17/11/2021
Yıldırım "Karaman'da Yunus Emre'yi ayrıcalıklı kılan çok önemli ögeler var!"
Yıldırım "Karaman'da Yunus Emre'yi ayrıcalıklı kılan çok önemli ögeler var!"
Röportaj: Yusuf Yıldırım
-Karaman, Yunus Emre konusunda yeterli bir arşive sahip midir?
Şu bir
gerçek ki gerek tarihi hayatı olsun gerek eserleri açısından olsun Yunus Emre
bir bilinmezlik içinde. Bu bilinmezliği zaten Yunus Emre kendisi yaratmış.
Eserleri dışında kendi hayatına dair belge, tarihi eser vs. neredeyse somut
hiçbir iz bırakmamış. Bu sözün gerçekliği, Yunus Emre’ye sahiplenen Manisa,
Isparta, Afyon, Eskişehir, Aksaray, Ordu vb. şehirler için her zamankinden daha
geçerli.
Karaman’a
gelince!
Karaman’ı Yunus
Emre’de ayrıcalıklı kılan çok önemli ögeler var. Mesela bu yıl yeterli destek
bulsa idik Osmanlı Arşivindeki 100’ü aşkın Yunus Emre belgesini kitaplaştırıp
ilgili yerlere takdim edecektik. Belki anlaşılmadı; Osmanlı Arşivindeki 100’e
yakın Yunus Emre konulu belge ve dosya var. Ve bu belgelerin yüzde doksanı
Karaman merkezlidir. 19. yy’dan itibaren oluşmuş sadece birkaç Yunus Emre
belgesi de Karaman dışındaki şehirlere aittir.
Arşiv
belgeleri bir yana Karaman halkı için tarih boyunca “Yunus Emre nerelidir?”, “Yunus
Emre burada mıymış, orada mıymış!” diye bir sorun olmamış. Karaman’a Osmanlı
gelmiş 1400’leirn ikinci yarısında. Yunus Emre Tekkesi mütevellisi, onlara
Karamanoğullarından aldıkları vakfiyelerini göstermişler. Yunus Emre’nin
tekkesini, vakfını, vakıf mülklerini, camisini, mezarını ve divanını göstermiş.
Osmanlı katipleri de olduğu gibi ne gördülerse ne duydularsa kaydetmişler.
Şimdi sanılıyor mu ki her şehirde Yunus Emre adına Karaman’da olduğu gibi
yüzlerce kayıt var, belge var mekân var. Ve o kayıtlar 1470’lerden itibaren
başlayacak. Mümkün değil. Hele hele Yunus Emre adına Karaman dışındaki
şehirlerde 1400’lerden belge çıkmadığı gibi 1900’lere kadar oluşmamış da. Yine
yoğun ve ayrıntılı araştırmalar gösterdi ki, Yunus Emre Camii, haziresi ve
zikirhanesi Karamanoğulları döneminden kalma.
Evliya
Çelebi’nin Karaman ziyareti, Yunus Emre Karaman ilişkisine bir başka açıdan bakmamızı sağlar. Evliya Çelebi’nin
Karaman’a geliş tarihi belli. 1671! Halk da ileri gelenler de Evliya Çelebi’ye
Yunus Emre’nin camisini, divanını ve mezarını göstermiş. Evliya Çelebi de
Karaman’da Yunus Emre adına ne gördü ne duydu ise Seyahatname’ye kaydetmiş.
Burası çok
önemli, dikkat buyurun! Diyelim ki gerçekten birçok yerde birçok Yunus var. O
zaman niye Osmanlı Devleti ve Evliya Çelebi sadece Karaman’da Yunus Emre
varlığına ulaştılar?.. Evet bu soru bile Karaman’da Yunus Emre gerçekliğini
kanıtlamaya ve kabul etmeye yeter de artar! Yeter ki, polemik olmasın, politik
tavırlar araya girmesin.
Varsayalım ki, Karaman’da Yunus Emre adına hiçbir mekân, hiçbir belge olmasın! Diğer şehirlerde olduğu gibi sadece ona yapılmış makamı da olmasın. Ama durun bir kez. Yunus Emre’nin kendisinden geriye en önemli eseri, Yunus Emre Divanı’nın Karaman’da bir nüshası var. Hem de Yunus Emre Divanı nüshalarının en eskisi. İnsan sormaz mı hem de en eski Yunus Emre Divanı’nın Karaman’da ne işi var ve niye Yunus Emre Tekkesi envanterine kayıtlı! Hariçten gazel okuyanlar diyecek ki, İstanbul’daki kütüphanelere nasıl ulaştı ise Karaman’a ulaşmış. Hariçten gazel okumaya devam o zaman! Yunus Emre Divanı’nın Manisa, Eskişehir, Aksaray, Erzurum, Afyon, Isparta nüshaları var mıdır?.. Eğer laf ile sayılacak ise say say bitmez. Nerde!.. o şehirlerin hiçbirinde Yunus Emre Divanı yok. Bu iş lafla değil, belgesiyle, kültürüyle vardır.
Artık
literatüre de kesin olarak girdi ki, Yunus Emre Divanı Karaman Nüshası
en eski Yunus Emre Divanı’dır. Yunus Emre Divanı, yüzyıllar
içinde 80’i aşkın nüsha ile çoğaltılmış. Bu nüshalar tıpatıp birbirlerine eş
değildir. Yüzyıllar içinde nüshalar, nüshalarda şiirler, şiirlerin içinde
beyitler, kelimeler değiştirilmiş. Bu durumda şiirleri özgün kalmış ve Yunus
Emre’ye en yakın nüsha Karaman Nüshası’dır.
Yine hiçbir
yerde olmadığı kadar Karaman’da Yunus Emre mekânı var. Talat Duru Amca’nın
anlatımına göre geçmişte Yunus Emre’nin Karaman’daki mekanları, büyük bir
tekke, misafirhane, imaret, kirişhane, debbağhane, değirmen vb yerlerle hem
büyük bir işletme hem de külliye imiş. Maalesef 1957 yılında Karaman
Belediyesi, bu yapıları bilinçsizce yıkmış, bir bakıma tarihi yok edilmiş.
Bu noktada
Karaman Yunus Emre adına her türlü belgeye, malzemeye ve de kültürel mirasa her
şehirden fazlasıyla sahiptir.
-Yunus Emre’nin Karamanlılığını kabul ettiremeyişimizin nedeni sizce nedir?
Evet o kadar
yazara, ilim adamına ve o kadar çalışmaya rağmen Karaman, Yunus Emre konusunda
mesafe alamamış görünüyor. Aslında bilimsel anlamda yapılması gereken her şey
yapılmış. İbrahim Hakkı Konyalı, başta İstanbul, Ankara, Konya ve Karaman’da; “Yunus
Emre’nin neden Karaman’da olduğunu” üst düzey çalışmalarla anlatmış. Devamında
yine ulusalda büyük isim Cahit Öztelli, Yunus Emre Karaman ilişkisini var
gücüyle dile getirmiş. Bunların üzerine Durmuş Ali Gülcan kitaplar yayınladı,
gazete yazıları yazdı, konuşmalar yaptı. İbrahim Hulusi Güngör de Karaman’da,
İstanbul’da ve Ankara’da özellikle arşiv araştırmalarıyla Yunus Emre’nin
Karamanlılığını ispatladı. Ve Talat Duru Amca ömrünü Karaman’a ve Yunus Emre’ye
verdi.
