu sorunun cevabıdır. Devamında şunlar söylenebilir. “Yunus Emre Karamanlıdır!” sloganı üzerinden dayatmacı, kuru inat zihniyetiyle değil de diğer şehirleri de kapsayıcı ve kucaklayıcı söylemler ve anlayış geliştirmek, Karaman için yüceltici ve saygın kılıcıdır diye düşünüyorum.

Daha önemlisi, Yunus Emre’nin mirasına sahip çıkmanın yolu, onun düşünce dünyasını içselleştirmeden geçer. Herkes Yunus Emre’yi, “Sevelim, sevilelim”, “Şol cennetin ırmakları” gibi birkaç şiir ile bilir. 250’ye yakın şiirinde Yunus Emre’nin dünyasını derinlemesine gösteren
mesajlar saklı. Önemli olan her biri evrensel değer olan düşüncelerini yüklenebilmektir.

-Bugüne kadar Yunus Emre konusunda siz ne gibi çalışmaların içerisinde bulundunuz?

Yunus Emre çalışmalarım için 2020, 2021 ya da 2022’nin temelde hiçbir farkı yok. Bazen gıyabımda ya da dar mahfillerde “Yusuf bu kadar zaman çalıştı, tabi bu yıl semeresini görecek!” biçiminde güzel sözler sarf edilir. Oysa benim Yunus Emre çalışmalarımın özünde Yunus Emre’ye olan bağlılığım kadar onun düşünce ve değerlerinin ruhuma tam hitap etmesi vardır. Yaşamak için su, hava ne ise Yunus Emre de benim için odur. Buradan hareketle bilinenin ve sanılanın tersine benim Yunus Emre çalışmalarımın temeli, çok geriye, 1986 yılına dayanır. Şu da var ki, Karaman’a döndüğüm 2005 yılından bu yana Yunus Emre ve Karaman çalışmalarım hem ivmelendi hem de arttı. UNESCO’nun 2021’i “Yunus Emre Anma ve Kutlama Yılı” ilan etmesi benim çalışmalarımı sadece hızlandırdı. Birçoğu için 2021 ile Yunus Emre sona erecek. Ama hem Karaman için hem de benim için Yunus Emre hep devam edecek. Bir de uzak gibi görünen ama önümüzde duruveren bir 2040 var. 2040, Yunus Emre’nin doğumunun 800. yıldönümü. Karaman da şimdiden 2040’ı planlamaları arasına almalı, yıl yıl aşama aşama 2040’a hazırlanmalıdır.

Benim için Yunus Emre, bir ömür boyu soluklanma ve sığınak!

Yunus Emre’den beslenmek kadar onu çalışmak, paylaşmak da bir zevk, bir hazdır. Kitap, dergi, makale, köşe yazısı, bildiri, kitap bölümü, broşür, öykü, gezi yazısı başta olmak üzere Yunus Emre yayınlarım 100’e yaklaştı. Yunus Emre konferans ve gezi rehberliklerimin sayısı 50’yi geçmiştir. İçinde bulunduğum sempozyum, armağan kitap, panel organizasyonu sayısı 10’a yaklaştı.

Ancak beni sadece kitaplar, makaleler ve yazılarla bağlantılı Yunus Emre çalışıyor olarak düşünmek yanıltıcıdır. Kendi ürettiklerimin yanında kültürün tüm alanlarında Yunus Emre’nin temsil edilmesine kafa yormak, ilgili paydaşlarla ve uzmanlarla iletişim ve paylaşım halinde olmak ve proje gerçekleştirmek bir iş bir görev olmanın ötesinde gönülden bağlanış, gönülden tutunuştur.

-Bundan sonra ne gibi hedefleriniz ve projeleriniz var?