Yunus
Emre’ye sahiplenememenin altında yatan nedenlerden bir kısmı Karaman’la ilgili
iken bir kısmı da Karaman dışı etkenlere bağlı. Mesela Yunus Emre adına ilk
bilimsel çalışmayı yapan Fuat Köprülü, onu Eskişehir’de yatıyor gösterdi. Günümüzde
Yunus Emre çalışanların büyük çoğunluğu Fuat Köprülü’nün ağzından çıkana
bakıyor. Fuat Köprülü yaşasa ve “Yunus Emre Karaman’dadır.” dese herkes yine
sorgulamadan “Yunus Emre Karaman’dadır!” diyecek. Yine Devlet, resmi, gayri resmi
Yunus Emre’yi Eskişehir’de görmek istiyor. Hatta son zamanlara kadar ders
kitaplarında Yunus Emre’nin mezarı Eskişehir’de diye yazıyordu. Ancak bunların
hemen hepsi birer algı. Şu anda Yunus Emre’ye sahiplenen şehirlerin hemen hemen
hepsi Yunus Emre’ye dayalı amatör, profesyonel etkinlikler yapıyor. Ama
hiçbirinin elinde sihirli değnek yok. Mesela Eskişehir ne yaptı? Vatikan
Kütüphanesinde bulunan bir Yunus Emre Divânı’nı sanki Eskişehir’de bulunmuşcasına
öne çıkardı, heyecan yaptı. Ya bir de Eskişehir’de Yunus Emre Divanı
bulunsa neler yaparlardı, bilinmez. Ne çare ki, ne Eskişehir’in ne de diğer
şehirlerin elinde Yunus Emre adına kırıntı da olsa somut bir belge bilgi yok. Çok
da yapabilecekleri bir şey yok! Sadece daha yüksek ses çıkarabilirler!
Tüm
avantajlarına rağmen Karaman’ın elini kolunu bağlayan nedir? “Yunus Emre
Karamanlıdır!” dayatmacılığı iş görüyor mu? Bu sloganının ötesine neden
geçilemiyor? O zaman bir an evvel taraftar zihniyetinden çıkmak gerekiyor.
Karaman’ın Yunus Emre konusunda yepyeni bir vizyonla ve yepyeni bir anlayışa
geçmesi gerekiyor. Kışlasız asker, okulsuz öğrenci olmayacağı gibi müzesiz,
kütüphanesiz, atölyesiz, merkezsiz Yunus Emre olmaz. Karaman Yunus Emre Kültür
Merkezi, Yunus Emre Araştırma Merkezi, Yunus Emre Kütüphanesi, Yunus Emre
Müzesi gibi birçok bilim, kültüre ve sanat alanındaki merkezi devreye sokarak
uzun soluklu çalışmalara fırsat vermelidir.
Ya değilse
bir altmış yıl daha “Yunus Emre Karamanlıdır!” diye bağırmaya devam edilir.
-Karaman Yunus Emre’nin mirasına yeterince sahip çıkabiliyor mu?
Yunus Emre
ile yatıp kalkması gereken bir şehir zaviyesinden bakınca 2021, Karaman’da
Yunus Emre işleri pek de iyi gitmiyor. Hatta denilebilir ki, bu kadar kötüsü
olamazdı. Aksaray, Manisa, Eskişehir gibi Yunus Emre’yle kendini bütünleştiren
şehirler hazırlıklara en az bir yıl önceden başladılar. Ve sanal, sosyal,
kültürel ve bilimsel ortamların hepsinde kendilerini gösterdiler ve göstermeye
devam ediyorlar. Karaman’ın yaya kalmasının tabi birçok nedeni var.
Ben şubat
ayı içinde birçok kurum, STK, kişi ile görüşmeler yaparak “2021 Yunus Emre Anma
ve Kutlama” yılına dair beklenti, kanaat ile endişelerimi açık açık ve kararlı
biçimde paylaştım. Bazıları benim istişarelerimi niyet okuma gibi gördü, burun
kıvırdı. Görüşlerime hak verenler yanında tamamen karşı olanlar da vardı. Ama
benim görüp onların göremedikleri vardı. Onların hepsine şunu dedim: Sizi bu
konuda şahit tutuyorum. Mayıs ayı geldiğinde benim sözlerimi hatırlayın, bakın
Yusuf Yıldırım, ta yılın başından böyle demişti ve dediği söylediği gibi
geçekleşti, diye sizi şahit tutuyorum!
Çok üzücü
ki, mayıs ayı geldiğinde Karaman’da Yunus Emre etkinliklerinde bütünlük
sağlanamadığından birçok paydaş, kendi projelerini kendileri gerçekleştirme
yoluna gitmek durumunda kaldı. Ve bu noktada KMÜ, Karaman Belediyesi, KAREV ve
KARTAP inisiyatif alarak şehir adına Yunus Emre adına projeler üretti ve
üretmeye devam ediyor. Peki yeterli mi? Maalesef Karaman; daha etkili, daha
kalıcı Yunus Emre projelerini gerçekleştirebilecek durumda idi, 2021 yılı için.
Özellikle şehrin tamamını içine katabilecek basit, etkili ve az maliyetli Yunus
Emre projeleri gerçekleştirilebilirdi.
Belirttiğim
gerekçeler bir kehanet ya da kötü niyet okumadan ibaret değildi. Gerek insan
odaklı sürdürülebilir projelerin planlanıp programlanamaması, gerek Covid 19
Salgını ve de zaman zaman fitne, dedikodunun baskın çıkması Yunus Emre
etkinliklerinin önündeki başlıca engeller gibi göründü.
Bir de
perdenin görünmeyen yüzü vardı. Halk, STK, Dernek Vakıf ve kurumlar düzeyinde
Karaman 2021’e uzun vadeli hiçbir ciddi hazırlık yapmamıştı.
Bir kere
Karaman 2021’e en az iki yıl önceden hazırlanmalı idi. Bizim düşündüğümüz
kastettiğimiz etkinlikler, kültürün her alanında Yunus Emre adına yapılabilecek
tüm etkinlikleri kapsar. Ve hedef kitlemizde 5 yaş grubu da var, 80 yaş grubu
da! Hedef kitlelere kültürün her alanında proje üretmek, etkinlik yapmak üst
düzey düşünce, profesyonel zihniyet, nitelikli insan topluluğu artı maliyet
demek. Böyle yüksek etkinlikleri Karaman kaldırabilecek durumda idi. Ama en az
iki yıl öncesinden planlı programlı hazırlıklar yapılmalı idi. Organizasyonun
ne kadar zor olduğuna çok basit bir örnek. Önümüzdeki günlerde Yunus Emre
Hatıra Parası çıkacak. Bakın hatıra para konusunda her şey hazır. Buna rağmen
hatıra paranın çıkarılması 9 ay sürdü. Bir başka örneği şöyle verelim. Şu
günler bir Yunus Emre paneli düşünülüyor. Ve dört beş konuklu panel için 20
gündür toplantılar yapılıyor. Sadece panelistleri aynı takvimde birleştirmek
bir haftalık süreyi aldı. Bu arada panelist adaylarından 5-6’sı, takvimi
elvermediği programa alınamadı. Velhasılı bir etkinlik için uzun soluklu
planlama ve programlama gerekirken bir yıl sürecek Yunus Emre organizasyonu
için çok çok önceden hazırlanmalı idi, Karaman.
Bunun
dışında “Yunus Emre’nin Karamanlılığını kabul ettiremeyişimizin nedeni sizce
nedir?” sorusunun cevabo bu sorunun cevabıdır. Devamında şunlar söylenebilir.
“Yunus Emre Karamanlıdır!” sloganı üzerinden dayatmacı, kuru inat zihniyetiyle
değil de diğer şehirleri de kapsayıcı ve kucaklayıcı söylemler ve anlayış
geliştirmek, Karaman için yüceltici ve saygın kılıcıdır diye düşünüyorum.
Daha
önemlisi, Yunus Emre’nin mirasına sahip çıkmanın yolu, onun düşünce dünyasını
içselleştirmeden geçer. Herkes Yunus Emre’yi, “Sevelim, sevilelim”, “Şol
cennetin ırmakları” gibi birkaç şiir ile bilir. 250’ye yakın şiirinde Yunus
Emre’nin dünyasını derinlemesine gösteren
mesajlar saklı. Önemli olan her biri
evrensel değer olan düşüncelerini yüklenebilmektir.
-Bugüne kadar Yunus Emre konusunda siz ne gibi çalışmaların içerisinde bulundunuz?
Yunus Emre
çalışmalarım için 2020, 2021 ya da 2022’nin temelde hiçbir farkı yok. Bazen
gıyabımda ya da dar mahfillerde “Yusuf bu kadar zaman çalıştı, tabi bu yıl
semeresini görecek!” biçiminde güzel sözler sarf edilir. Oysa benim Yunus
Emre çalışmalarımın özünde Yunus Emre’ye olan bağlılığım kadar onun düşünce ve
değerlerinin ruhuma tam hitap etmesi vardır. Yaşamak için su, hava ne ise Yunus
Emre de benim için odur. Buradan hareketle bilinenin ve sanılanın tersine benim
Yunus Emre çalışmalarımın temeli, çok geriye, 1986 yılına dayanır. Şu da var
ki, Karaman’a döndüğüm 2005 yılından bu yana Yunus Emre ve Karaman çalışmalarım
hem ivmelendi hem de arttı. UNESCO’nun 2021’i “Yunus Emre Anma ve Kutlama Yılı”
ilan etmesi benim çalışmalarımı sadece hızlandırdı. Birçoğu için 2021 ile Yunus
Emre sona erecek. Ama hem Karaman için hem de benim için Yunus Emre hep devam
edecek. Bir de uzak gibi görünen ama önümüzde duruveren bir 2040 var. 2040, Yunus
Emre’nin doğumunun 800. yıldönümü. Karaman da şimdiden 2040’ı planlamaları
arasına almalı, yıl yıl aşama aşama 2040’a hazırlanmalıdır.
Benim için Yunus
Emre, bir ömür boyu soluklanma ve sığınak!
Yunus
Emre’den beslenmek kadar onu çalışmak, paylaşmak da bir zevk, bir hazdır. Kitap,
dergi, makale, köşe yazısı, bildiri, kitap bölümü, broşür, öykü, gezi yazısı
başta olmak üzere Yunus Emre yayınlarım 100’e yaklaştı. Yunus Emre konferans ve
gezi rehberliklerimin sayısı 50’yi geçmiştir. İçinde bulunduğum sempozyum,
armağan kitap, panel organizasyonu sayısı 10’a yaklaştı.
Ancak beni
sadece kitaplar, makaleler ve yazılarla bağlantılı Yunus Emre çalışıyor olarak
düşünmek yanıltıcıdır. Kendi ürettiklerimin yanında kültürün tüm alanlarında
Yunus Emre’nin temsil edilmesine kafa yormak, ilgili paydaşlarla ve uzmanlarla
iletişim ve paylaşım halinde olmak ve proje gerçekleştirmek bir iş bir görev
olmanın ötesinde gönülden bağlanış, gönülden tutunuştur.
-Bundan sonra ne gibi hedefleriniz ve projeleriniz var?
Talat Amca
zaman zaman şöyle derdi. Bizden geçiyor. Bayrağı sen devir alıyorsun şimdi!
Geriye dönüp baktığımda İbrahim Hakkı Konyalı’yı görüyorum. Cahit Öztelli’yi
görüyorum. Baha Kayserilioğlu’nu, Kemal Kaynaş’ı, İbrahim Hulusî Güngör’ü,
Durmuş Ali Gülcan’ı görüyorum. Ve Talat Duru Amca! Bunlar gerek ulusal ortamda
gerekse de Karaman’da Yunus Emre’yi ilmek ilmek işlediler. Talat Duru Amca’nın
bayrağı bana devretmesi ve Yunus Emre çalışmalarında beni onaylaması, diploma
almak derecesinde bir onur. Bu büyüklerimin izinden giderek Yunus Emre çalışmak
ve insanlara faydalı olmak kadar haz ve huzur veren bir şey olamaz. Şimdiye
kadar yaptığım çalışmalar, yapmak istediklerimin yanında belki küçük bir oran.
Bu noktada Yunus Emre’nin Karaman’daki varlığını tüm dünyaya kabul ettirebilmek
kadar onun evrensel düşüncelerini tüm insanlığa yayabilmek benim başlıca davam
ve ülkümdür.
01/11/2021
Karaman’da Yunus Emre’nin Huzurunda İstimdat
Karaman’da Yunus Emre’nin Huzurunda İstimdat
Yusuf Yıldırım
Şehre en güzel giriş tren
garındandır. El açmışçasına çarşıdan gara uzanan İstasyon Caddesi yolcuyu içeri
buyur ederken sokak lambaları da temennâ duruşuyla selamdadır. Bir ters L
çizildiğinde dirsekte Aktekke, biten noktada da Yunus Emre Camii ve Türbesi
vardır.
Şehirde ilk mihmandar, Aktekke Camii.
Mâder-i Mevlâna Camii ya da Karaman Mevlevîhânesi adıyla da tarihte şöhretlidir. Dışarıdan tipik bir Osmanlı camisi görünse de içinde bir semahane, türbe ve mescit saklı. İleri sol köşedeki kafesli mezarda Mevlana’nın annesi Mümine Hatun var. Mevlâna Karaman’da bulundukları yedi yıl içinde birçok acı ve sevinci bir arada yaşadı.
En baştan, Yunus Emre, Tapduk Emre, Oğul İsmail, Yunus Emre Türbesi, |
Şehre atılan ilk maya, Mevlana’dan ise ikincisi Yunus Emre’dendir.
Aktekke Camii’nin yaklaşık beş yüz metre doğusundaki Yunus
Emre Külliyesine hafif rampadan ve çirkin apartman blokları arasından girilir. Kendisiyle ilintili şehirlerde
genellikle bir makam yeri ya da türbe kalıntısı var iken Karaman’da, çoğunluğu tarihe gömülmüş olsa da Yunus Emre adına cami, tekke, türbe,
imaret, kirişhane, misafirhane, hazire gibi kurum ve mekanlar vardır. Tüm bunlar bir yana Yunus Emre’nin
ölümsüz eseri Divân’ın en eski nüshası da Karaman’dadır.