Talat Amca zaman zaman şöyle derdi. Bizden geçiyor. Bayrağı sen devir alıyorsun şimdi! Geriye dönüp baktığımda İbrahim Hakkı Konyalı’yı görüyorum. Cahit Öztelli’yi görüyorum. Baha Kayserilioğlu’nu, Kemal Kaynaş’ı, İbrahim Hulusî Güngör’ü, Durmuş Ali Gülcan’ı görüyorum. Ve Talat Duru Amca! Bunlar gerek ulusal ortamda gerekse de Karaman’da Yunus Emre’yi ilmek ilmek işlediler. Talat Duru Amca’nın bayrağı bana devretmesi ve Yunus Emre çalışmalarında beni onaylaması, diploma almak derecesinde bir onur. Bu büyüklerimin izinden giderek Yunus Emre çalışmak ve insanlara faydalı olmak kadar haz ve huzur veren bir şey olamaz. Şimdiye kadar yaptığım çalışmalar, yapmak istediklerimin yanında belki küçük bir oran. Bu noktada Yunus Emre’nin Karaman’daki varlığını tüm dünyaya kabul ettirebilmek kadar onun evrensel düşüncelerini tüm insanlığa yayabilmek benim başlıca davam ve ülkümdür.









05/06/2021

HAYATI VE TÜM YÖNLERİYLE YUNUS EMRE Yusuf Yıldırım



HAYATI VE TÜM YÖNLERİYLE YUNUS EMRE 

Yusuf Yıldırım

Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi Televizyonu

Karaman

5 Haziran 2021



Üryan soruşturma Yusuf Yıldırım

 


Üryan soruşturma

Yusuf Yıldırım

Söz’de Yunus, Siz’de Yunus… Söz’ün varlığa tercüman oluşunda Yunus ve bu tercümanlığın sizde bulduğu karşılıkta Yunus

                                        

Sözde Yunus

Soruların birçok cevabı var, Yunus Emre derinliğinden gelen.  Ayrıca Risâletü’n-Nushiyye, şerh edilmişçesine, okunmuşçasına hazırlanmış sorular. Çünkü bu soruların her birinin çok yönlü cevabı, Risâletü’n-Nushiyye’de hazır bekler.

Yunus Emre’de söz; tabi ki birinci eylemdir. Ancak nihâî amaç değildir. Söz onun düşüncelerinin, şiirle kurduğu anlam evrenin anlatılmasında ve anlaşılmasında aracıdır. Çünkü Yunus Emre’de sözden öze, özden öz varlık Allah’a bir yol vardır.

Risâletü’n-Nushiyye’nin iki önemli dizesindeki söz ve öze yapılan atıflar önemlidir. Sufi kimliği altında kendisine “sen” diliyle ağır bir eleştiri yaptıktan sonra sözü kendine getirir ve “sözüm kendözümedür nükte degül” der. Burada kinayeli söyleyişle iki incelik gizlenmiştir. Her ne kadar güzel söylese de söz söylemede birincil amaç, güzel, ince ve büyük söylemek değildir. Öncelik etkili ve kalıcı bir söyleyişle câna ve cân içi öze değinebilmektir. Bu ayrıntı önemlidir çünkü birçok şair, düşünür ve yazar, sözü bir incelik, bir anlam derinliği gözeterek söylemek isterken Yunus’un derdi câna bir yol açmaktır.

Bunun için de insanın kendini tanıması gerekir. Ne yanlıştır ki, insan; kendini doğuştan tanıdığını sanır. Oysa özde kendini bilmeyen insan; bir bedene sığdırılmış, yüzbinlerde duygu, değer ve düşüncenin bileşimi soyut bir varlıktır. O soyut varlığın tanınması Yunus Emre’de birincil görevdir. Ve Yunus Emre “seni şerh eyleyüb seni anasın”dizesiyle sürekli kendini düşünüp, kendini irdelemesini ve çözümlemesini ister, insandan. Dizedeki “seni şerh etme” insanın kendini en ince ayrıntısına kadar bilmesi, tanımasıdır. Böylece insan içindeki iki büyük güçten hangisini dost hangisinin düşman olduğunu görecektir. Bu güçlerden biri onu daha derindeki kendi cânına ulaştıracaktır. Bu bedenden öze bir yolculuktur. Nihâyeti Hakk’a ulaşmaktır.  Hakk’a ulaşmanın yolu, insanın kendini tanımasından geçer.