Yunus Emre Külliyesi günümüzde bir yapı, bir parktan ibaret
görünse de aslında cami,
zikirhane, türbe ve hazireyle birleşik çoklu mekandır. Her bir bölümünün her bir duvarının her
bir taşında yüzlerce yıl geriden gelen hikayeler, hatıralar ve kayıtlar saklıyor,
bu mekân. Camide
iki ayrı dönemin mimari özelliği göze çarpıyor. Mimârân-ı Hassanın (Osmanlı saray mimarları) esere bir el
attığı her halinden belli. Sekiz
yığma sütun üzerine yerleştirilmiş kubbe ile cami, Edirne Selimiye’yi
çağrıştırır. Mihrap ve ön pencereler, Osmanlı mimarisinden çok Selçuklu
üslubunun özelliklerinde. Buraya eli dokunan mimar, özgün bölümleri koruyup bir
bakıma giydirme yaparak mekânı yeni
baştan tasarlamış görünüyor.
Caminin sağ yanı zikirhane. Bilmeyen birisi, zikirhaneyi
camiden bir bölüm gibi algılayabilir. Burası
ikili kemer sistemiyle üç sahnlı bir yapı olarak Karamanoğlu Beyliği mimarisinin
küçük ve tipik bir örneğidir. Batı duvarındaki iki pencere ise yandaki türbeye
açılır.
Yunus Emre’nin türbesi!
Türbenin asıl girişi batıdaki kemerli alçak kapıdandır. Solundaki hacet penceresi dışarıyı gören tek yeridir. Evliya Çelebi de Yunus Emre’ye buradan istimdâtta bulunmuş. Gezilerinde aynı zamanda Yunus Emre’nin peşine düşen Evliya Çelebi, Anadolu’da ayak basmadık yer bırakmamış; Avrupa, Azerbaycan İran, Irak, Mısır derken dönemindeki dünyanın yarısını görmüş. Nihayet, 1672 yılında geldiği Karaman’ı enine boyuna tarar; ne kadar tarihi eser var ise görür, inceler ve kaydeder. Halk bir de Yunus Emre Camisi’ne Evliya Çelebi’yi götürür. Evliya Çelebi inanmakta zorluk çeker çünkü ilk kez Anadolu’da son üstelik son derece de doğal biçimde Yunus Emre’den söz eden bir yöre halkıyla karşı karşıyadır.
- Yunus
Emre burada mı yatıyor?
- Evet!
Evliya
Çelebi emin olmak ister!
- Herhangi bir Yunus olmasın, dediğiniz Yunus.
- Hayır, biz sadece “Hazret-i Sultan Yunus
Emre kaddese sirrahu”yu biliriz.
- Şu meşhur
Yunus Emre mi?
- Ta kendisi!
- Türkçe
ve tasavvufî şiirleriyle her yerde tanınan ve bilinen Yunus Emre?
- Evet,
divanı bakın zikirhanede. Biz her zaman onu okuruz, zaten!
Evliya
Çelebi bu cevaplardan ikna olarak ve sevinçle Seyahatnâme’ye şöyle
yazacaktır:
Ve Kirişçi Baba Camii’nde Yunus Emrem Hazretleri merkadi, Türkîce tasavvufâne ebyât eş’âr-ı ilâhiyâtı meşhûr-ı âfâktır. (…) âsitânesine bu âsi yüzüm sürüb ruhâniyyetlerinden istimdâd taleb etdük…. (Evliya Çelebi Seyahatnamesi Anadolu Suriye Hicaz 1671-1672, Mf. V., C 9, İstanbul 1935, s. 315)
Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi’nin söyledikleri şöyledir:
Türkçe ve tasavvufi şiirleri çok tanınan Yunus Emrem Hazretlerinin mezarını Karaman’da Kirişçi Baba Camii’nde buldum. Ve onun mezarına bu isyankâr yüzümü sürüp ruhaniyetinden istimdâtta bulundum.
Evliya
Çelebi’nin izinden türbeye girmek ayrı bir heyecan! Türbe dediğin sadece yürüyecek kadar
boşluğu olan ufacık ve daracık yer. İçeride dört adet sanduka var. Kapı
tarafından karşı köşeye çömelivermek ve orada hiç rahatsızlık vermeden ve hiç
kalkmayacakmış gibi oturmak!.. Yunus’la capcanlı karşılaşmışcasına bir hava
sarıyor ortamı. Heyecanın yanında bir titreme alıyor insanı. Sanki bedenden
değil! Kalpten de... Nasıl bir titreme bu? İstem dışı içten içte bir kaynama,
bir fokurdama. Özden öze buram buram bir karışma, bir kaynaşma gerçekleşiyor
sanki.
Zikirhane'den Yunus Emre Camii |
Bir başka farkındalık daha var türbede. Bir koku!.. Tanımsız…
Parfüm mü sıkmışlar? Asla bu koku, parfüm ucuzluğunda değil. Koku alma organı
burun, kokuyu başka bir tanılama girişiminde. Mis?.. Ama nafile. Bir çerağdan
yayılma yanığın kokusu gibi. Yunus Emre Hazretlerinin doğrudan ayak ucuna
götürüyor, bu tarif edilemez hoşluktaki o güzel koku! Evet koku buradan
geliyor.
İkindin güneşi, Hazret’in sandukası üzerine sarkarken içeriyi
loştan biraz fazla aydınlık basıyor. Hazret’in
yanındaki sanduka tabi ki, mürşidi, biricik manevi rehberi Tapduk Emre’ye ait.
Puşideli ahşap sandukanın altında özgün taş sanduka var. Hem Yunus Emre’nin hem
de Tapduk Emre’nin çatma tip taş sandukaları birebir aynı. Ancak ne tam Osmanlı
ne de Selçuklu ve de Karamanoğlu üslubunda?.. Yunus Emre’nin oğlu ve kızı da
ölünce babalarının yanına gömülmüşler. O sebeple üçüncü sanduka oğlu İsmail’in,
dördüncü sanduka adı bilinmeyen kızının...
Yunus Emre Camii kubbe |
Türbenin
duvarları da kendi dilinden konuşmakta görmesini bilenlere. Kuzey duvarı düzgün
kesme küfeki taşından. Daha eski olan diğer duvarlar moloz ve küfekinin
yumuşağı olan tüf taşından. Karaman’da bu tür taşlara gözenekli yapısından
dolayı peynir taşı ya da çürük taş denilmekte. Türbenin batı ve doğu
tarafındaki moloz taşlı duvarlara ayrıca ardıç ağacından hatıl gidilmiş. Sert
lifli yapısıyla ardıç, çürümeye ve böceklenmeye karşı son derece dayanıklı. Bu
hatıllar muhtemelen türbenin ilk yapılışından kalma. Yani yedi yüz yıllık.
Karaman tarihi eserlerinden 600 yıllık İbrahim Bey Türbesi’nin hatılları da
neredeyse aynısından.
Huzurdan
ayrılmak çok zor. Ama Evliya Çelebi gibi bir Fatiha okuyup Hazret’in
ruhaniyetinden istimdâtta bulunup ziyarete son vermek, bir dahaki buluşmaya
sözleşmek en güzeli…
Özgün metin için bakınız:
22/02/2021
Yunus Emre hatıra parası da nedir?
Çıkarılması mümkün olmayan bir gol, algıları darmadağan edecek ve Karaman’ı rahatlatacak bir proje niteliğinde! Kuşkusuz, son yıllardaki en büyük kültürel başarılardan biri olacaktır, Karaman adına, böyle bir çalışmayı başarmak.
19 Şubat Cuma günü, Lütfi Elvan Kongre Merkezinde Valilikçe düzenlenen
“2021 UNESCO Yunus Emre Yılı” etkinliklerine dair toplantıya 100’e yakın
tüzel ve gerçek kişi katıldı. Bu tür toplantıların rutininde olması gereken ne
varsa orada yaşandı. Söz alanlar kadar söz alması gerekip de söz almayanlar da
vardı. Eleştirel bir bakış sergilemeyeceğim ama verimlice, etkilice bir
toplantı olduğu kanısındayım.
Bu toplantıda benim çok önemsediğim proje önerilerinden biri olan
“Yunus Emre Hatıra Parası” KAREV Başkanı Veli Bozkır tarafından
vurgulandı. Bu konuyu; 01 Şubat 2021 tarihli “2021 UNESCO Yunus Emre Yılı
Etkinlik Yaklaşımları” yazımda “Yunus Emre Hatıra Gümüş ve Altın Para” başlığı altında proje önerisi olarak dile getirmiştim (https://yazaryusufyildirim.blogspot.com/2021/01/2021-unesco-yunus-emre-yili-etkinlik.html).
“Yunus Emre Hatıra Parası” ilk
kez keşfedilmiş bir fikir değil. Zaten Darphane, her yıl altın ya da gümüş hatıra
para çıkarmakta. Bizim için bu fikri
özgün kılan; Karaman özelinde bir Yunus Emre Hatıra parası çıkarma
düşüncesidir. Bu konu ilk kez 2020 Aralık ayında Ali Yağcı tarafından özel
gündemimize sokuldu. Çok güzel, çok özgün olan “Yunus Emre Hatıra Parası”
düşüncesini, enine boyuna ve uzun uzadıya tartıştık, değerlendirdik. Ortaya
çıkan tabloya göre “Yunus Emre Hatıra Parası”nın ön yüzünde Yunus
Emre’nin silüeti ve divanı olmalıdır. Uygun boşluğa da YUNUS
EMRE ve YUNUS EMRE DİVANI mutlaka ve mutlaka yazılmalıdır. Kenar
kuşağına da Yunus Emre’nin güzel bir beyti ya da dizesi yerleştirilmelidir. Paranın
arka yüzünde Yunus Emre Camii olmalı ve uygun yerinde “KARAMAN YUNUS
EMRE CAMİİ” yazmalıdır.
KAREV Başkanı Sayın Veli Bozkır konuya çok vakıf. Ötesinde inanmış ve görev olarak üstlenmiş
durumda. Çünkü bu konuda, Karaman’ın eli şartlar ve ortam gereği çok kuvvetli.
Sözün başında söylediğim gibi bu
projenin stratejik ve psikolojik boyutu daha önemli! Bu projeyi Karaman
başarırsa; şapka çıkartılacak bir gol atmış olacak ve zaten güçlü olan
Karaman-Yunus Emre bağlantısını daha da güçlendirecektir. Önemli bir algı
değişikliği ve psikolojik bir kırılmaya da neden olacaktır.
Sırada bir önemli proje daha
var. Temmuz ayından beri görüşmeleri süren bu çok çok önemli projeyi de
inşallah gerçekleştikten sonra yazmak görev olacaktır. Bu yüce projeyi gerçekleştirecek kişilere “Allah
yardım ve kolaylıklar sağlasın!”. Bireysel projelerime de inşallah yeri geldikçe
değineceğim.
02/02/2021
01/09/2020
Süheyl Ünver’in Yunus Emre notlarına bakış
Süheyl Ünver’in Yunus Emre notlarına bakış
Yusuf YILDIRIM
“Babamın
eski yazılı metinlerini maalesef okuyamıyorum.”, diyor
bir konuşmasında, Gülbün Mesara Hanım! Ve Hoca’nın “Mutlaka öğrenin demesine
rağmen bir türlü ileri seviyede eski yazıyı öğrenemedik.” sözlerini de
ilave ediyor. Osmanlı’nın son döneminde yetişip Cumhuriyet döneminde de ürün
veren İsmail Hakkı Uzunçarşılı, İbrahim Hakkı Konyalı, Fuat Köprülü ve Yahya
Kemal gibi şair ve yazarların hem Osmanlı Türkçesiyle hem de Latin alfabesiyle not
tuttukları bilinmekte.
Süheyl Ünver
Hoca’nın notları da böyledir. Gülbün Mesara Hanım’ın dediği gibi eski yazılı
rik’a hattındaki notlarını okumak, oldukçanın da üstünde zordur. İlginçtir ki Latin
harfli notları için de aynı durum söz konusu. Her iki yazı da çok hızlı yazıldığından
stilize özellikler taşır. Hocanın notlarını kaleme aldığı ve Süleymaniye Kütüphanesine
bağışladığı 1500 kadar defterde, durum değişmez.
Süheyl Ünver’in Yunus Emre notları ilk kez gün ışığına çıkıyor.
Türk Dil
Bayramı kutlamalarına davetli olduğu, 2-8 Haziran 1961 ve 14-17 Eylül 1966 tarihlerinde
Karaman’da misafir edilen Hoca; bu ziyaretleri bir fırsata çevirerek vaktinin
çoğunu Karaman tarihî eserlerini inceleme ve gözlemlerle geçirmiştir. Hoca’nın
ne derece kayıtçı ve belgeci olduğu Karaman defterlerindeki notlarından ve derlediği
belgelerden de görülebilmektedir.
Notlarına
yansıdığı şekliyle Süheyl Ünver için Yunus Emre; özel bir konu olmanın ötesinde
güzel bir derttir. Ondan dolayıdır ki hem Yunus Emre’nin gerçek kimliğini hem
de özgün şiirlerini öğrenebilmek için dinmek bilmez bir meraka sahiptir. Bu motivasyonla
Karaman’da ilk ziyaretini Yunus Emre Camii’ne yapan Hoca, Yunus Emre’ye ait
birçok tartışmalı konuyu da mekân merkezli ele alarak notlarına katar. İlgili
mekanların genel ve ayrıntılı çizimlerini yapar; kupürler ekler, fotoğraflar
yapıştırır. Fotoğraf, kupür ve çizimleri mutlaka açıklama, yorum, eleştiri ya
da hatıralarla destekler. İstanbul dönüşü Yunus Emre notlarını almaya devam
ettiği, defterin ileri sayfalarındaki Raif Yelkenci’den yaptığı aktarımlardan
belli olmaktadır.
Süheyl
Ünver’in Yunus Emre notlarını; mekân izlenimleri, Yunus Emre hakkındaki görüşleri,
sözlü kültür kayıtları, Yunus Divanı Karaman Nüshası değerlendirmesi, Yunus
Emre şiirleri ve Raif Yelkenci atıfları olarak gruplamak mümkündür.