Siz’de Yunus…

Klişedir, o bir yana dünya bir yana! Yunus da öyle! “Sanki tüm şiirlerini, şiirlerindeki tüm duygu, düşünce, değerleri sadece benim için söylemiş” gibi bir hisse tutulurum. Erdemli yolların engebelerinde elimden tutar, beni götürür. Hayatın gerçeğini, asıl ufku, maddeyi, manayı, Hakk rotasını dosdoğruca, kolayca gösteriverir, öğretiverir. Burası daha çok afakîdir, herkes söyleyebilir. Şu var ki, insan için en zoru, diğer insanlarla giriştiği bin bir çeşit ilişkidir. Bu ilişki sarmalından ilkelice, saygınca çıkmanın yolu deyim yerinde tüyoları Hazreti Yunus’ta gizlidir. Çünkü o hem Risâletü’n-Nushiyye’de hem divanda doğru ve güzel yaşamanın anahtarını verir, okuyucusuna.

Daha ötesinde Yunus’un şiirini okumak, onunla konuşmaktan ziyâde onunla sohbettir, dem be dem, an içinde an tazelenmedir. Onun şiirlerine yüzünden bakmak, sadece sözcükleri okumaktır.  Asıl olan onunla konuşabilmek, ondan enerji alabilmektir. Bundandır ki, işaret ettiği asıl manaya yoğunlaşmak gerek.

Yunus Emre’nin dizeleri bir başlık, bir slogan gibi çarpıcıdır, etkileyicidir. Her bir sözü, içte bir duyguya, bir düşünce ya da değere karşılık gelir. Yunus Emre Hazret’in sözdeki asıl amacı da insandaki bu maneviyat noktalarını harekete geçirmektir.

Söz’ün varlığa tercüman oluşu…

Varlık Yunus Emre’de hem insandır hem de kâinattır. Varlığın yaratılışını, “bugından bug çıkardı” sözleriyle açıklar. Buğu, buhar anlamındaki bug, alemleri, galaksileri simgeler. Bu açıklama, hazarat-ı hams ya da tenezzülât-ı seb’a anlayışına göre varlığın katman katman yaratılışı görüşüne de uygundur. Bu noktada Yunus Emre Allah, varlık ve insan boyutunda geometrik bir koordinat çizer, soyut bir denklem oluşturur ki, insan kendisini Allah ve varlık karşısında zihnen konumlandırır. Hiç, cennet, cehennem, sidretülmüntehâ, ruhlar, melekler alemi gibi ayrıntılara girmez ki bu dünya yaşamının gereksizlerinden olduğunu bilerekten.

İnsan da iç dış yapısıyla ulu, mükemmel bir varlıktır.  Beden, nefis, gönül, akıl, kalp, cân ve sır biçiminde katmanlı bir yapıya sahiptir.  Beden görünendir, bilinendir. İçtekileri görmek için bir başka göz gerekir. Kimi zaman cihandır, kimi zaman alemdir o iç dünyanın adı.

“bu muhtasar cihân, iki cihanca” dizesiyle insanın kendi içinde iki büyük alem olduğunu “iki sultan durur sana havâle” dizesinde de bunların insanı yönetmek isteyen iki güç olduğu dile getirilir. Bu iki büyük gücün iyisi gönül, kötüsü nefistir. Her ikisi de daha içte olan câna ulaşmak, onu ele geçirmek ister. Nefis ele geçirirse şeytan galip gelecektir. Gönül canı tutar ve korursa Hakk yoluna devam edecektir.

key lâtîf cân gerek Şâh hazretinde

Hak yolunda cân; tertemiz, her şeyden arınmış sadece ilk günkü gibi bir nura dönüşmelidir. Çünkü cân da Allah’ın bir nurudur. Nur, lekesiz, katışıksız saf bir özdür. Cân da öyle olduğunda ancak Allah katına çıkabilecektir. Katışıksız bir cân olabilmenin yolu nefisten arınma kadar gönülden de vaz geçmekle olur. Kısaca “ağyar” gerçekleşmeli, kalpta Allah dışında ne varsa hepsi ayıklanmalı, dışarı atılmalıdır.

ölürise ten ölür cânlar ölesi degül

Ten yani beden toprak, su, hava ve ateşten, maddeden, nesneden yaratılmıştır. Maddi olan, sonludur, kusurludur. 

Ancak cân nurdandır. Nurda bozulma, eksilme, parçalanma, eskime gibi özellikler görülmez. O bir gün, koptuğu bütüne kavuşacaktır. Dolayısıyla geri gelmez.