Yunus Emre Camii izlenimleri
Karaman’a
iner inmez, birlikte geldikleri kafileden ayrılarak Mimar Ali Saim Ülgen ve
Yılmaz Önge’yle Yunus Emre Camii’ne giderler (Karaman Defteri 733:52). Hocanın
derin mimari bilgisi ve estetik görüşü, Yunus Emre Camii’ne eleştirel yansır. “Güzel
bir Karaman
devri eseri. Fakat kötü ve cahilâne tamir eski havayı yok etmiş.” tespiti, eserin
çok kötü tamiratına bakışla yaşadığı hayal kırıklığını içinde barındırır (Ünver,
1961:52).
Hoca’nın mekân
ziyaretlerinde ne kadar ayrıntıcı ve dikkatli olduğu Yunus Emre Camii mihrabı
ile hazire mezar taşları notlarında çok belirgindir. Çoğu kişinin bakmaya bile
gerek duymadığı mezar taşları için yazdığı “Bağçede XIV ve XV’inci asır birkaç
mezar taşı var (Ünver, 1961:52).” cümlesi, bir yorumdan çok tespittir.
Çünkü bugünkü imkanlarla yapılan araştırmalarda ortaya çıkmıştır ki, Yunus Emre
Camii Haziresi’nde 13-15. yydan kalma mezar taşları vardır. Hocanın bu kuvvetli
görüşü; aslında engin Türk İslam süsleme sanatı bilgisi ile Anadolu’da gördüğü
yüzlerce tarihi eserlerin karşılaştırılmasıyla elde ettiği bir sonuçtur.
Aynı deneyim
ve birikim ile cesurca, özgüvenlice “Mihrab eski, tamirde bozulmuş (Ünver,
1961:52).” tespitinde bulunur. Çünkü Yunus Emre Camii’nin tek özgün unsuru
olan mihrabı Selçuklu üslubunda mimari ve süslemeye sahip olduğundan “çok eski”dir.
Cami
incelemesi sırasında karşılaştıkları bir Karamanlı ile aralarında geçen
konuşmayı anlatmadan geçmez Üstad(Ünver, 1961: 68,152). Bu hatıra, halktan biri
ile uzman kişinin tarihi esere bakışını göstermesi açısından ibretliktir. Süheyl
Ünver ve arkadaşları caminin kötü tamiratını esefle konuşurken yanlarına bir
yaşlı gelir ve onların konuşmasına ortak olur. “Burası bozulmuş diyorsunuz,
bakın ne güzel temiz ve yeni oldu.” diye onlara öğretmek ister, o ihtiyar!
Süheyl Ünver’in cevabı ilginçtir:
-Babacığım
bak senin halvetli ve sakallı yüzün var. Şimdi senin bıyık ve sakalını keselim.
Dudaklarını boyayalım, yanaklarına allık sürelim ve kaşlarına sürme çekelim. Sen
neye dönersin. Aynaya baksan sokağa çıkamazsın. İşte burası böyle olmuş. Bak
sakalının ve güzelliğinin ne kadar nurlu diyoruz. O artık senin şahsiyetin olmuş.
Sen onsuz yaşayamazsın…
Yaşlı
adam düşünür, düşünür ve “Hakkın var Efendi. Yunus’un
ruhaniyetini yok etmişler.” der.
Aslında o
yaşlı adam, Süheyl Ünver’in ne demek istediğini hiç anlamamıştır ancak verebileceği
yerinde bir cevabı olmadığı için o an için haklısın demekle yetinmiştir.
Yunus Emre Camii’nde bir Kur’ân-ı Kerîm
“Esersiz
insan iki kez ölüyor.” diyen Ünver, Evliya Çelebi gibi kayıtçılığını
Yunus Emre Camii’nde göstererek gördüğü bir Kur’ân-ı Kerîm’in rik’a ketebesini alır:
Kur’an-ı Kerim
Yunus Emre Camii’nde Kur’an-ı Kerim
Ketebehu Mecidullah bin Mustafa el-Karamanî/min el-
Seyyid el-Hac Hafız Ömer Efendi el-Larendî senete 1216 Fî 2 Rebiulâhir
İstanbul tezhibi. (Ünver, 1961: 51)
Ketebe kaydına
göre bu Kur’ân-ı Kerîm, el-Seyyid el-Hac Hafız Ömer Efendi
el-Larendî’nin öğrencilerinden Mustafa el-Karamanî oğlu Mecîdullah’ındır.
Mustafa el-Karamanî oğlu Mecîdullah da 2 Rebiulâhir 1216(12 Ağustos 1801)’de bu
tarih ve ketebe kaydını yapmıştır. Ünver’in “İstanbul tezhibi” tespiti,
Kur’ân-ı Kerîm’in İstanbul’da yazıldığı ve hazırlandığı anlamına gelmekte.
Yunus Emre’ye dair görüşleri
Süheyl
Hoca’nın Yunus Emre’ye dair görüşleri Cahit Öztelli eleştirisiyle başlar. Folklorcu
ve edebiyatçı olan Cahit Öztelli, gereğinden fazla rol üstlenerek Yunus Emre
konusunda hiç de ciddi ve bilimsel olmayan peşin hükümlü ve abartılı yayınlar
yapar. En büyük iddialarından biri de kişiliğine, kimliğine uymamasına rağmen siyasi
entrikalar içinde gösterdiği Yunus Emre’nin Karamanoğullarınca idam edildiğidir
(Ünver, 1961: 150). Hoca’nın bu görüşe tepkisi sert, sağlam ve yapıcıdır:
Cahit Öztelli’nin bu konudaki konuşmasını ben de dinledim ve kesin iddiasına şaşırdım. Şeyh Yunus nâmında birini karıştırıyor. Sonra esasen Yunus Emrelerin kaç tane? Hâlâ hayatı meçhuller içinde. Ben bu teferruat üzerinde durmuyorum. Zira bunlarla hiçbir şey kazanmış olmayız.
Yunus Karaman’da bulunuyor. Orada öldüğünde herkes müttefik. Eskişehir’deki asıldır diyenler! Bence Yunus’un ölümünden sonra namına tekkeler açılmış. Heykeli yerine sembolik mezarlar yapılmış. O zamanların an’ânesi … (Ünver, 1961: 150).
Yunus Emre Karaman’da bulunuyor!
Cahit
Öztelli’yi eleştirirken Hoca, hârika bir işe de imza atmıştır. Başka hiçbir yerde
bulunamayacak görülemeyecek biçimde Yunus Emre hakkındaki kişisel kanaat ve yorumların
ötesinde bir hükmü de açıkça ve kesince aktarıverir. “Yunus Karaman’da bulunuyor. Orada öldüğünde
herkes müttefik.” derken Yunus Emre’ye ait en doğru kaynakların Karaman’ı
gösterdiğini bunun da ilim aleminde itirazsız kabul gördüğünü doğrudan vurguluyor.
Devamında Karaman’da adına bir tekke, anısına da bir mezar yapılmış olmasını
da görüşünü destekleyen bir gerekçe olarak belirtiyor.
Evliya Çelebi de Yunus’u Karaman’da görmüş!
Bir gezi
olduğu kadar saha araştırmasıdır, Karaman ziyareti Hoca için! Aynı zamanda aynı
mekânda Evliya Çelebi ile geziyormuşçasına bir heyecan da vardır içinde. Seyahatname’deki
“Evliya Çelebi 1671 yılında ‘Karaman’da (s. 315) Yunus’dan istimdad ettim.’
diyor.” (Ünver, 1961: 186) notunu
aktarmasının altında yatan temel neden; yaklaşık 300 yıl önce Yunus Emre Camii’ne
gelen Çelebi ile kendini özdeşleştirmesidir. Evliya Çelebi’nin notunun
sadeleştirilmiş tam metni; “Ve Kirişçi Baba
Camii’nde Türkçe tasavvufî şiir ve mesnevîsi ile meşhur Yunus Emrem
Hazretleri mezarı. Ve bunlardan başka büyük evliyalar var Karaman’da. Ve hepsinin
âsitânesine (mezarına) bu âsi yüzüm sürüp ruhâniyyetlerinden istimdâd taleb ettik...”
(Evliya Çelebi, 1935: 315)
biçimindedir.
Süheyl Ünver’in
bu notu kaydetmeye değer bulmasının altında bazı etkenler de gizlidir.
Öncelikle Evliya Çelebi’nin Seyahatname’de “Yunus Emre’den sadece Karaman’da” söz
ettiğinin Hoca da farkındadır. Bugün Yunus Emre’yi sahiplenen şehirlerin hiçbirinde
Evliya Çelebi’nin Yunus Emre’den söz etmemesi Süheyl Ünver için hem anlamlı hem
de bir sonuçtur. İkinci olarak Evliya Çelebi’nin Yunus Emre hakkında kullandığı
şair ve şiir nitelemeli ifadelerin tamamı Karaman’daki Yunus Emre mekân, sözlü
yazılı kaynaklar ile de uyumlu bütünlük gösterir. Süheyl Ünver’in gördüğü de Yunus
Emre’ye dair sağlam kaynaklardaki kayıtlarla Evliya Çelebi’nin söylediklerinin tamamen
örtüşmesidir. Zira Yunus Emre’yle ilintili cami, tekke, mezar, türbe, yazılı
kaynakların tamamı Karaman’ı işaret etmektedir. Hepsinden daha önemlisi Yunus
Emre’nin çok çok eski bir divanı da Karaman’da bulunmaktadır. İleride
söyleneceği üzere Hoca, Yunus Emre’nin soyunun halen Karaman’da devam ettiğini
öğrenmiştir.
Böylece Evliya
Çelebi atfının sonrasında “Asıl Yunus Emre (bu). Diğer Âşık Yunus ve Derviş
Yunus başka. (Ünver, 1961: 186)” diyerek topladığı ipuçlarını
birleştirerek üstüne basa basa Yunus Emre’nin Karaman’da olduğunu ilan ediyor!
Yunus Emre’nin torunları
Süheyl
Ünver’in “Yunus Karaman’da…” hükmünde etkili olan kanıtlardan biri de “İlk
türbedar sülalesi hâlâ devam ediyor.” notunda saklıdır
(Ünver, 1961: 186).
Yunus
Emre Tekkesinin son şeyhinin torunları Karaman’da büyük bir sülale, “Duru”
soyadıyla yaşamaktadır. Hoca’nın söz ettiği sülale de Duru sülalesidir. 1979
yılında ölen ve Yunus Emre Tekkesi son şeyhinin ikinci oğlu olan tüccar iş adamı
Ziya Duru ile Hoca’nın görüştüğü ve ondan haylice bilgi aldığı da bu nottan
anlaşılmaktadır.
Yunus Emre Divanı Karaman Nüshası değerlendirmesi
Süheyl Ünver, Karaman Nüshası’nı Baha
Kayserilioğlu’nun elinden görme fırsatı bulup inceler (Ünver,
1961, s. 50). Süheyl
Hoca’nın “Baha
Bey’de en eski Yunus divanı gördüm. Tarih yok. XIV. asır sonu.” kaydı hem
yorum hem de hüküm özelliği taşımaktadır. Divan için “14. yy sonu”
hükmünde Bibliothèque
Nationale Şark Yazmaları Bölümü’nde çalışırken ve Anadolu’da gördüğü incelediği
yazma eserlerle elde ettiği birikim, deneyiminin etkisi büyüktür. Daha
eski bir Yunus Emre divanı görmediği için de “En eski Yunus divanı”
tespitini yapabilmiştir.
Baha
Kayserilioğlu’nun elindeki divan, zaten Yunus Emre Tekkesine aittir. Yunus Emre
Divanı, Yunus Emre Tekkesi’nde iken Kadiri Tarikatı şeyhi Hacı Bekir Efendi’nin
muhafazasına geçer. Ölümüne yakın 1922 yılında Kayserilizâde Bahri Efendi
tarafından geri getirilmek şartıyla okunmak için alınır ancak verilmez. Sonra
divan, Bahri Efendi’nin avukat oğlu Baha Kayserilioğlu’nun elinde ortaya çıkar.
1950’lerden itibaren de Baha Kayserilioğlu tarafından ulusalda tanıtıma
başlanmış; Fuat Köprülü, Abdülbaki Gölpınarlı, İbrahim Hakkı Konyalı, Cahit
Öztelli gibi belli başlı ilim adamları tarafından görülmüş ve incelenmiştir.
Hocanın
neden iyi ve tarafsız bir kayıtçı olduğunu gösteren bir diğer örnek de Karaman
Nüshası’na aykırı görüş bildiren Raif Yelkenci görüşlerine yer vermesidir.
Bilindiği üzere Yunus Emre Divanı Karaman Nüshası’nın dönemini 18. yy olarak
belirten iki ilim adamı Abdülbaki Gölpınarlı ve Raif Yelkenci’dir. Her ikisi de
divanı görmüş ama elde edememiştir. Süheyl Ünver bu durumu da bildiği için
notun bulunduğu sayfada alt satıra da rik’a hattında ünlü Sahaf Raif Yelkenci’nin
“Raif Bey
görmüş, yeni nüsha diyor.” (Ünver, 1961: 50) görüşünü eklemeyi ihmal
etmemiş. Ancak paragraf başında da aktarıldığı üzere Hoca, Sahaf Raif Yelkenci’nin
yorumuna itibar etmeyerek “Tarih yok. XIV. asır sonu.” nüshası olduğunu
vurgulamıştır.
Sözlü kültür tespitleri
Su misali yaşanılan her an zaman
içinde akıp giderken sadece kaydedilenler geleceğe taşınabildiğinden Hoca da
Yunus Emre’yle ilgili folklorik ne buldu ise kaydetmiştir.
“Yunus
Emre Camii’nde namaz:40 gün
sabah namazını yeni hac sevabını kazanırmış. (Ünver, 1961: 50)” sözü, mekânı özendiren
ve kutsanacak derecede öne çıkaran bir halk inancıdır.
“Benim
Eski Yunus
Emrem/Karaman’da
Yunus Emre için söylenenlerden: Yunus
Emre’de 40 gün sabah namazı kılar yarı hac sevabı kazanmış olur. /Sabah
namazı en çok kalabalık cami bu. (Ünver, 1961: 196)” aktarımı; Karaman’da
Yunus Emre’nin ne denli canlı yaşandığına kanıttır.
Süheyl Ünver de farkındadır ki,
sözlü kültür, közün üstündeki küldür. Küle dikkat eden közü de görmektedir. Karaman’da
Yunus Emre’ye dair oluşan sözlü kültür, 700 yıl önce yakılmış Yunus Emre ateşinin
külüdür aslında.
Kaynakça
Ünver, Süheyl (1961), Karaman Defteri
733, Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver Araştırma Merkezi, Süleymaniye Kütüphanesi,
İstanbul
Evliya Çelebi, Evliya Çelebi Seyahatnamesi,
C 9, MeV, İstanbul, 1935
Özgün metin için bakınız:
24/07/2019
Yunus Emre Camii penceresine lento yapılan 1382 tarihli mezar taşı
Öyle bakmakla görülecek bir yerde değildir, bu mezar taşı. Ziyaretçiler,
cemaat hatta cami görevlileri bile göremezler. Deyim yerinde ise zulada.
Yıllarca bakındığım halde buluşum da tesadüfendir.
Bakmadığım duvar, pencere kalmamıştır. Yüzey pürüzlerine
kadar dikkat kesilerek tüm cephelerde iç ve dış duvar yüzeylerdeki taşların her
birini ayrı ayrı incelemişimdir. Zihnimin bir köşesinde sürekli büyüyen “O
mezar taşı nerede?” sorusu peşi sıra arayışlarım hep hüsranla bitmiştir.
Ta ki 2011 yılının sonlarına kadar. O yıl cami, restorasyon
için ibadete ve ziyarete kapatıldı. Duvarlardaki sıvalar söküldüğü özgün yapısı
ortaya çıkan camiye giderken o penceredeki mezar taşı da aklımda idi.
Mezar taşından ilk bahseden İbrahim Hakkı Konyalıdır. 1965
yılında yazdığı Karaman Tarihi’nde Yunus Emre Camii’ni anlatırken son cemaat
yerinin hazireye bakan penceresindedir, der kısaca. Son cemaat yerinin içinden
de dışından da bir şey görünmüyor. Duvarlar çok düzgün kesme taşlar ile örülü.
Kitabelisinden geçtim üzeri çizik taş görmek mümkün değil duvarlarda. İnsan
şüpheye düşüyor. Acaba Konyalı, son cemaat yerinin değil de caminin hazireye
bakan penceresini mi kast etti? Olacak ya burada da hiçbir iz görünmüyor. Yoksa
Konyalı’dan daha sonraki zamanlarda bu mezar taşı buradan çıkarılıp yerine bir kesme
taş mı konuldu? Umutların boşa gittiği tam bu zamanda hazirenin duvarında
oturakalmışken istem dışı sağa sola kayan göz, son cemaat yeri penceresine
odaklanıyor. O da ne. Pencere tavanında olağandışılık var. Pencere tavan yüzeyi
kitabeli. İşte bu. Aramakla bulunmaz ama arayanlar bulurmuş sözü bir kez daha
gerçekleşiyor.
Yaşanılan anlatılamaz sevinç ve heyecanla ilk iş kitabeyi
okumak sonra fotoğraflamak oldu. İlk şaşkınlık sonrası zihin düzlemi sorular,
sorgulamalarla depreşiyor.
Hangi akılsız bu mezar taşını pencereye koyar ki, diyesi geliyor
insanın!
Konyalı’nın aktardığına göre hayırseverler 1944 yılında Yunus Emre
Camii’ne yeni baştan el atmışlar. Ovada taşı bulmak bir zor; getirmek, işlemek
ve kullanmak daha bir zor. O yüzden bir usta için en iyi taş, elinin altında
olandır. Uzun, kalın ve tek parça olarak pencere lentosuna uzatılabilecek en
iyi malzeme bir mezar taşından başka ne olabilir ki? Hazire de taş ocağı gibi,
mübarek. Kısaca taş ustası haziredeki en uygun mezar taşını alıp pencere
lentosuna yerleştirmiş.
Şimdi biraz sakinleşip olumlu düşünelim.
Bu mezar taşı pekâlâ başka sebeplerle yok olup gidebilirdi de!
Mezar taşlarının başlarına neler gelmedi ki! Mezarlık ve hazirelerdeki binlerce
mezar taşı, yol yapımı çevre düzenlemesi adı altında yok olup gitmiş. Halen de
tarihi mezar taşları yeni mezarlara kapak taşı yapılmakta. Bunu yapan
bildiğimiz Müslüman Türk vatandaş. Gavur falan değil. Pencere lentosu yapılan
mezar taşı, bir bakıma korumaya alınmış. Yerinde çoktan yeller esebilirdi de!
Mezar taşındaki tarih ne anlam taşıyor?
Arapça olan kitabe metni “min yevmi’l- (…….) sâbi’un
aşera şehrun/rebi’ul-âhiru/li-senete erba’a ve/semânîne ve seb’a mietun”dur. Gün
adının yazılı olduğu taraf kesildiği için bir şey okunamıyor.
Bu bir hicrî tarih.
(……) günü 17 Rebîulâhir 784.
Milâdî karşılığı 30 Haziran 1382.
Mezar taşı bu tarihiyle daha anlamlı daha önemli oldu. Yunus Emre Camii’nde
Yunus Emre dönemine çok yakın tarihli bir mezar taşı bu. Arada 60 yıl var. Mezar
taşı sahibinin 70 ya da 80 yıl yaşadığı varsayıldığında Yunus Emre ile 10-20
yıllık zaman diliminin kesiştiği çok rahat görülebilmekte. Üstelik zaman kesişmesi
aynı mekânda. Demek oluyor k, Yunus Emre ile bu kişi aynı yerde aynı havayı
solumuş. Hazirelere herkesin gömülmediği düşünüldüğünde bu kişinin Yunus
Emre’nin yakın-uzak dereceden bir akrabası ya da Yunus Emre ile aynı cemaatten önemli
biri olduğunda şüphe yoktur.
Peki bu mezar taşı kime ait olabilir?
Bu sorunun cevabı yine mezar taşında saklı. Bu bir mezar ayak taşıdır.
Bir de baş taşı olmalıdır. Konyalı o günkü araştırmalarında fark edemese de baş
taşı da ayak taşının arkasında. Son cemaat yeri tarafından pencere sövesinin
hemen arkasına yanlamasına dikmişler. Sadece kalın kenarı alttan görünüyor. Kim
bilir belki bir gün bu mezar taşları buradan çıkarılır da kime ait olduğu
tespit edilir.
Yunus Emre araştırmaları için bu mezar taşı, tarihi bir kanıt,
birinci dereceden kaynak malzemedir. Haziredeki 13. -14. yy mezar taşları bu
durumu kuvvetle destekler. Türkiye’nin hiçbir yerinde Yunus Emre ile bağlantılı
ilintili bu kadar zengin kaynak da yoktur.
Bu yazıyı 2012’den bu yana birkaç kez yayınlamaya
niyetlendim. Her seferinde de uygun bir takvime erteledim. Yunus Emre’nin
ölümünün 700. yılı yaklaştığı bu günler herhalde daha anlamlı olmuştur.