Bu söyleşi, dergibi'de yayınlandı.

04/05/2021

Doğru kaynaklar üzerinden Yunus Emre'nin hayatı ve eserleri

 Doğru kaynaklar üzerinden Yunus Emre'nin hayatı ve eserleri

Yusuf Yıldıırm

Önder Karaman

facebook.com/karamanonder

4 Mayıs 2021



13/04/2021

Mezar Taşlarında Meslekler Yusuf Yıldırım Kuşadası

Mezar Taşlarında  Meslekler 

Yusuf Yıldırım

İslam Sonrası Türk Defin Kültürü ve Mezar Taşları

Sanatı Uzman Rehberlik Eğitimi

13 Nisan 2021

01/02/2018

Yunus Emre Bir ben vardır benden içerü



Yunus Emre Bir ben vardır benden içerü

Arkakapak, Yunus Emre, S 28, 2018 İstanbul, s. 25

Yunus Emre Divanı'nın Karaman nüshasını "asıl esere çok yakın belki de asıl eser" iddiasıyla yayınladınız. Bu iddiada bulunmanızı sağlayan Karaman nüshasının özelliği nedir?

Karaman Nüshası, kendisini diğer nüshaların bir adım önüne çıkaran üç önemli özelliğe sahiptir.
Karaman Nüshası, 13.-14. yy Anadolu Türkçesiyle yazılmış bir eserdir. Yani Yunus Emre’nin yaşadığı dönemin dil özelliklerini taşır. Bir başka deyişle 15. yy sonrası gelişen Anadolu Türkçesinden daha otantiktir. Göktürk yazıtlarında da bulunan çok sayıda arkaik kelimeyi barındırır.

Diğer önemli özelliği yazısıdır. 40 kadar Yunus divanının çoğunluğu, Osmanlı nesihiyle yazılmıştır. Birkaç Yunus divanının yazısı da reyhani ve talik hattındadır. Karaman Nüshası’nın yazısı ise harekeli Selçuklu nesihidir. Aşağıda da açıkladığımız üzere paleografik araştırmalarımız; Karaman Nüshası’nın en eski nüsha olabileceği sonucuna götürmüştür. Asıl nüsha diyebilmek için divanın aslının C14 vb yöntemlerle tarihlendirilerek yılının tespiti gerekmektedir.

Çok daha önemlisi Karaman Nüshası; bir tekkeye üstelik kendi adıyla anılan bir tekkeye ait tek nüshadır. Diğer Yunus divanlarının neredeyse hiç biri; bu ana özelliklere sahip değildir.

Karaman nüshasının tarihini tespit çalışmalarınızdaki süreçten ve izlediğiniz yoldan bahseder misiniz?

Divân-ı Yunus Emre Karaman Nüshası’nın müellif/müstensih ve tarih kaydı yoktur. Kamuoyuna çıktığı 1950’li yıllardan beri, Divan’ın yazıldığı dönem, uzmanlarca merak konusu olmuştur. Abdülbaki Gölpınarlı haricinde tüm uzmanlar, Karaman Nüshası’nı 14. yy yazması olarak kabul etmiştir. Ancak yüzyıl uzun bir zaman dilimidir.  Ve 14. yüzyılın sonunda yazı çok değişmiştir. Yüzyılın başında Selçuklu kültürünün etkisi baskındır.

Bu yüzden Karaman Nüshası’nın yazısını Divanü Lügati’t-Türk (1261 tarihli nüshası), Kutadgu Bilig (14. yy), Tevârih-i Âl-i Selçuk (1281) ve Müsâmeretü’l-Ahbar (1320) gibi önemli eserlerin yazıları ile harf ve kelime esasına göre karşılaştırdım. Karşılaştırma harflerin başta, ortada ve sonda yazılış biçimlerine göre yapılmıştır. Harf esasında dayalı karşılaştırma sistemi; bildiğim kadarı ile Türkiye’de de ilktir. Çünkü uzmanlar, yazıya şöyle bir bakıp kanaat bildirmekle yetinir. Ben ise dediğim gibi harf esasına göre karşılaştırma yaparak paleografya çalışmalarına bir standart getirdiğimi düşünüyorum.


Özgün metin için bakınız: